Elem tera ilâ-lleżîne ûtû nasîben mine-lkitâbi yud'avne ilâ kitâbi(A)llâhi liyahkume beynehum śumme yetevellâ ferîkun minhum vehum mu'ridûn(e)
Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.
Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.
Bu ayet, kendilerine ilahi kitap verilmiş olanların, Allah'ın kitabına çağrıldıklarında dahi ondan yüz çevirmelerini ele almaktadır. Ayet, 'kitap', 'hüküm' ve 'yüz çevirme' gibi temel kavramlar üzerinden bu durumu dilbilimsel ve semantik derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitab' kelimesinin aslen 'bir şeyi bir araya getirmek, toplamak' anlamından geldiğini belirtir. Yazılı metinler de harfleri ve kelimeleri bir araya getirdiği için bu isimle anılır. Ayetteki 'el-Kitâb' ifadesi, Allah'ın vahyini içeren ve hükümlerini barındıran ilahi metinleri, yani Tevrat ve İncil'i kastetmektedir. Bu bağlamda, kendilerine bu ilahi metinlerden bir pay verilenler, bu vahiylerin taşıyıcısı ve muhatabı olan Yahudi ve Hristiyanları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-Kitâb' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak bu ayette 'Allah'ın Kitabı' olarak Tevrat ve İncil'i işaret ettiğini belirtir. Bu, onların zaten ilahi bir vahye sahip oldukları, ancak buna rağmen Allah'ın hükmüne uymaktan kaçındıkları gerçeğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kitab' kavramının Kur'an'da sadece yazılı bir metni değil, aynı zamanda ilahi bir buyruğu, kaderi ve evrensel yasayı da ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, 'el-Kitâb' terimi, Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara gönderdiği, hükümler ve rehberlik içeren vahyedilmiş metinleri, yani Yahudi ve Hristiyanların sahip olduğu kutsal kitapları ifade eder. Bu kitaplar, Allah'ın iradesini yansıtan ve insanlar arasında hüküm vermek için bir referans noktası olması gereken metinlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hükm' kelimesinin aslen 'bir şeyi engellemek, mani olmak' anlamından geldiğini, buradan da 'adaletle karar vermek' manasına evrildiğini belirtir. Çünkü adil hüküm, zulmü ve haksızlığı engeller. Ayetteki 'liyahkume' ifadesi, Allah'ın kitabının, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek ve doğruyu yanlıştan ayırmak için nihai otorite olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hükm'ün, bir şeyi sağlamlaştırmak, kesinleştirmek ve iki şey arasındaki ayrımı belirlemek olduğunu ifade eder. Bu ayette 'Allah'ın Kitabı'nın aralarında hüküm vermesi', onların ihtilaflarını çözmek, haklıyı haksızdan ayırmak ve ilahi adaleti tesis etmek anlamına gelir. Bu, kitabın sadece bir okuma metni değil, aynı zamanda bir yargı ve karar merciği olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hükm' kökünün Kur'an'da genellikle 'yargılama, karar verme, hikmet sahibi olma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'liyahkume' fiili, Allah'ın kitabının, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözme ve doğru yolu gösterme yeteneğini ve otoritesini ifade eder. Kendilerine kitap verilenlerin, bu ilahi hükme başvurmaktan kaçınmaları, onların hakikatten yüz çevirmelerinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tevellâ' fiilinin 'yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın kitabına çağrıldıktan sonra 'bir takımının yüz çevirmesi', onların bu çağrıya icabet etmemeleri, ilahi hükmü kabul etmemeleri ve ondan uzak durmaları anlamına gelir. Bu, bir tür itaatsizlik ve reddedişi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tevellâ' fiilinin 'bir şeyden uzaklaşmak, onu terk etmek' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki 'yetevellâ ferîkun minhum' ifadesi, kendilerine kitap verilenlerden bir grubun, Allah'ın kitabının hükmüne çağrıldıklarında bu çağrıya sırt çevirerek, ondan yüz çevirerek uzaklaştıklarını gösterir. Bu, onların hakikati bilmelerine rağmen onu reddetme eğiliminde olduklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'i'râd' kelimesinin 'bir şeyden yüz çevirmek, onu terk etmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Mu'ridûn' ise bu eylemi sürekli yapan, alışkanlık haline getiren kimseleri ifade eder. Ayetteki 've hum mu'ridûn' ifadesi, onların sadece geçici olarak yüz çevirmediklerini, aksine bu durumun onların karakteristiği haline geldiğini, yani sürekli ve ısrarlı bir şekilde hakikatten yüz çevirenler olduklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'i'râd'ın, bir şeyden uzaklaşmak ve ona karşı ilgisiz kalmak olduğunu belirtir. 'Mu'ridûn' kelimesi, Allah'ın kitabına çağrıldıklarında ondan tamamen yüz çeviren, onu dikkate almayan ve hükümlerine uymayı reddeden kişileri tanımlar. Bu kelime, onların bu tutumlarının bir kerelik bir olaydan ziyade, köklü bir inkar ve reddediş olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'i'râd'ın, bir şeyden yüz çevirip onu terk etmek olduğunu açıklar. Ayetteki 'mu'ridûn' kelimesi, Allah'ın kitabına çağrıldıklarında, bu çağrıya kulak asmayan, onu reddeden ve ondan uzak duran kimseleri ifade eder. Bu, onların sadece bir kez değil, sürekli olarak ilahi rehberlikten yüz çevirme eğiliminde olduklarını gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(23) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yüd'avne ilâ Kitabillâhi li yahküme beynehüm sümme yetevellâ ferîkun minhüm ve hüm mu'ridun;
“Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.”