Âl-i İmrân Sûresi 185. Âyet
آل عمران
Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i)(k) ve-innemâ tuveffevne ucûrakum yevme-lkiyâme(ti)(s) femen zuhziha ‘ani-nnâri veudḣile-lcennete fekad fâz(e)(k) vemâ-lhayâtu-ddunyâ illâ metâ'u-lġurûr(i)
Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.
Âl-i İmrân 185. ayet, ölümün kaçınılmazlığını, ahiret hesaplaşmasını ve dünya hayatının geçiciliğini vurgulayan temel kavramlar üzerine kuruludur. Ayet, insanın nihai kaderini ve dünya ile ahiret arasındaki karşıtlığı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs kelimesi, 'ruh, can, beden, zat' gibi çeşitli anlamlara gelir. Ayetteki 'küllü nefsin' ifadesi, her bir canlının, her bir varlığın ölümü tadacağı manasına gelir ve bu, ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleşen ölüm hadisesini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nefs, bazen ruh, bazen kan, bazen de bir şeyin kendisi anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, 'her bir varlık, her bir şahıs' anlamındadır ve ölümün istisnasız herkesi kapsadığını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zevk kelimesi, bir şeyi tatmak, tecrübe etmek anlamına gelir. 'Zâikatü'l-mevt' ifadesi, ölümün acısını, zorluğunu veya kaçınılmazlığını tecrübe etmek demektir. Bu, sadece ölümün gerçekleşmesi değil, aynı zamanda onunla birlikte gelen hallerin de yaşanmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Zevk, mecazi olarak bir şeyi deneyimlemek, onunla yüzleşmek anlamında kullanılır. Ölümü tatmak, ölümün kendisini ve onun getirdiği ayrılığı, acıyı hissetmek demektir. Bu, ölümün bir gerçeklik olarak yaşanacağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zevk' fiili, genellikle bir şeyi deneyimlemek, tecrübe etmek anlamında kullanılır. 'Ölümü tatmak' ifadesi, ölümün sadece bir son değil, aynı zamanda bir geçiş ve bir deneyim olduğunu gösterir. Bu, ölümün kaçınılmaz ve kişisel bir tecrübe olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefâ kökünden gelen 'tüveffevne', bir şeyi tam olarak almak veya vermek anlamına gelir. Ayetteki 'ecirlerinizin tam olarak ödeneceği' ifadesi, Allah'ın adaletinin tecellisi olarak, yapılan amellerin karşılığının hiçbir eksiklik olmaksızın verileceğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vefâ, bir şeyi tamamlamak, eksiksiz kılmak demektir. 'Tüveffevne ücûraküm' ifadesi, amellerin karşılığının tam ve eksiksiz bir şekilde, hiçbir haksızlık yapılmadan ödeneceğini vurgular. Bu, ahiretteki hesaplaşmanın kesinliğini ve adaletini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fevz, bir şeye ulaşmak, kurtuluşa ermek, başarı elde etmek demektir. Ayetteki 'fekad fâze' ifadesi, cehennemden kurtulup cennete giren kişinin, en büyük başarıya ve ebedi kurtuluşa ulaştığını belirtir. Bu, dünya hayatının asıl amacının ahiret kurtuluşu olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fevz, korkulan şeyden kurtulup istenilen şeye ulaşmaktır. Ayetteki bağlamda, cehennem azabından kurtulup cennet nimetlerine kavuşmak, en büyük fevz (kurtuluş) olarak nitelendirilir. Bu, müminler için nihai hedefin cennet olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Metâ', kendisinden faydalanılan, yararlanılan şeydir. Ayetteki 'metâ'u'l-ğurûr' ifadesi, dünya hayatının geçici bir fayda olduğunu, ancak bu faydanın insanı aldatıcı olabileceğini belirtir. Dünya nimetlerinin kalıcı olmadığına ve insanı ahiretten alıkoymaması gerektiğine işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Metâ', bir şeyden kısa bir süre için faydalanmaktır. Dünya hayatının 'metâ'u'l-ğurûr' olarak nitelendirilmesi, onun geçici olduğunu, insanı aldatarak asıl hedeften (ahiretten) uzaklaştırabileceğini ifade eder. Bu, dünya malına aşırı bağlanmanın tehlikesine dikkat çeker.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğurûr, bir şeyi olduğundan farklı göstermek, aldatmak demektir. Dünya hayatının 'metâ'u'l-ğurûr' olması, onun cazibesinin insanı yanıltabileceğini, geçici zevklerinin kalıcı sanılmasına yol açabileceğini belirtir. Bu, dünya nimetlerine aldanmamak gerektiği uyarısını içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğurûr, şeytanın insanı aldatması gibi, bir şeyin insanı yanıltmasıdır. Dünya hayatının aldatıcı olması, onun geçici güzelliklerinin insanı ahiret işlerinden alıkoyarak zarara uğratabileceği anlamına gelir. Bu, dünya hayatının gerçek değerinin farkında olunması gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ğurûr kelimesi, Kur'an'da genellikle şeytanın veya dünya hayatının insanı aldatma, yanıltma eylemini ifade eder. Ayetteki 'metâ'u'l-ğurûr' terkibi, dünya hayatının cazibesinin insanı gerçeklerden uzaklaştırıp yanılgıya düşürebileceğini, dolayısıyla ona aldanmamak gerektiğini anlatır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.