(A)llâhu yebdeu-lḣalka śümme yu'îduhu śümme ileyhi turce'ûn(e)
Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Allah yaratmayı ilkin yapar, sonra da çevirir, onu yeniden yapar. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.
Bu ayet, Allah'ın yaratma (ibdâ') ve yeniden diriltme (i'âde) kudretini vurgulamakta, tüm varlıkların nihayetinde O'na döneceğini (rücû') bildirmektedir. Temel kavramlar, yaratılışın başlangıcı, ölüm sonrası diriliş ve dönüşü içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bed' kelimesi, bir şeyin başlangıcı ve ilk ortaya çıkışı anlamına gelir. Ayetteki 'yebdeu'l-halk' ifadesi, Allah'ın yaratılışı ilk defa, bir başlangıç olarak var etmesini, yani yoktan var etmesini ifade eder. Bu, yaratılışın Allah'ın mutlak kudretiyle başladığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yebdeu'l-halk, Allah'ın yaratmayı başlattığı, ilk defa var ettiği demektir. Bu, yaratılışın bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıcın Allah'a ait olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yaratma fiilinin önceliğini ve benzersizliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'bede'e' fiili, genellikle 'halk' (yaratma) ile birlikte kullanıldığında, bir şeyin başlangıcını, ilk ortaya çıkışını ifade eder. Bu ayetteki 'yebdeu'l-halk', Allah'ın yaratma eyleminin başlangıç noktası olduğunu, yani her şeyin O'nun iradesiyle varlık sahnesine çıktığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halk kelimesi, bir şeyi takdir etmek, ölçüye göre yapmak ve yoktan var etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'el-halk' ifadesi, Allah'ın yarattığı tüm varlıkları, yani evreni ve içindeki her şeyi kapsar. Bu, Allah'ın yaratma fiilinin kapsamlılığını ve mükemmelliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Halk, yaratmak demektir. Allah'ın 'el-halk'ı başlatması, tüm yaratılmışları, yani insanları, hayvanları ve diğer varlıkları ilk defa var etmesidir. Bu, Allah'ın yaratma gücünün mutlak olduğunu ve her şeyin O'nun eseri olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Halk kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın eşsiz ve benzersiz yaratma eylemini ifade eder. Bu ayette 'el-halk', Allah'ın var ettiği tüm canlı ve cansız varlıkları kapsayan genel bir terim olarak kullanılmıştır. Bu, yaratılışın Allah'ın kudretinin bir tezahürü olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İ'âde, bir şeyi tekrar eski haline döndürmek, geri getirmek anlamına gelir. Ayetteki 'yu'îduhu' ifadesi, Allah'ın yarattığı varlıkları öldükten sonra tekrar diriltmesini, yani ahiret hayatı için yeniden var etmesini ifade eder. Bu, Allah'ın hem yaratma hem de yeniden yaratma gücüne sahip olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İ'âde, bir şeyi tekrar etmek, geri çevirmek demektir. Ayetteki 'yu'îduhu', Allah'ın yaratılmışları öldükten sonra tekrar hayata döndüreceğini, yani kıyamet günü dirilteceğini belirtir. Bu, Allah'ın vaadinin gerçekleşeceğine dair bir teminattır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İ'âde, bir şeyin başlangıcından sonra tekrar meydana gelmesidir. Kur'an'da bu fiil, genellikle ölümden sonraki diriliş bağlamında kullanılır. 'Yu'îduhu', Allah'ın ilk yaratılışı gerçekleştirdiği gibi, ikinci yaratılışı, yani dirilişi de gerçekleştirebilecek kudrette olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rücû', bir yere veya bir şeye geri dönmek demektir. Ayetteki 'turce'ûn' ifadesi, insanların öldükten ve diriltildikten sonra Allah'ın huzuruna döneceklerini, O'nun hükmüne tabi olacaklarını ifade eder. Bu, ahiret inancının ve hesap gününün bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rücû', bir şeyin geldiği yere geri dönmesidir. 'İleyhi turce'ûn' ifadesi, tüm yaratılmışların başlangıçta Allah'tan geldiği gibi, sonunda da O'na döneceklerini, O'nun nihai merci olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın mutlak egemenliğini ve her şeyin O'na ait olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rücû', bir şeyin başlangıç noktasına geri dönmesi veya bir işin sonunun bir merciye varmasıdır. Ayetteki 'turce'ûn', insanların dünya hayatındaki amellerinin hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna döneceklerini, yani ahiretteki nihai varış yerlerinin Allah olduğunu ifade eder.
Rûm Sûresi
Âlem her an benzer bir halk ediliş içindedir. Bir an var, bir an yok hükmü içinde ila ahir bu devam etmetedir. Hay ve Hû esmalarının bu değişimi ile olan hızlı süreçte insan gözü bunu fark edemez. Sanki âlem devamlı ayakta durmakta olduğunu zannetmeye sebep olur.
Tûr sûresinden o’na döndürülüş hakkında ölüm hakkındaki bilgi, bizler için faydalı olacaktır. Daha önce âyet sayısal numarasına bakacak olursak 30+11= 41 dir. (41) ise ravza-i mutahharada cennet’ül baki kabristanına açılan kapının ismidir. Belki zahiri ziyarete Selâm kapısında girip, bu kapıdan çıkmak 10 dakikalık bir işitir. Ama bir salik bâtında irfani eğitim ile bu mesafeyi 15-20 senede kateder.(Murat Derûni)
Ölüm yaşantısını tatmış (21/35) olan kişinin ilk (7) nci gününün gecesinin, arkasından (40) ncı gününün gecesinin ve onun da arkasından (52) nci gününün gecesinin, ihya edilmesinin sebepleri üzerinde kısaca durmakta yarar olacağı açıktır.
Her ne kadar bazı kimseler bu hususta bunların yersiz olduğunu söyleyip dursalar da, gerçek onların dedikleri gibi değildir. Yapanlar ne kaybederler, yapmayanlar ise ne kazanırlar veya tam tersini düşünelim, Yapanlar ne kazanırlar ve kazandırırlar, yapmayanlar ise neler kaybeder ve kaybettirirler. Bunların nefsin tesiri altında kalmadan değerlendirilmesi lâzımdır.
Kişi son nefesini verip ölümü tattığı (21/35) zaman, yok olmuş değil, başka bir âleme geçmiş olmaktadır ve bizim şu an bilemediğimiz bir âlemde, nefsi ile yaşamına devam etmektedir. Kabre konulan ise, o kişinin hakikati ile uzun süre ünsiyet etmiş, beraber yaşadığı bedeni, toprak evi ve heykelidir. O vücut toprak olduğundan, geldiği anasına gidecektir.
Ancak o toprak bedenin içinde, o kişinin hakikatiyle yaşadığı, oldukça uzun bir süreç vardır, bu süreç içinde kendisine verilmiş olan, sıfatı İlâhiyye ve Esma-i İlâhiyye ile bir ömür boyu müşterek yaşam içinde olmuş ve her şeyini o sıfat ve isimlerle yürütmüştür. Yani bu sıfat ve isimlere, çok büyük vicdan borcu vardır. Kişi bunun farkındadır veya değildir, ancak mutlak surette bunları nerede ve nasıl kullandığı hakkında sorumludur-sorula-caktır.
İşte her bir insan türünde “sıfat-ı subutiye” Hakkın (7) sıfatı, “Hayat, İlim, İrade, Kudret, Kelâm, Semi, Basar” ve Âdem (a.s.) talim ettirilip öğretilen (99) ve sonsuz olan esma-i İlâhiyyenin tamamı mevcuttur.
İşte ölüm, tabir edilen hâl ile kişinin elinden alınan, fiziki yaşamı neticesinde, ruhun bedeninden çıkması ile bahsi geçen Esma-i İlâhiyyelerin de son bölümleri o bedenden çıkmaya başlar. Kabre konan o beden için ve o bedenin içinde uzun seneler kalmış olan ruh için, sırayla yedi gece dualar okunur. İşte baştan başlalayarak ilk geceden itibaren yedi gecede, yedi Sıfatı subutiyenin bakıyesi o bedenden tamamen çıkmış olur, işte yapılan yedi gece duaları, o sıfat-ı subutiyeyi, kalıp olarak kalmış olan o bedenden, uğurlama töreni, ayrıca nefsin yeni yerine alıştırma ve ona yardımcı olma çabalarıdır.
(40) ıncı geceye gelindiği zaman ise, gene aynı şekilde kabre konan o cesette kalan bakiye, (40) esma-i İlâhiyyenin de, aynı şekilde o bedenden uğurlanması ve yeni âlemine aktarılmış olan nefsinde, gene kendisine kendi âleminde yaşam takviyesi yapmak içindir.
(52) nci gece ise, o bedende kalan bütün esma-i İlâhiyyenin, tamamının o bedenden uzaklaşmasının uğurlanmasıdır. Böylece artık o beden tamamen madde haline dönüşmüş olur. Böylece, (7+40+52=99) eder ki bu (52) nci gece kendi bünyesinde esma-i İlâhiyyeyide cem etmiş olmaktadır.
Yani varlık (52) nci gecede zahir ve batın tamamen göz önünden kalkmış, tam bir fenâfillâh hükmüne girmiştir. Heva yıldızı da tamamen sönmüştür.
İşte (52) nci gecenin sabahında, güneş yeniden doğduğunda, yeni bir hayat ve Mi’rac yolculuğu da başlar, bu oluşumunda mahalli (53) üncü gündür, bunun ne olduğunu ve (52) ile (53) arasında nasıl mutlak bir bağ olduğunu ben söylemeyeyim sizler düşünün. Sistemimizin nasıl sağlam bir zemine dayandığı da açık olarak görülmektedir.
Böylece (52) gecede fenâfillâh hükmüne girmiş olarak, (53) sabahında yeni bir güne doğan ma’nâyı Nusretiyye bakabillâh olarak (53) ün, seyrinde devam etmektedir.[20]
“ İz- -T-B- ”