Âl-i İmrân Sûresi 196. Âyet
آل عمران
Lâ yaġurranneke tekallubu-lleżîne keferû fî-lbilâd(i)
Kafirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
Kâfirlerin diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
Bu ayet, inkarcıların dünya hayatındaki geçici refahının aldatıcılığına dikkat çekmekte, bu durumun müminleri yanıltmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, inkârın mahiyetini, dünya nimetlerinin geçiciliğini ve aldanma tehlikesini dilbilimsel ve semantik derinliğiyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğarûr (غَرُور), insanı aldatan şeydir. Ğarr (غَرّ), bir şeyi bilmeden veya tecrübe etmeden ona yönelmektir. Ayetteki 'lâ yağurranneke' ifadesi, inkarcıların dünya nimetleri içindeki hareketliliğinin, müminleri bu nimetlerin kalıcı veya hayırlı olduğu yanılgısına düşürmemesi gerektiğini vurgular. Bu, bir tür aldatma ve yanıltmadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğurûr (غُرُور), nefsin batıl bir şeye meyletmesi ve onu hak zannetmesidir. Bu, şeytanın insanı aldatması gibi, bir şeyin dış görünüşüne aldanarak hakikatinden uzaklaşmaktır. Ayetteki kullanım, inkarcıların dünya hayatındaki geçici başarılarının, müminlerin gözünde bir değer ifade etmemesi, onları hakikatten saptırmaması gerektiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ğurûr' kavramını, insanın dünya hayatının geçici cazibelerine kapılarak ahiret gerçeğini unutması ve kendini aldatması olarak ele alır. Ayetteki 'lâ yağurranneke' ifadesi, bu tür bir aldanmaya karşı bir uyarıdır; inkarcıların dünya nimetlerindeki 'takallub'u, müminler için bir 'ğurûr' kaynağı olmamalıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Takallub (تَقَلُّب), bir yerden bir yere intikal etmek, hareket etmek demektir. Ayetteki 'takallubu' ifadesi, inkarcıların ticaret, seyahat veya diğer dünya işleri için farklı bölgelerde dolaşmasını, hareketliliğini ve bu hareketlilikle elde ettikleri geçici refahı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalb (قَلْب), bir şeyi yüzüstü çevirmek, bir halden başka bir hale dönüştürmektir. Takallub (تَقَلُّب) ise, bir halden diğerine sürekli geçişi, hareketliliği ve değişimi ifade eder. Ayette, inkarcıların 'diyar diyar gezip dolaşması' anlamında kullanılarak, onların dünya hayatındaki sürekli hareketliliğini ve bu hareketlilikle elde ettikleri geçici başarıları vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takallub' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir durumdan başka bir duruma geçişi, değişimi ve hareketliliği ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, inkarcıların dünya hayatındaki ticari ve sosyal hareketliliğini, bir yerden bir yere gidiş gelişlerini ve bu sayede elde ettikleri geçici dünya nimetlerini sembolize eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kefere (كَفَرَ), bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Bu anlamdan hareketle, Allah'ın varlığını, birliğini ve gönderdiği hakikatleri örtbas etmek, gizlemek ve reddetmek anlamına gelir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, Allah'ın ayetlerini ve peygamberini inkar eden, hakikati reddeden kimseleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كُفْر), bir nimeti örtmek, nankörlük etmektir. Şer'î anlamda ise, Allah'ın birliğini, peygamberlerini ve gönderdiği hakikatleri inkar etmektir. Ayetteki 'ellezîne keferû' ifadesi, Allah'ın varlığını ve dinini reddeden, hakikati kabul etmeyen kimseleri tanımlar ve onların dünya hayatındaki geçici refahının aldatıcı olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramını, Allah'a karşı nankörlük ve O'nun ayetlerini reddetme olarak analiz eder. Bu, sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarını görmezden gelme ve O'nun mesajına karşı çıkma eylemidir. Ayetteki 'kefarû', bu tür bir inkar ve nankörlük içinde olanların dünya hayatındaki durumunu tasvir eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Belde (بَلْدَة), yerleşim yeri, şehir demektir. Bilâd (بِلَاد) ise bunun çoğuludur. Ayetteki 'fî'l-bilâd' ifadesi, inkarcıların farklı ülkelerde, şehirlerde ve bölgelerde dolaşmasını, seyahat etmesini ve bu yerlerde ticari veya diğer dünyevi faaliyetlerde bulunmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Belde (بَلْدَة), yerleşilen, ikamet edilen yerdir. Bilâd (بِلَاد) ise bu yerlerin çoğuludur. Ayetteki kullanım, inkarcıların dünya üzerindeki geniş coğrafyalarda hareket etmelerini, ticaret yapmalarını ve bu hareketlilik sayesinde elde ettikleri geçici dünya nimetlerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bilâd (بِلَاد), beldenin çoğuludur ve geniş coğrafi alanları, ülkeleri ifade eder. Ayetteki 'fî'l-bilâd' ifadesi, inkarcıların dünya genelindeki hareketliliğini, farklı bölgelerde ticaret ve diğer dünyevi işlerle meşgul olmalarını ve bu sayede elde ettikleri geçici zenginlikleri anlatır.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(196) (Lâ yeğurrenneke tekallübüllezîne keferu fil Bil ad;
“Kâfirlerin diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.”