Âl-i İmrân Sûresi 151. Âyet
آل عمران
Senulkî fî kulûbi-lleżîne keferû-rru'be bimâ eşrakû bi(A)llâhi mâ lem yunezzil bihi sultânâ(en)(s) veme/vâhumu-nnâr(u)(c) vebi/se meśvâ-zzâlimîn(e)
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koştuklarından dolayı; inkar edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.
Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!
Bu ayet, inkarcıların kalplerine salınacak korkuyu, Allah'a ortak koşmalarıyla ilişkilendirir ve onların nihai durağının cehennem olduğunu vurgular. Ayet, şirk ve zulüm kavramlarının sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elkâ' fiilinin bir şeyi atmak, bırakmak veya bir yere ulaştırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'senülkî' ifadesi, Allah'ın korkuyu inkarcıların kalplerine doğrudan ve kesin bir şekilde yerleştirmesi, onların içlerine atması anlamındadır. Bu, korkunun dışarıdan gelen bir etki olmaktan ziyade, içsel bir durum haline geleceğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ilkâ' fiilini mecazi anlamda 'bir şeyi birine vermek, ona musallat etmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın korkuyu inkarcıların kalplerine bir ceza olarak, onların iradeleri dışında yerleştirmesi anlamındadır. Bu, ilahi bir müdahale ile kalplerin korkuyla dolacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalb' kelimesinin bir şeyin özü, merkezi ve dönen, değişen şey anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kulûb' ifadesi, inkarcıların inanç ve idrak merkezleri olan kalplerine korkunun yerleşeceğini, bu korkunun onların iç dünyalarını altüst edeceğini vurgular. Kalbin bu bağlamda hem akıl hem de duygu merkezi olduğu anlaşılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kalb' kavramının sadece duygusal değil, aynı zamanda entelektüel ve ruhsal bir merkez olarak kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'kulûb' kelimesi, inkarcıların sadece duygusal olarak değil, aynı zamanda düşünsel ve iradi olarak da korkuya kapılacaklarını, bu korkunun onların tüm varlıklarını etkileyeceğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, inkarcıların Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberlerin getirdiği hakikatleri bilerek veya bilmeyerek örttüklerini, gizlediklerini ifade eder. Bu örtme eylemi, onların kalplerine korku salınmasının temel nedenidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin 'nimeti örtmek, nankörlük etmek' ve 'dini inkar etmek' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Ayetteki 'keferû' kelimesi, Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük eden ve O'nun birliğini inkar eden kimseleri ifade eder. Bu inkar, onların kalplerine korku salınmasının ve cehenneme gitmelerinin nedeni olarak sunulur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'küfr' kavramının sadece inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'a karşı nankörlük ve O'nun ayetlerini reddetme eylemi olduğunu vurgular. Ayetteki 'keferû' ifadesi, inkarcıların Allah'ın varlığına ve birliğine dair delilleri görmezden gelmeleri, onları örtmeleri ve böylece ilahi gazaba müstahak olmaları anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şirk' kelimesinin 'ortaklık, ortak koşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eşrakû' ifadesi, inkarcıların Allah'ın mutlak birliğine rağmen, O'na başka varlıkları ortak koşmaları, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmeleri anlamındadır. Bu eylem, kalplerine korku salınmasının ve cehenneme gitmelerinin temel sebebidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şirk'in Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde O'na ortak koşmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'eşrakû' kelimesi, inkarcıların Allah'a hiçbir delil indirmediği şeyleri ortak koşarak tevhid ilkesini ihlal ettiklerini, bu büyük günahın onların kalplerine korku salınmasına yol açtığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sultân' kelimesinin 'hüccet, delil' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ lem yünezzil bihî sultânen' ifadesi, inkarcıların Allah'a ortak koştukları şeyler için Allah tarafından indirilmiş hiçbir delil, hiçbir kanıt olmadığını vurgular. Bu, onların şirklerinin tamamen temelsiz ve batıl olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sultân' kelimesinin 'güç, yetki, delil' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ortak koşulmasına dair hiçbir ilahi yetki veya kanıt indirmediğini, dolayısıyla inkarcıların bu eylemlerinin tamamen kendi uydurmaları olduğunu ve ilahi rızaya aykırı olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'me'vâ' kelimesinin 'sığınak, barınak, dönülen yer' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'me'vâhumu'n-nâru' ifadesi, inkarcıların bu dünyadaki amellerinin bir sonucu olarak ahiretteki nihai sığınaklarının, barınaklarının cehennem ateşi olacağını kesin bir dille ifade eder. Bu, onların kaçınılmaz sonunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'me'vâ' kelimesinin 'dönüş yeri, ikametgah' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki kullanımı, inkarcıların şirk ve inkar eylemleri nedeniyle ahiretteki kalıcı ikametgahlarının cehennem olacağını, bu durumun onların hak ettikleri bir ceza olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesinin 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak, haddi aşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ez-zâlimîn' ifadesi, Allah'a ortak koşarak en büyük haksızlığı yapan, O'nun hakkını çiğneyen ve böylece kendilerine de zulmeden kimseleri ifade eder. Onların cehennemdeki kötü durağı, bu zulümlerinin bir sonucudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulm' kavramının sadece başkalarına haksızlık etmek değil, aynı zamanda Allah'a karşı gelerek kendi nefsine zulmetmek anlamında da kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'ez-zâlimîn' kelimesi, inkarcıların Allah'a şirk koşarak hem Allah'ın hakkına tecavüz ettiklerini hem de kendilerini ebedi azaba sürükleyerek kendi nefislerine zulmettiklerini vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(151) (Senulkıy fî kulu Bil'leziyne keferürru'be Bima eşrekû Billâhi mâ lem yünezzil Bihi sûltanen ve me'vahümün nar* ve bi'se mesvez zâlimîn;)
“Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr
edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zâlimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!