Âl-i İmrân Sûresi 160. Âyet
آل عمران
İn yensurkumu(A)llâhu felâ ġâlibe lekum(s) ve-in yaḣżulkum femen żâ-lleżî yensurukum min ba'dih(i)(k) ve'ala(A)llâhi felyetevekkeli-lmu/minûn(e)
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etsinler.
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.
Âl-i İmrân 160. ayet, Allah'ın yardımı ve terk etmesi kavramları üzerinden müminlerin tevekkülünü vurgular. Ayet, zaferin ve yenilginin nihai kaynağının Allah olduğunu dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), düşmana karşı yardım etmek ve destek olmak anlamına gelir. Ayetteki 'yenṣurkum' ifadesi, Allah'ın müminlere düşmanlarına karşı zafer bahşetmesi ve onları güçlendirmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece maddi bir yardım değil, aynı zamanda manevi bir destek ve ilahi bir lütuftur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nasr, bir kimseye düşmanına karşı galip gelmesi için yardım etmektir. Ayetteki 'İn yensurkumullahu' (Eğer Allah size yardım ederse) ifadesi, Allah'ın müminlere olan desteğinin mutlak ve belirleyici olduğunu, bu desteğin varlığında hiçbir gücün onlara galip gelemeyeceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nasr kavramı Kur'an'da genellikle Allah'ın müminlere düşmanlarına karşı verdiği ilahi yardımı ifade eder. Bu yardım, müminlerin kendi güçlerinin ötesinde bir başarıya ulaşmalarını sağlar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yardımının nihai ve belirleyici bir faktör olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğalabe (غلب), bir şeye üstün gelmek, onu yenmek ve ona hakim olmak anlamındadır. Ayetteki 'felâ ğâlibe lekum' (sizi yenecek yoktur) ifadesi, Allah'ın yardımıyla müminlerin hiçbir düşman tarafından mağlup edilemeyeceğini, onların mutlak bir üstünlüğe sahip olacağını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğalib, 'galip gelen' demektir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın yardımıyla müminlerin düşmanlarına karşı mutlak bir üstünlük elde edeceğini, hiçbir gücün onlara karşı gelemeyeceğini mecazi olarak değil, doğrudan bir gerçeklik olarak ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ğalib, 'galip gelen, üstün gelen' anlamındadır. Ayetteki 'felâ ğâlibe lekum' ifadesi, Allah'ın yardımıyla müminlerin yenilmez bir konuma geleceğini, düşmanlarının onlara karşı hiçbir başarı elde edemeyeceğini kesin bir dille belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hazl (خذل), bir kimseyi yardımsız bırakmak, ona destek olmamak ve onu terk etmek demektir. Ayetteki 've in yahzulkum' (eğer sizi yardımsız bırakıverirse) ifadesi, Allah'ın desteğinin çekilmesi durumunda müminlerin zayıf düşeceğini ve başka hiçbir gücün onlara yardım edemeyeceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hazl, bir kimseyi yardımsız bırakmak ve ona destek olmamaktır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın desteğinin kesilmesinin, müminler için en büyük felaket olduğunu ve bu durumda başka hiçbir yerden yardım gelemeyeceğini açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hazl kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın bir topluluğu veya kişiyi kendi haline bırakması, onlara yardım etmemesi anlamında kullanılır. Bu durum, ilahi desteğin kesilmesiyle sonuçlanır ve ayetteki 'eğer sizi yardımsız bırakıverirse' ifadesi, bu durumun ciddiyetini ve sonuçlarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevekkül (توكل), bir işi başkasına havale etmek, ona güvenmek ve ona dayanmak demektir. Ayetteki 've alallahi felyetevekkelil mu'minûn' (İnananlar yalnız Allah'a güvensinler) ifadesi, müminlerin tüm işlerinde ve zorluklarında sadece Allah'a güvenmeleri, O'na sığınmaları gerektiğini emreder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tevekkül, bir kimsenin işini başkasına bırakması ve ona güvenmesidir. Ayetteki kullanımı, müminlerin Allah'ın kudretine ve hikmetine tam bir teslimiyetle güvenmeleri gerektiğini, zira yardımın ve terk etmenin nihai kaynağının O olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tevekkül, Kur'an'da merkezi bir kavram olup, Allah'a tam bir güven ve teslimiyet anlamına gelir. Bu, sadece pasif bir bekleyiş değil, aynı zamanda gerekli çabayı gösterdikten sonra sonucunu Allah'a bırakma halidir. Ayetteki emir, müminlerin Allah'ın mutlak gücüne olan inançlarını eyleme dökmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), tasdik etmek, güvenmek ve emniyette olmak anlamlarına gelir. Mü'min (مؤمن) ise, Allah'a ve O'nun bildirdiklerine kalben tasdik eden, dil ile ikrar eden ve uzuvlarıyla amel eden kişidir. Ayetteki 'el-mu'minûn' ifadesi, bu özelliklere sahip olanların Allah'a tevekkül etmesi gerektiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mü'min, Allah'a iman eden, O'nun birliğini ve peygamberlerini tasdik eden kimsedir. Ayetteki 'el-mu'minûn' ifadesi, Allah'ın yardımına ve terk etmesine dair bu hakikati idrak eden ve buna göre hayatını şekillendiren kişileri işaret eder. Onlar, tevekkülün muhataplarıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mü'min kavramı, Kur'an'da sadece inanmakla kalmayıp, aynı zamanda bu inancın gerektirdiği güven ve teslimiyeti de içeren bir kimliği ifade eder. Ayetteki 'el-mu'minûn' ifadesi, Allah'a tevekkül etme emrinin, imanlarının bir gereği olarak bu kişilere yöneltildiğini gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(160) (İn yensurkümullahu felâ ğalibe leküm* ve in yahzülküm femen zelleziy yensuruküm min ba'dih* ve alAllahi felyetevekkelil mu'minun;)
“Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.”