Yâ ehle-lkitâbi lime telbisûne-lhakka bilbâtili vetektumûne-lhakka veentum ta'lemûn(e)
Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
Bu ayet, Kitap Ehli'nin hakikati batılla karıştırma ve onu gizleme eylemlerini kınamaktadır. Anahtar kavramlar, bu eylemlerin niteliğini ve kasıtlılığını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lebs' kelimesinin bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak, örtmek ve böylece hakikati gizlemek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'telbisûne' fiili, Kitap Ehli'nin hakkı batılla karıştırarak onu belirsiz hale getirme ve insanları yanıltma çabasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'telbisûne' fiilini 'tahlitûne' (karıştırıyorsunuz) olarak açıklar. Bu, hakkın batılla iç içe geçirilerek ayırt edilemez hale getirilmesi ve böylece hakikatin gizlenmesi anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'lebs' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle hakikatin örtbas edilmesi, gizlenmesi veya karıştırılması bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Kitap Ehli'nin bilinçli olarak hakikati batıl ile harmanlayarak gerçeği saptırma eylemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hak' kelimesinin aslen bir şeyin sabit ve doğru olması anlamına geldiğini, Kur'an'da ise Allah'ın varlığı, birliği, dini, hükümleri ve peygamberlerin getirdiği mesaj gibi geniş bir anlam yelpazesini kapsadığını belirtir. Bu ayette, Kitap Ehli'nin bildiği ilahi hakikatleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hak' kelimesinin zıddının 'batıl' olduğunu ve her şeyin sabit ve doğru olan yönünü ifade ettiğini söyler. Ayetteki 'hak', Kitap Ehli'nin kendi kutsal kitaplarında bulduğu ve doğruluğuna inandığı ilahi gerçekleri temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hak' kavramının Kur'an'da mutlak gerçeklik, ilahi adalet ve doğru yol anlamlarına geldiğini vurgular. Bu ayette, Kitap Ehli'nin örtbas etmeye çalıştığı, Allah'tan gelen ve değişmez olan hakikati ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'batıl' kelimesinin bir şeyin yok olması, geçersiz hale gelmesi veya asılsız olması anlamına geldiğini belirtir. Ayette, Kitap Ehli'nin hakikati karıştırmak için kullandığı uydurma, yanlış ve geçersiz inançları veya yorumları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'batıl' kelimesini 'zıddü'l-hak' (hakkın zıddı) olarak tanımlar. Bu ayette, Kitap Ehli'nin hakikati gizlemek için başvurduğu yanlış iddiaları ve uydurmaları ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'batıl'ın hakikatin zıddı olduğunu ve varlığı sabit olmayan, geçersiz olan her şeyi kapsadığını belirtir. Ayette, Kitap Ehli'nin hakikati örtmek için kullandığı asılsız ve temelsiz şeyleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ketm' kelimesinin bir şeyi başkalarından gizlemek, saklamak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tektumûne' fiili, Kitap Ehli'nin kendi kutsal kitaplarında bulunan ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini tasdik eden hakikatleri bilerek gizlemesini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ketm' fiilinin bir şeyi örtmek, saklamak ve açığa vurmamak olduğunu açıklar. Bu ayette, Kitap Ehli'nin kendi kitaplarında yer alan hakikatleri, özellikle de son peygamberle ilgili bilgileri, insanlardan gizleme eylemini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ketm'in bir şeyi örtmek ve gizlemek olduğunu, özellikle de bilinen bir gerçeği başkalarından saklamak için kullanıldığını belirtir. Ayette, Kitap Ehli'nin hakikati bilmelerine rağmen onu ifşa etmekten kaçınmalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesinin bir şeyin hakikatini idrak etmek ve onu olduğu gibi bilmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ta'lemûne' fiili, Kitap Ehli'nin gizledikleri hakikatin farkında olduklarını, yani bu eylemi bilinçli ve kasıtlı olarak yaptıklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'ilm'i bir şeyin hakikatini kavramak ve ona kesin olarak vakıf olmak olarak tanımlar. Ayette, Kitap Ehli'nin gizledikleri şeyin hakikatini ve doğruluğunu kesin olarak bildiklerini ifade eder, bu da eylemlerinin vehametini artırır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi sahibi olmak değil, aynı zamanda bu bilginin gerektirdiği sorumluluğu da içerdiğini belirtir. Ayette, Kitap Ehli'nin hakikati bilmelerine rağmen onu gizlemelerinin, bu bilginin getirdiği sorumluluğu ihlal ettiklerini gösterdiğini vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(71) (Ya ehlel Kitabi lime telbisunel Hakka Bil bâtıli ve tektümunel Hakka ve entüm ta'lemun;)
“Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?”