Żâlike bi-ennehum kâlû len temessenâ-nnâru illâ eyyâmen ma'dûdât(in)(s) veġarrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(e)
Bunun sebebi, onların, "Bize, ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır." demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır.
Bunun sebebi, onların "belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz" demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
Bu ayet, Yahudilerin kendilerini aldatan yanlış inançlarını ve bu inançların temelindeki 'sayılı günler' ve 'iftira' kavramlarını dilbilimsel bir perspektiften ele almaktadır. Ayet, onların dinî iddialarının temelsizliğini ve bu iddiaların onları nasıl yanılgıya düşürdüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mes (مس) kelimesi, bir şeye dokunmak, ona ulaşmak anlamına gelir. Ayetteki 'len temessenâ' ifadesi, ateşin onlara sadece belirli bir süre dokunacağını, yani az bir süre azap göreceklerini iddia etmelerini ifade eder. Bu, onların azabın şiddetini ve süresini küçümsemelerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Temessünâ (تمسنا) fiili, 'bize isabet etmeyecek' veya 'bize dokunmayacak' anlamındadır. Burada ateşin onlara ulaşması, azabın kendilerine tatbik edilmesi mecazıyla kullanılmıştır. Onların bu sözü, kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan bir yanılgıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Eyyâm (أيام), yevm (يوم) kelimesinin çoğuludur ve günleri ifade eder. Ayette 'eyyâmen ma'dûdâtin' (sayılı günler) ifadesiyle, Yahudilerin azabın süresinin çok kısa olacağına dair yanlış inançları vurgulanır. Bu, onların kendilerini özel ve ayrıcalıklı görmelerinden kaynaklanan bir yanılgıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Eyyâm (أيام) kelimesi, zamanın birimlerinden olan günü ifade eder. 'Ma'dûdât' (sayılı) sıfatıyla birlikte kullanıldığında, bu günlerin azlığını ve sınırlılığını pekiştirir. Yahudiler, bu ifadeyle azabın geçici ve önemsiz olduğunu düşünmüşlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Aded (عدد) kökünden gelen ma'dûdât (معدودات), sayılmış, dolayısıyla az ve sınırlı olanı ifade eder. Ayetteki 'eyyâmen ma'dûdâtin' ifadesi, Yahudilerin azabın süresinin çok kısa olacağına dair yanlış inançlarını, bu azlığa vurgu yaparak ortaya koyar. Bu, onların kendilerini Allah katında ayrıcalıklı görmelerinin bir sonucudur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ma'dûdât (معدودات), sayılabilecek kadar az olan şeyleri tanımlar. Bu bağlamda, Yahudilerin cehennem azabının süresini çok kısa ve önemsiz gördüklerini, bu nedenle de günah işlemekte cesur davrandıklarını gösterir. Bu, onların dinî anlayışlarındaki çarpıklığı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Garr (غرّ) kelimesi, bir şeyi aldatmak, yanıltmak, bir kimseyi boş ümitlere sevk etmek anlamına gelir. Ayetteki 'ğarrahum' (غَرَّهُمْ) ifadesi, onların uydurdukları şeylerin, yani batıl inançlarının kendilerini dinlerinde yanılgıya düşürdüğünü, gerçeklerden uzaklaştırdığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Garr (غرّ) kavramı, Kur'an'da genellikle şeytanın veya nefsin insanı aldatması bağlamında kullanılır. Burada ise Yahudilerin kendi uydurmalarıyla kendilerini aldatmaları söz konusudur. Bu, onların dinî gerçekleri çarpıtarak kendilerine bir tür sahte güvenlik alanı oluşturduklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ğarr (غرّ) fiili, bir kimseyi gaflete düşürmek, onu yanıltmak demektir. Ayette, Yahudilerin kendi uydurdukları yalanların ve batıl inançlarının onları dinî konularda yanlış bir yola sevk ettiğini, hakikatten uzaklaştırdığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İftirâ (افتراء), asılsız bir şeyi uydurmak, yalan söylemek anlamına gelir. Ayetteki 'yefterûne' (يفترون) fiili, Yahudilerin Allah hakkında veya dinleri hakkında uydurdukları yalanları, asılsız iddiaları ifade eder. Bu uydurmalar, onların 'sayılı günler' inancı gibi yanılgılarına yol açmıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İftira (افتراء) kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı yalan uydurma, O'na ortak koşma veya O'nun ayetlerini inkâr etme bağlamında kullanılır. Bu ayette ise Yahudilerin kendi dinleri hakkında uydurdukları, gerçekle ilgisi olmayan iddiaları ifade eder ki bu da onları yanılgıya düşürmüştür.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İftirâ (افتراء), bir şeyi aslı olmaksızın icat etmek, uydurmaktır. Ayetteki 'mâ kânû yefterûne' (ما كانوا يفترون) ifadesi, Yahudilerin sürekli olarak uydurdukları, gerçek dışı inanç ve iddiaları kasteder. Bu uydurmalar, onların dinî algılarını bozmuş ve kendilerini aldatmalarına neden olmuştur.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(24) (Zâlike Bi ennehüm kalû len temessenen narû illâ eyyamen ma'dudat* ve ğarrehüm fî
dînihim ma kânu yefterun;)
“Bunun sebebi, onların "belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz" demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.” Hiç yakmaz diyemiyorlar yinede az bir zaman diyorlar.