İçeriğe atla
Âl-i İmrân 16Cüz 3 · Sayfa 52

Âl-i İmrân Sûresi 16. Âyet

آل عمران

Sohbete sor

Elleżîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ faġfir lenâ żunûbenâ vekinâ ‘ażâbe-nnâr(i)

(16-17) (Bunlar), "Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru" diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah'tan) bağışlanma dileyenlerdir.

Âl-i İmrân Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(16) (Elleziyne yekulune Rabbena innena amenna fağfir lena zünubena ve kına azaben nar;) Onlar ki, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!" derler.

Cenâb-ı Hakk burada belirtilen zümreleri övmüş oluyor. Bu kişiler daha henüz kendi varlıklarının hakikatini idrak etmemiş kimselerdir yani vahdete ermediklerinden kendilerini birim kabul ederek Rab’larından niyazda bulunuyorlar, yani gerçek şeriat yaşantısı içinde olanlardır. Rabbenâ dediklerinde kendi Rab’larına niyaz ediyorlar, bu biraz meselenin ince yönüdür, çünkü genelde Rab dendiğinden herkes aynı Rab’ba yöneliyor zannedilir oysa

neticede herkesin kendine has bir Rabbi vardır, tabii oradan da Rabbül âlemine ulaşıyor. Kim neyi daha çok seviyorsa onun Rabbi bir bakıma o oluyor, bu sevilen gerçekten Rabbül Erbab ise orada sorun yoktur, fakat bu sevilen şey Hakk sevginin üstüne çıkıyorsa işte onun Rabbı o oluyordur. İşte bu durumda bu Âyet ile istenenler bu Rab’tan istenmiş oluyor, o nedenle kendimizdeki üstün sevginin hangisi olduğunu iyi düşünelim ve dünya ve ahiret saadeti için hepsini yerli yerine oturtalım.

Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz.Ali'ye sorar der ki:
-Ya Ali ALLAH (c.c.)' ı seviyor musun?

-Evet ya Rasûlüllah.
-Peki beni seviyor musun?

-Evet ya Rasûlüllah.
-Peki eşini seviyor musun?

-Evet ya Rasûlüllah.
-Peki çocuklarını seviyor musun?

-Evet ya Rasûlüllah.
-Peki bunların hepsini bir kalpte nasıl yapıyorsun?

diye sorunca Hz. Ali beklemediği bu soru karşısında şaşırmış ve cevap verememişti.Bunu düşünmem gerek diyerek oradan ayrılmıştı.Hz. Ali düşünceli bir şekilde dolaşırken eşi Hz. Fatıma düşünceli olduğunu fark ederek kendisine sorar:
-Nedir bu hal ya Ali? der.

-Eğer bu düşünceliğin dünyevi kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz bırak gitsin. Yok bu halin Rahmani kaygılarından dolayı ise, anlat birlikte çözüm bulmaya çalışalım der.
Hz. Ali (k.v.) Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile arasında geçen diyaloğu birbir Hz. Fatıma ya anlatır. Hz. Fatıma durumu öğrenince tebessüm eder. Hz. Ali ye der ki;

-Ya Ali babama git ve de ki:
Kişi ALLAH(c.c.) ı aklı ve ruhu ile sever. Peygamberimizi kalbiyle sever. Eşini nefsiyle sever. Çocuklarını şefkatiyle sever.
20

Hz. Ali aldığı bu aldığı bu cevap karşısında memnun olur ve hemen Peygamber efendimizin yanına gelerek Hz. Fatımadan öğrendiklerini Peygamber Efendimize anlatır. Peygamber efendimiz cevabı alınca tebessüm eder ve der ki;
Ya Ali bana getirdiğin bu gül nübüvvet ağacından koparılmıştır.

Ne zaman ki Hak muhabbetinin üstünde olarak bir yere yönelmiş isek netice olarak muhakkak oradan bize bir ceza gelir, çünkü Cenâb-ı Hakk’ın sevgisinin üstünde bir sevgi insanoğluna yakışmaz, bütün varlığını O vermiştir.

İmân etmekle dışarıda olan bir çok bağlardan kurtulup tek bir olan Allah’a yönelme gerçekleşiyor, eğer imân edilmemiş olursa insân düşüncesi tek istikamette top-lanmış olmaz fakat imân vahdet yaşamı değildir ve imândan vahdete geçmek gerekir. İmânda bir imân eden bir de imân edilen vardır her ne kadar çokluktan ikiliğe kadar gelinmiş ise de vahdete geçilmemiştir.

Kişi gerçek hakikatine ulaştığında bu dualar için kendi-sinde ne bir ağız ne de gönül bulabilir, tam bir teslimiyyet ile Hak’tan ne gelirse kabul eder. Ve imânın hakikatine ulaşan kişi için ikân yani yakîn hali gerçekleşir ve nefsi benliğin kalmadığı bir yaşama geçer.