Felemmâ ehasse ‘îsâ minhumu-lkufra kâle men ensârî ila(A)llâh(i)(s) kâle-lhavâriyyûne nahnu ensâru(A)llâhi âmennâ bi(A)llâhi veşhed bi-ennâ muslimûn(e)
İsa, onların inkarlarını sezince, "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler, "Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah'a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız" dediler.
İsa onların inkârlarını hissedince: "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler: "Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah'a iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak müslümanlarız." dediler.
Âl-i İmrân Suresi'nin 52. ayeti, Hz. İsa'nın kavminin inkârına karşı Havarilerin Allah yolunda yardımcılıklarını ifade etmesini konu alır. Ayet, iman, inkâr ve teslimiyet gibi temel dinî kavramları dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hass (حس) kelimesi, bir şeyi duyu organlarıyla idrak etmek, hissetmek demektir. Ayetteki 'ehassa' (أحسّ) fiili, İsa'nın onların inkârını açıkça görmesi ve kesin olarak anlaması anlamında kullanılmıştır, sadece bir zan veya tahmin değil, kesin bir idrak ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hass (حس), bir şeyi duyu organlarıyla algılamak ve onun etkisini hissetmektir. Ayetteki kullanımı, İsa'nın kavminin inkârının sadece dışa vurumlarını değil, aynı zamanda içsel niyetlerini de idrak etmesi, yani onların inkârının derinliğini kavramasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر) kelimesi, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Bu ayette ise, Allah'ın ayetlerini ve peygamberinin getirdiği hakikatleri örtmek, yani inkâr etmek anlamında kullanılmıştır. Hz. İsa'nın kavminin, onun peygamberliğini ve getirdiği mesajı reddetmesi kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), nimeti örtmek ve nankörlük etmek demektir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın birliğini ve peygamberlerini inkâr etmek, hakikati reddetmektir. Ayetteki 'el-küfr' (الكفر), İsa'nın tebliğ ettiği hakikatleri ve mucizeleri bile bile reddetme durumunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre küfr (küfr), Kur'an'da Allah'ın lütfunu ve nimetlerini görmezden gelme, nankörlük etme ve nihayetinde O'nun mesajını reddetme anlamında merkezi bir kavramdır. Bu ayette, İsa'nın tebliğine karşı gösterilen bu reddediş ve nankörlük hali vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nasr (نصر), yardım etmek, destek olmak demektir. 'Ensarî' (أنصاري) ifadesi, 'bana yardım edecekler' anlamına gelir. Ayette, İsa'nın tebliğ görevinde kendisine destek olacak, davasına omuz verecek kişileri araması kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), düşmana karşı yardım etmektir. 'Ensar' (أنصار) ise, yardım edenler demektir. Ayetteki 'ensârî' (أنصاري), İsa'nın Allah'ın dinini yayma mücadelesinde kendisine destek olacak, düşmanlara karşı yanında duracak müminleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nasr (نصر) kökü, birine galip gelmesi için yardım etmek anlamını taşır. 'Ensarî' (أنصاري) ise, İsa'nın Allah'ın dinini yüceltme ve tebliğ etme çabasında kendisine destek olacak, bu yolda mücadele edecek olanları belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Havarî (حواري) kelimesi, beyazlık ve saflık anlamındaki 'havr' (حور) kökünden gelir. Bu nedenle, Havariler, kalpleri temiz, samimi ve İsa'ya sadık olan kişiler olarak adlandırılmıştır. Ayette, İsa'nın çağrısına ilk icabet eden ve ona tam destek veren seçkin topluluğu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Havarî (حواري), bir şeyi beyazlatmak, temizlemek anlamındaki 'havr' (حور) kökünden türemiştir. Havariler, İsa'nın elbiselerini temizleyenler veya kalpleri temiz olanlar olarak adlandırılmıştır. Ayette, İsa'nın en yakın ve samimi talebeleri, onun davasına gönülden bağlı olanlar kastedilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Havarî (حواري), bir şeyin özü, seçkin kısmı anlamına gelir. Havariler, İsa'nın ümmetinin özü, en seçkin ve sadık kesimiydi. Ayette, İsa'nın çağrısına tereddütsüz bir şekilde 'Biz Allah'ın yardımcılarıyız' diyerek cevap veren bu özel grubu tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalple tasdik etmek ve dil ile ikrar etmektir. Aslı 'emn' (أمن) kökünden gelir ki, korkudan emin olmak demektir. Ayetteki 'âmennâ' (آمنّا), Havarilerin Allah'a ve İsa'nın peygamberliğine tam bir güven ve teslimiyetle inandıklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İman (إيمان), bir şeyi tasdik etmek ve ona güvenmektir. Şeriatta ise, Allah'ın birliğini, peygamberlerini ve ahiret gününü kalben tasdik etmektir. Havarilerin 'âmennâ' (آمنّا) sözü, onların bu temel inanç esaslarına kesin ve şüphesiz bir şekilde bağlı olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, iman kelimesinin sadece inanmak değil, aynı zamanda güvenmek, emniyet içinde olmak ve tasdik etmek gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'âmennâ', Havarilerin Allah'a olan derin güvenlerini ve O'nun mesajını tereddütsüz kabul edişlerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İslam (إسلام), teslim olmak, boyun eğmek demektir. 'Müslimûn' (مسلمون) ise, Allah'ın emirlerine teslim olanlar, O'na boyun eğenler anlamına gelir. Havarilerin bu ifadesi, onların sadece inanmakla kalmayıp, hayatlarını Allah'ın iradesine teslim ettiklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İslam (إسلام), Allah'a tam bir teslimiyetle boyun eğmek ve O'nun hükümlerine razı olmaktır. 'Müslimûn' (مسلمون) kelimesi, bu teslimiyetin fiiliyata dökülmüş halini, yani Allah'ın iradesine uygun yaşayanları ifade eder. Ayette, Havarilerin imanlarının bir sonucu olarak Allah'a tam bir teslimiyet içinde olduklarını beyan etmeleridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, İslam'ı (İslam) Kur'an'ın temel kavramlarından biri olarak ele alır ve onu 'Allah'ın iradesine tam bir teslimiyet' olarak tanımlar. Bu teslimiyet, sadece teorik bir inanç değil, aynı zamanda pratik bir yaşam biçimidir. Ayetteki 'müslimûn' ifadesi, Havarilerin bu teslimiyeti söz ve eylemle benimsediklerini gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(52) Felemmâ ehasse Îsâ minhümül küfre kâle men ensârî ilâllah* kâlel Havariyyune nahnu ensârullah* amennâ Billâh* veşhed Bi ennâ müslimûn;
İsâ onların inkârlarını hissedince: "Allah yolunda
yardımcılarım kim?" dedi. Havariler: "Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah'a imân ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak müslümanlarız." dediler.