Ulâ-ike-lleżîne habitat a'mâluhum fî-ddunyâ vel-âḣirati vemâ lehum min nâsirîn(e)
Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
İşte bunlar öyle kimselerdir ki, dünyada da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.
Bu ayet, dünya ve ahirette amelleri boşa çıkan ve hiçbir yardımcıları olmayan kişilerin durumunu tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, amellerin akıbeti ve ilahi yardımın yokluğu üzerine odaklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Habet (حبط) kelimesi, hayvanın çok yemesinden dolayı karnının şişmesi ve ölmesi gibi, amelin boşa çıkması, sevabının yok olması anlamına gelir. Ayetteki 'habitat a'mâluhum' ifadesi, onların amellerinin dünya ve ahirette hiçbir fayda sağlamayacağını, sevaplarının silineceğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Habet (حبط) kelimesi, 'bâtıl oldu, zayi oldu' anlamındadır. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin yaptıkları işlerin, Allah katında bir değerinin kalmadığını, karşılıksız kaldığını mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'habet' kavramının Kur'an'da genellikle 'amellerin boşa gitmesi, geçersiz kılınması' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, özellikle inkarcıların veya münafıkların amellerinin, Allah'ın rızasına uygun olmadığı için ahirette bir karşılık bulamayacağını vurgular. Ayetteki bağlamda, bu kişilerin dünya hayatındaki çabalarının ahirette bir kurtuluş sağlamayacağı anlatılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), bir işi kasıtlı olarak yapmaktır. Ayetteki 'a'mâluhum' ifadesi, bu kişilerin dünya hayatında gerçekleştirdikleri tüm fiilleri kapsar. Bu fiillerin 'habet' olması, onların bu amellerinin Allah katında bir değerinin kalmadığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel (عمل), irade ve ihtiyar ile yapılan her türlü fiildir. Ayetteki bağlamda, bu amellerin boşa çıkması, onların iman eksikliği veya şirk gibi nedenlerle Allah katında kabul görmediğini, dolayısıyla ahirette bir karşılıklarının olmayacağını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' kelimesinin Kur'an'da genellikle insanın iradi fiillerini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'a'mâluhum' ise, bu kişilerin dünya hayatında yaptıkları ve ahirette kendilerine fayda sağlayacağını umdukları tüm işleri kapsar; ancak ayet, bu beklentinin boşa çıkacağını bildirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dünya (دنيا), 'ednâ' (en yakın, en alçak) kelimesinin müennesidir ve ahirete nispetle yakın ve alçak olan hayatı ifade eder. Ayetteki 'fî'd-dünyâ' ifadesi, bu kişilerin amellerinin sadece dünya hayatında bir karşılık bulabileceğini, ancak ahirette bir fayda sağlamayacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dünya (دنيا), 'denâvet' (yakınlık, alçaklık) kökünden gelir. Ahirete göre daha yakın ve daha değersiz olan bu hayatı ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin amellerinin dünya hayatında bile gerçek bir başarıya ulaşamayacağını, ahirette ise tamamen geçersiz olacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âhiret (آخرة), 'âhir' (son) kelimesinin müennesidir ve dünya hayatından sonra gelen ebedi hayatı ifade eder. Ayetteki 've'l-âhireti' ifadesi, bu kişilerin amellerinin sadece dünyada değil, ahirette de boşa çıkacağını, yani ebedi kurtuluşa eremeyeceklerini kesin bir dille belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âhiret' kavramının Kur'an'da 'dünya' kavramının zıddı olarak, insanın nihai kaderinin belirlendiği ebedi hayatı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'dünya ve ahirette' ifadesi, bu kişilerin amellerinin her iki alemde de bir değerinin kalmadığını, dolayısıyla tam bir hüsrana uğradıklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), düşmana karşı yardım etmektir. Nâsır (ناصر) ise yardım eden demektir. Ayetteki 'min nâsirîn' ifadesi, bu kişilerin Allah'ın azabından veya kötü akıbetlerinden kendilerini kurtaracak hiçbir yardımcılarının bulunmadığını, tamamen çaresiz kaldıklarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nâsır (ناصر), 'muîn' (yardımcı) anlamındadır. Ayetteki 'mâ lehum min nâsirîn' ifadesi, bu kişilerin Allah'ın gazabına karşı kendilerine yardım edecek, onları koruyacak kimsenin olmadığını açıkça belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nasr (نصر) kökü, birine karşı zafer kazanmasına yardım etmek anlamını taşır. Ayetteki 'nâsirîn' kelimesi, bu kişilerin dünya ve ahiretteki kötü durumlarından kurtulmaları için hiçbir destekçilerinin olmadığını, Allah'ın yardımından mahrum kaldıklarını vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(22) Ülâikellezîne habitat a'malühüm fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasırîn;
“İşte bunlar öyle kimselerdir ki, dünyada da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.”