Femeni-fterâ ‘ala(A)llâhi-lkeżibe min ba'di żâlike feulâ-ike humu-zzâlimûn(e)
Artık bundan sonra Allah'a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Kim bundan sonra Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Âl-i İmrân 94. ayeti, Allah'a karşı yalan isnat etmenin ciddiyetini ve bu fiili işleyenlerin zalimler olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, 'iftira' ve 'zulüm' kavramları üzerinden ilahi hakikate karşı gelmenin vahim sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İftira (افتراء), bir şeyi aslı olmaksızın uydurmak, yalan söylemek ve bir şeyi bir başkasına isnat etmektir. Ayetteki 'Allah'a karşı iftira' ifadesi, Allah hakkında doğru olmayan bir şeyi uydurarak O'na isnat etme fiilini belirtir ki bu, en büyük yalanlardan biridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İftira (افتراء), 'uydurmak' ve 'yalan söylemek' manasındadır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın söylemediği bir şeyi O'na atfetmek, O'nun adına hüküm koymak veya O'nun hakkında asılsız iddialarda bulunmak demektir. Bu, mecazi olarak Allah'a karşı işlenmiş bir cürümdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İftira (iftirā), Kur'an'da genellikle 'Allah'a karşı yalan uydurmak' bağlamında kullanılır ve bu, tevhid inancına aykırı düşen, Allah'ın birliğine ve sıfatlarına ters düşen iddiaları kapsar. Bu ayette, önceki ayetlerdeki hakikat beyanından sonra Allah'a yalan isnat etmenin ciddiyetini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kezib (كذب), doğru olmayan sözdür. Ayetteki 'Allah'a karşı yalan' ifadesi, Allah'ın indirdiği hakikatlere aykırı düşen, O'nun şanına yakışmayan veya O'nun buyruğu olmayan şeyleri O'na nispet etmektir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kezib (كذب), bir şeyin gerçekte olduğundan farklı bir şekilde ifade edilmesidir. Bu ayette, Allah hakkında uydurulan her türlü asılsız iddia ve iftira, 'kezib' olarak nitelendirilmekte ve büyük bir günah olarak sunulmaktadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'kezib' kelimesi, sadece sözlü yalanı değil, aynı zamanda fiili yalanı ve gerçeği çarpıtmayı da ifade eder. Bu ayetteki 'Allah'a karşı yalan' ifadesi, Allah'ın ayetlerini tahrif etme, O'na ortak koşma veya O'nun hakkında asılsız iddialarda bulunma gibi geniş bir yelpazeyi kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmektir. Ayetteki 'zalimler' ifadesi, Allah'a karşı yalan isnat ederek O'nun hakkını çiğneyen, O'nun koyduğu sınırları aşan ve böylece hem kendine hem de başkalarına haksızlık eden kimseleri tanımlar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zulüm (ظلم), bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymaktır. Bu ayette, Allah'a karşı yalan uyduranlar, Allah'ın hakkını gasp ettikleri ve O'nun şanına yakışmayan bir şeyi O'na isnat ettikleri için 'zalim' olarak nitelendirilmişlerdir. Bu, en büyük zulüm çeşitlerinden biridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulüm (ẓulm), Kur'an'da genellikle Allah'ın koyduğu düzeni bozma, O'nun haklarını ihlal etme ve adaletsiz davranma anlamında kullanılır. Bu ayette, Allah'a iftira atanların 'zalim' olarak nitelendirilmesi, onların ilahi düzene karşı gelerek büyük bir haksızlık ve haddi aşma fiili işlediklerini gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(94) (Fe meniftera alAllahilkezibe min ba'di zâlike feülâike hümüz zâlimûn;)
“Kim bundan sonra Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.”