Kullu-tta'âmi kâne hillen libenî isrâ-île illâ mâharrame isrâ-îlu ‘alâ nefsihi min kabli en tunezzele-ttevrâ(tu)(k) kul fe/tû bi-ttevrâti fetlûhâ in kuntum sâdikîn(e)
Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun."
Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun".
Bu ayet, Tevrat öncesi dönemde İsrailoğullarına helal olan yiyecekler ve İsrail'in (Yakub'un) kendi nefsine haram kıldığı bazı yiyecekler hakkındadır. Ayet, Tevrat'ın bu konudaki hükmünü ortaya koyma çağrısıyla, iddiaların doğruluğunu ispatlama meydan okumasını içermektedir. Anahtar kavramlar, helallik, haram kılma ve Tevrat'ın okunması etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'h-l-l' kökünün temel anlamının 'düğümü çözmek, açmak' olduğunu belirtir. Buradan hareketle, bir şeyin serbest bırakılması, yasak olmaktan çıkarılması anlamını kazanır. Ayetteki 'hıllen' kelimesi, yiyeceklerin İsrailoğulları için yasaklanmamış, mübah kılınmış olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hıllen' kelimesini 'mübah' ve 'helal' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Tevrat'ın indirilmesinden önce, Yakub'un kendi nefsine haram kıldığı dışında kalan tüm yiyeceklerin İsrailoğulları için serbest ve yasal olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'helal' kavramının 'haram' kavramının zıddı olarak, dinen izin verilen, meşru olan şeyleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'hıllen' kelimesi, Tevrat öncesi dönemde yiyecekler üzerindeki dinî yasağın genel olarak bulunmadığını, aksine serbestiyetin esas olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'h-r-m' kökünün 'men etmek, yasaklamak' anlamına geldiğini ifade eder. 'Haram kılmak' fiili, bir şeyi dinî veya ahlaki bir hükümle yasaklamak demektir. Ayette İsrail'in (Yakub'un) kendi nefsine bazı yiyecekleri yasakladığı, yani onlardan uzak durmayı kendine ilke edindiği belirtilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'haram' kelimesinin 'yasaklanmış, dokunulmaz kılınmış' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'harreme' fiili, Yakub'un kendi iradesiyle ve muhtemelen bir adak veya yemin sonucu belirli yiyecekleri kendine yasakladığını ifade eder, bu durum ilahi bir emirle genel bir yasaklama değildir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'haram' kavramının Kur'an'da 'yasaklanmış, dokunulmaz' anlamında kullanıldığını ve genellikle ilahi bir emirle konulan yasakları ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayetteki kullanım, ilahi bir yasaktan ziyade, bir kişinin kendi iradesiyle kendine koyduğu bir yasağı ifade eder, bu da kavramın farklı bağlamlardaki nüansını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Tevrat' kelimesinin 'v-r-y' kökünden türediğini ve 'ateş yakmak, ışık saçmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu bağlamda Tevrat, insanlara doğru yolu gösteren, aydınlatan bir kitap olarak nitelendirilir. Ayette, Tevrat'ın indirilmesinden önceki durumdan bahsedilerek, bu kitabın hükümlerinin belirleyiciliğine işaret edilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, Tevrat'ı 'Allah'ın Musa'ya indirdiği kitap' olarak tanımlar ve onun şeriat hükümlerini içerdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Tevrat'ın İsrailoğulları için dinî hükümlerin temel kaynağı olduğunu ve bu hükümlerin ne zaman yürürlüğe girdiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Tevrat'ın Kur'an'da sıkça zikredilen ve Yahudiliğin temel kutsal kitabı olduğunu ifade eder. Bu ayette, Tevrat'ın indirilme zamanı bir dönüm noktası olarak sunulur ve öncesindeki durumla karşılaştırma yapılır, böylece Tevrat'ın hükümlerinin önemi vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 't-l-w' kökünün 'takip etmek' ve 'okumak' anlamlarını içerdiğini belirtir. 'Fetlûhâ' ifadesi, Tevrat'ı getirmeleri ve içindeki hükümleri okuyarak iddialarını ispatlamaları çağrısıdır. Bu, sadece lafızları okumak değil, aynı zamanda içeriğini anlamak ve ona göre hareket etmek anlamını da taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'tilavet' kelimesinin 'okumak' anlamına geldiğini ve özellikle kutsal metinlerin okunması için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'fetlûhâ' emri, Tevrat'ın getirilip okunarak, iddia edilen yiyecek yasaklarının Tevrat'ta olup olmadığının ortaya konulmasını talep eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 't-l-w' fiilinin 'okumak' ve 'ardından gelmek' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'fetlûhâ' ifadesi, Tevrat'ın metnini okuyarak delil getirme meydan okumasıdır. Bu, sadece okumak değil, aynı zamanda okunanın içeriğini delil olarak sunmak anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 's-d-q' kökünün temel anlamının 'doğruluk, gerçeğe uygunluk' olduğunu belirtir. 'Sâdıkîn' kelimesi, sözü fiiline uygun olan, yalan söylemeyen kişileri ifade eder. Ayetteki 'in kuntum sâdıkîn' ifadesi, iddialarının doğru olduğunu kanıtlamaları için Tevrat'ı okumaya davet ederek, onların samimiyetini ve doğruluğunu sınar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'sıdk'ın 'sözün gerçeğe uygun olması' olduğunu açıklar. Ayetteki 'sâdıkîn' kelimesi, Yahudilerin Tevrat'ta yiyecek yasakları olduğuna dair iddialarının doğru olup olmadığını sorgular. Eğer doğru söylüyorlarsa, Tevrat'ı okuyarak bunu ispat etmeleri beklenir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sıdk' kavramının Kur'an'da hem sözde hem de fiilde doğruluk ve samimiyet anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'sâdıkîn' kelimesi, iddia sahiplerinin sözlerinin gerçekle örtüşüp örtüşmediğini test etmek için bir meydan okuma olarak sunulur.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(93) Küllüt taami kâne hıllen li beni isrâîle illâ ma harreme isrâîlü alâ nefsihi min kabli en tünezzelet Tevrâtü, kul fe'tu Bit Tevrati fetluha in küntüm sadikîn;
“Tevrat indirilmeden önce, İsrâîl (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrâîl oğullarına helâl idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrât'ı getirip okuyun".