Âl-i İmrân Sûresi 189. Âyet
آل عمران
Veli(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdir.
Bu ayet, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve sınırsız kudretini vurgulamaktadır. 'Mülk' kavramı ile yaratılışın ve yönetimin tek sahibi olduğu, 'Kadir' kavramı ile de bu mülkü dilediği gibi idare etme gücüne sahip olduğu ifade edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mülk' kelimesini bir şey üzerinde tasarruf etme, onu idare etme ve ona sahip olma gücü olarak açıklar. Ayetteki 'mülkü' ifadesi, Allah'ın gökler ve yer üzerindeki tam ve mutlak tasarruf yetkisini, hiçbir ortağı olmaksızın tek başına sahip olduğunu ve yönettiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mülk'ü 'sultan' (egemenlik, otorite) olarak tefsir eder. Bu ayetteki kullanımıyla, göklerin ve yerin idaresinin ve hükümranlığının yalnızca Allah'a ait olduğunu, O'nun bu âlem üzerindeki nihai otoritesini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mülk' kavramının Kur'an'da Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve yaratıcı gücünü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'mülkü' ifadesi, Allah'ın gökler ve yer üzerindeki tam ve sınırsız hakimiyetini, her şeyin O'na ait olduğunu ve O'nun iradesiyle var olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'semâvât' kelimesini 'yüksek olanlar' veya 'yükseltilmiş olanlar' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, yeryüzünün üzerindeki tüm katmanları ve evrenin genişliğini kapsayan, Allah'ın hükümranlığının bir parçası olan yaratılmış âlemi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semâ' kelimesinin kök anlamının 'yükseklik' olduğunu ve Kur'an'da hem görünen gökyüzünü hem de yedi kat göğü ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'semâvât' ifadesi, Allah'ın mülkünün sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, tüm kozmik âlemi kapsadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'arz' kelimesini 'yeryüzü' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımıyla, göklerin zıddı olarak, üzerinde canlıların yaşadığı ve Allah'ın hükümranlığının tecelli ettiği yeryüzü âlemini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'arz' kelimesinin 'yeryüzü' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle 'semâvât' ile birlikte kullanılarak tüm evreni kapsayan bir ifade oluşturduğunu belirtir. Bu ayetteki 'arz' ifadesi, Allah'ın mülkünün sadece göklerle sınırlı olmadığını, yeryüzünü de kapsadığını ve O'nun egemenliğinin her yeri kuşattığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kadir' kelimesini 'bir şeyi yapmaya gücü yeten, muktedir olan' şeklinde açıklar. Ayetteki 'Kadîr' ismi, Allah'ın göklerin ve yerin mülküne sahip olmasının yanı sıra, bu mülkü dilediği gibi yönetme, değiştirme ve üzerinde tasarruf etme konusunda mutlak ve sınırsız bir güce sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kudret'i 'bir şeyi yapma veya yapmama gücü' olarak tanımlar. 'Kadîr' ismi ise bu gücün sahibi demektir. Ayetteki 'Kadîr' ifadesi, Allah'ın her şeye gücünün yettiğini, hiçbir şeyin O'nun kudretinin dışında kalamayacağını ve O'nun iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kadir' kelimesinin Kur'an'da Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında, O'nun mutlak ve sınırsız gücünü, her şeyi yaratma, yaşatma ve yok etme yeteneğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'Kadîr' ismi, Allah'ın göklerin ve yerin mülkü üzerindeki egemenliğini, bu mülkü dilediği gibi idare etme ve her şeyi kontrol etme gücüyle pekiştirir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(189) (Ve Lillâhi mülküs Semâvâti vel Ard* vAllahu alâ külli şey'in Kadîr;
“Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdir.” Bütün âlem’de O’nun varlığından başka bir şey yok ki, herşeye kadir olmasın.