Âl-i İmrân Sûresi 192. Âyet
آل عمران
Rabbenâ inneke men tudḣili-nnâra fekad aḣzeyteh(u)(s) vemâ lizzâlimîne min ensâr(in)
"Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur."
"Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur".
Bu ayet, Allah'a yapılan bir yakarış olup, cehenneme girenlerin akıbetini ve zalimlerin yardımcısız kalacağını vurgular. Temel kavramlar, ilahi ceza, rezillik ve zulmün sonuçları etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Duhûl (دخول), bir şeyin içine girmek veya bir şeyi bir yere sokmak anlamına gelir. Ayetteki 'tüdhil' (تُدْخِلِ) fiili, Allah'ın kudretiyle bir kimseyi ateşe sokmasını, yani cehenneme dahil etmesini ifade eder ki bu, ilahi bir cezalandırma eylemidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Duhûl, bir şeyin içine nüfuz etmektir. Kur'an'da bu fiil, genellikle bir yere girmeyi veya bir şeyi bir yere yerleştirmeyi ifade eder. Burada 'tüdhil' (تُدْخِلِ), Allah'ın iradesiyle bir kimsenin cehenneme girmesini sağlaması, onu oraya yerleştirmesi anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nâr (نار), bilinen ateştir. Kur'an'da ise genellikle ahiret azabı olan cehennem için kullanılır. Bu ayetteki 'en-nâr' (النار), Allah'ın gazabının tecellisi olan ve günahkarların cezalandırılacağı mekanı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nâr' (ateş) kavramı, sadece fiziksel bir yanma aracı olmaktan öte, ilahi adaletin bir tezahürü ve günahkarlar için hazırlanan nihai ceza yeridir. Bu ayetteki kullanımı, cehennemin korkunçluğunu ve Allah'ın cezalandırma gücünü vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nâr kelimesi, Kur'an'da hem dünyevi ateşi hem de ahiretteki cehennem ateşini ifade eder. Âl-i İmrân 192'deki bağlamında, 'en-nâr' (النار) kesinlikle ahiret azabını, yani cehennemi ifade etmekte olup, Allah'ın cezalandırma gücünün bir sembolüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hazy (خزي), rüsvay etmek, utandırmak ve alçaltmak demektir. 'Ahzeytehu' (أخزيته), Allah'ın o kişiyi rezil rüsvay ettiğini, onu utanç ve aşağılanmaya maruz bıraktığını mecazi olarak ifade eder ki bu, cehennem azabının manevi boyutudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hazy (خزي), bir kimsenin utanç ve aşağılanmaya düşmesidir. 'Ahzeytehu' (أخزيته) fiili, Allah'ın bir kimseyi cehenneme sokmakla onu hem fiziksel azaba hem de manevi bir utanç ve rezilliğe uğrattığını belirtir. Bu, cehennemin sadece bedensel değil, ruhsal bir azap olduğunu da gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hazy, bir kimsenin zelil olması, horlanması ve utanç duymasıdır. Ayetteki 'ahzeytehu' (أخزيته), Allah'ın cehenneme soktuğu kişiyi, hem dünyada hem de ahirette rezil ve zelil kıldığını, onu utanç verici bir duruma düşürdüğünü ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zulm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymaktır. 'Zâlimîn' (الظالمين), Allah'ın koyduğu sınırları aşan, haksızlık eden ve günah işleyen kimselerdir. Ayette, bu kişilerin ahirette hiçbir yardımcılarının olmayacağı vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zulm, hakkı yerine koymamak veya haddi aşmaktır. 'Zâlimîn' (الظالمين) kavramı, Allah'a şirk koşan, O'nun emirlerine karşı gelen ve insanlara haksızlık edenleri kapsar. Bu ayette, bu tür kimselerin ahiretteki çaresizliği ifade edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zulm' (ظلم) kavramı, sadece bireysel haksızlıkları değil, aynı zamanda Allah'a karşı işlenen günahları ve O'nun birliğini inkar etmeyi de kapsar. 'Zâlimîn' (الظالمين), bu geniş anlamda Allah'ın adaletine karşı gelen ve O'nun sınırlarını çiğneyenlerdir. Ayetteki bağlamda, bu kişilerin ahiretteki yalnızlığı ve yardımsızlığı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), düşmana karşı yardım etmektir. 'Ensâr' (أنصار), yardımcılar demektir. Ayetteki 'min ensâr' (من أنصار) ifadesi, zalimler için ahirette hiçbir yardımcının, destekçinin veya kurtarıcının bulunmayacağını kesin bir dille belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nasr, bir kimseye düşmanına karşı destek olmak ve onu güçlendirmektir. 'Ensâr' (أنصار), bu desteği sağlayanlardır. Ayetteki kullanım, zalimlerin ahiretteki çaresizliğini, kendilerini Allah'ın azabından kurtaracak hiçbir gücün veya yardımcının olmadığını vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(192) Rabbenâ inneKE men tüdhılinnâre fekad ahzeytehu, ve mâ lizzâlimîne min ensar;)
"Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zâlimlerin hiç yardımcıları yoktur".