Mâ kâne libeşerin en yu/tiyehu(A)llâhu-lkitâbe velhukme ve-nnubuvvete śümme yekûle linnâsi kûnû ‘ibâden lî min dûni(A)llâhi velâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ kuntum tu'allimûne-lkitâbe vebimâ kuntum tedrusûn(e)
Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbaniler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."
İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur).
Bu ayet, peygamberlerin ve ilim sahiplerinin insanları Allah'a kulluğa davet etmeleri gerektiğini, kendilerine kulluğa çağırmalarının caiz olmadığını vurgular. Anahtar kavramlar, ilahi vahiy, hükümranlık, peygamberlik ve ilim öğrenme/öğretme süreçleri etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kitap (الكتاب), yazılı olan şey demektir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın peygamberlerine indirdiği vahiyleri, şeriatı ve hükümleri içeren ilahi metinleri ifade eder. Bu ayette, Allah'ın peygamberlere bahşettiği ilahi rehberlik ve şeriatın kaynağı olarak zikredilmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kitap (الكتاب), burada Allah'ın peygamberlere indirdiği vahyidir. Mecazen, Allah'ın kullarına yol göstermek için gönderdiği hükümleri ve emirleri içerir. Ayette, peygamberliğin temel unsurlarından biri olarak zikredilmiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kitab (Kitāb) kavramı, Kur'an'da sadece yazılı bir metin olmanın ötesinde, ilahi bir rehberlik, kanun ve şeriat anlamını taşır. Bu ayette, peygamberlere verilen ilahi otoritenin ve bilginin temelini oluşturur, insanlığa doğru yolu gösteren bir kılavuzdur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hükm (الحكم), bir şeyi sağlamlaştırmak, engellemek ve doğru karar vermek anlamlarına gelir. Kur'an'da ise genellikle hikmet, doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği, yargılama ve ilahi hüküm verme gücü olarak kullanılır. Bu ayette, peygamberlere verilen ilahi bir yetki ve bilgelik olarak zikredilmiştir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hükm (الحكم), ilim ve hikmetle birlikte, doğru kararlar verme ve işleri yerli yerine koyma yeteneğidir. Peygamberlere verilen hüküm, onların şeriatı uygulama, ihtilafları çözme ve insanlara doğru yolu gösterme yetkisini kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hükm (الحكم), hem ilim ve hikmeti hem de bu ilim ve hikmetle amel etme gücünü ifade eder. Ayette, peygamberlere bahşedilen bu özellik, onların sadece vahyi tebliğ etmekle kalmayıp, aynı zamanda onu tatbik etme ve insanlar arasında adaletle hükmetme yetkisine sahip olduklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nübüvvet (النبوة), nebe' (haber) kökünden gelir ve Allah'tan haber alıp insanlara ulaştırma makamıdır. Peygamber, Allah ile kulları arasında elçilik yapan kişidir. Ayette, Allah'ın bazı insanlara bahşettiği özel bir makam ve görev olarak belirtilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nübüvvet (النبوة), Allah'tan gelen haberleri (enbâ') insanlara ulaştırma görevidir. Bu makam, ilahi seçkinlik ve özel bir iletişim yeteneği gerektirir. Ayette, Kitap ve hüküm ile birlikte peygamberlere verilen üç temel unsurdan biri olarak zikredilmiştir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nübüvvet (النبوة), Allah'ın bir kulunu seçerek ona vahiy göndermesi ve onu insanlara doğru yolu göstermekle görevlendirmesidir. Bu, sadece bir haberci olmakla kalmayıp, aynı zamanda ilahi iradeyi temsil etme ve insanları Allah'a davet etme yetkisini de içerir. Ayette, bu makamın kutsallığı ve sorumluluğu vurgulanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd (عبد), boyun eğmek, itaat etmek ve zelil olmak anlamlarına gelir. İbadet (عبادة) ise, en üst düzeyde boyun eğme ve itaat etmektir. Ayette 'bana kulluk edin' ifadesi, peygamberlerin kendilerine değil, yalnızca Allah'a kulluğa çağırmaları gerektiğini vurgular. 'İbad' (عباد) ise, Allah'a samimiyetle kulluk edenlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Abd (kul) ve ibadet (kulluk) kavramları, Kur'an'da insanın Allah karşısındaki mutlak bağımlılığını ve teslimiyetini ifade eder. Bu ayette, peygamberlerin insanları kendilerine değil, yalnızca 'Allah'a kul olmaya' davet etmeleri gerektiği belirtilerek, kulluğun sadece ilahi varlığa özgü olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rabbânî (ربّاني), Rabbe nispet edilen, Rabbin terbiyesinde olan, ilim ve hikmet sahibi kimse demektir. Bu ayette, Kitabı öğreten ve okuyan kişilerin, Rabbin öğretilerine sıkı sıkıya bağlı, ilim ve hikmetle donanmış kimseler olmaları gerektiği vurgulanır. Onlar, insanları Rabbin yoluna davet eden rehberlerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Rabbânî (ربّاني), Rabbin ilmini bilen ve bu ilimle amel eden, insanları Rabbin yoluna çağıran âlimlerdir. Ayette, Kitabı öğrenen ve öğretenlerin bu vasfa sahip olmaları, yani sadece bilgi sahibi olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu bilgiyi yaşayarak ve yayarak Rabbe kulluk etmeleri gerektiği belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rabbânî (ربّاني) kelimesi, 'Rab' kökünden türemiş olup, 'Rabbe mensup, Rabbin yolunda olan, Rabbin ilmini bilen ve öğreten' anlamlarını taşır. Bu ayette, ilim sahiplerinin sadece bilgi aktarıcıları değil, aynı zamanda Rabbin terbiyesinde yetişmiş, O'nun ahlakıyla ahlaklanmış ve insanları O'na yönlendiren önderler olmaları gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ta'lîm (تعليم), bir şeyi başkasına bildirmek, öğretmektir. Bu ayette, 'Kitabı öğrettiğinize göre' ifadesi, ilahi bilginin sadece öğrenilmekle kalmayıp, aynı zamanda başkalarına aktarılması ve yayılması gerektiğini gösterir. Bu, Rabbânî olmanın önemli bir şartıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ta'lîm (تعليم), ilmi başkalarına nakletme ve onların zihninde yer etmesini sağlama eylemidir. Ayette, Kitab'ın öğretilmesi, ilahi bilginin nesilden nesile aktarılmasının ve toplumda yayılmasının önemini vurgular. Bu, Rabbânîlerin temel görevlerinden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dirâse (دراسة), bir şeyi tekrar tekrar okumak, ezberlemek ve üzerinde düşünmektir. Bu ayette, 'okuduğunuza göre' ifadesi, Kitab'ın sadece bir kez okunup geçilmemesi, aksine sürekli olarak incelenmesi, anlaşılması ve hayatın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini belirtir. Bu, ilmin derinleşmesi için esastır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ders (درس), bir şeyi tekrar etmek, ezberlemek ve üzerinde çalışmaktır. Ayetteki 'tedrüsûne' (تدرسون) fiili, Kitab'ın sadece lafızlarını okumakla kalmayıp, aynı zamanda anlamlarını kavramak ve hükümlerini öğrenmek için gösterilen çabayı ifade eder. Bu, ilim öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(79) (Mâ kâne li beşerîn en yü'tiyehüllahul Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete sümme yekule lin Nâsi kûnu ıbaden liy min dunillâhi, ve lâkin kûnu Rabbaniyyine Bima küntüm tüallimunel Kitabe ve Bimâ küntüm tedrusun;
“İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur).