Âl-i İmrân Sûresi 177. Âyet
آل عمران
İnne-lleżîne-şteravû-lkufra bil-îmâni len yadurrû(A)llâhe şey-en velehum ‘ażâbun elîm(un)
İman karşılığında küfrü satın alanlar Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır.
İman karşılığında inkarı satın alanlar Allah'a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.
Bu ayet, imanı küfürle değiştirenlerin akıbetini ve bu eylemin Allah'a hiçbir zarar vermeyeceğini, aksine kendilerine elem verici bir azap getireceğini vurgulamaktadır. Ayet, 'şirâ' (satın alma/değiş tokuş) metaforu üzerinden imanın ve küfrün değerini karşılaştırmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şerâ' fiilinin hem satın almak hem de satmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'işteravû' fiili, 'bil-îmân' (iman karşılığında) ifadesiyle birlikte kullanıldığında, imanı verip küfrü almak, yani imanı küfürle değiştirmek anlamını taşır. Bu, daha değerli olanı daha değersiz olanla takas etme metaforudur. (el-Müfredât, s. 445)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür kullanımların Arap dilinde yaygın olduğunu ve 'şerâ' fiilinin 'bâa' (satmak) anlamında da kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, imanı satıp küfrü satın almak, yani imandan vazgeçip küfrü benimsemek anlamındadır. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 106)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirâ' kavramının Kur'an'da sıkça bir 'değiş tokuş' veya 'ticaret' metaforu olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette, manevi bir ticaret söz konusudur; insanlar imanlarını küfürle takas ederek, ebedi kurtuluş yerine azabı satın almışlardır. Bu, değerler hiyerarşisinde yanlış bir seçim yapmayı ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 205)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin asıl anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu anlamdan türeyerek Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve Allah'ın varlığını veya birliğini inkâr etmek manasına geldiğini açıklar. Ayette, imanın zıddı olarak, Allah'a ve getirdiklerine inanmamayı ifade eder. (el-Müfredât, s. 709)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'küfr'ün şer'î manada, Allah'ın birliğini, peygamberlerini veya dinin zaruri hükümlerinden birini inkâr etmek olduğunu belirtir. Ayette, iman karşılığında alınan şey olarak, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine karşı çıkma halini ifade eder. (el-Külliyyât, s. 764)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr'ün Kur'an'daki temel anlamının 'nankörlük' olduğunu ve bunun Allah'ın lütuflarını görmezden gelmekle başladığını, nihayetinde O'nun varlığını ve birliğini inkâra kadar vardığını vurgular. Bu ayette, imanın reddedilmesi ve yerine inkârın benimsenmesi olarak kullanılır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 120-125)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân' kelimesinin kök anlamının 'emniyet' ve 'güven' olduğunu, şer'î anlamda ise Allah'a, peygamberlerine ve onların getirdiklerine kalben tasdik edip güvenmek olduğunu belirtir. Ayette, küfrün zıddı olarak, Allah'a teslimiyet ve O'nun hakikatini kabul etme halini ifade eder. (el-Müfredât, s. 91)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'îmân'ın lügatte tasdik ve güven vermek anlamına geldiğini, şer'î ıstılahta ise Allah'tan gelen her şeyi kalben tasdik etmek ve dil ile ikrar etmek olduğunu açıklar. Ayette, insanların küfürle değiştirdikleri, manevi değeri yüksek olan inanç sistemini temsil eder. (el-Külliyyât, s. 165)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'îmân'ın Kur'an'da sadece entelektüel bir kabulden öte, aynı zamanda bir 'güven' ve 'teslimiyet' anlamı taşıdığını vurgular. Bu, Allah'a karşı duyulan tam bir itimat ve O'nun emirlerine boyun eğme halidir. Ayette, bu değerli manevi halin küfürle takas edilmesi eleştirilir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 100-105)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'darr' kelimesinin 'zarar' anlamına geldiğini ve 'yadurrû' fiilinin de zarar vermek, birine kötülük dokundurmak manasına geldiğini belirtir. Ayette, küfrü seçenlerin bu eylemlerinin Allah'a hiçbir şekilde zarar veremeyeceğini, çünkü Allah'ın mutlak kudret sahibi olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 488)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'darr'ın zıddının 'naf'' (fayda) olduğunu ve Allah'ın zatına hiçbir şeyin zarar veremeyeceğini, çünkü O'nun her şeyden müstağni olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanım, Allah'ın yüceliğini ve insan eylemlerinden münezzeh olduğunu gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, II, 104)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' kelimesinin asıl anlamının 'tatlı su'dan mahrum bırakmak olduğunu, mecazen ise kişiyi hoş olmayan şeylerden alıkoyan veya ona elem veren her türlü cezayı ifade ettiğini belirtir. Ayette, imanı küfürle değiştirenlerin karşılaşacakları elem verici cezayı ifade eder. (el-Müfredât, s. 545)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azâb'ın hem dünyevi hem de uhrevi cezaları kapsadığını ve bu ayette özellikle ahiretteki şiddetli ve sürekli cezayı ifade ettiğini belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 104)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azâb'ın 'azb' kökünden geldiğini ve 'tatlı su'dan mahrum kalmak gibi, kişinin rahatını ve huzurunu bozan her türlü sıkıntı ve cezayı ifade ettiğini açıklar. Ayette, küfrü seçenlerin hak ettiği acı verici sonu vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, IV, 102)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elîm' kelimesinin 'elem' kökünden türediğini ve 'çok acı veren' anlamına geldiğini belirtir. 'Azâbün elîm' terkibi, şiddetli ve dayanılmaz bir acıyı ifade eder. Ayette, küfür karşılığında elde edilecek azabın niteliğini pekiştirir. (el-Müfredât, s. 90)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'elîm'in 'elem'den türeyen bir sıfat olduğunu ve 'çok acı veren' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, azabın niteliğini belirterek, onun sadece bir ceza değil, aynı zamanda şiddetli bir acı kaynağı olduğunu vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 12)
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(177) (İnnelleziyneşterevül küfre Bil îmâni len yedurullahe şey'a* ve lehüm azabün elîm;)
“İmân karşılığında inkârı satın alanlar Allah'a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.”