İçeriğe atla
Rûm 53Cüz 21 · Sayfa 410

Rûm Sûresi 53. Âyet

الروم

Sohbete sor

Vemâ ente bihâdi-l'umyi ‘an dalâletihim(s) in tusmi'u illâ men yu/minu bi-âyâtinâ fehum muslimûn(e)

Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak ayetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.

Rûm Sûresi

Âyet zât mertebesi âyelerindendir.


Ve ma ente bihadil umyi an dalaletihim, Körleri de sapıklıktan doğru yola çıkaramazsın. “Görenedir görene, Köre nedir köre ne?” diye bir atasözümüz vardır. Hakk’ı görmenin en büyük şartı kör olmamaktır. Kişi nefsinin, bedenin ve bu dünyanın karanlığı olan üç karanlıktan kurtulmadıkça dalaletten kurtulup gerçek manada Hadi olanlardan olması mümkün değildir. Bu işin şartı müşahade ehli olan bir İrfan ehli bulup görme ayarlarını yaptırmaktır. “Ente” yani kişinin senliği olduğu müddetçe kör hükmündenir. Ne zaman ki bu senlik yani hayâli ve vehimi kalktığında İlâhi benlik yani “Ene” kalır… İşte burada ummi olan nefsinin karanlığında değil, Hakk’ın zatında olan A’ma hükmüyle A’maiyyet karanlığındadır. Kendinde, kendi ile kendindedir. İşte istediğine bu örtüsünü kaldırır ve kendisini gösterir.

İn tüsmiu illa men yü'minü bi ayatina fehüm müslimun, Sen ancak âyetlerimize iman edeceklere duyurabilirsin de onlar İslam'a gelir, selameti bulurlar. Âyetin tamamında işittirsin olarak anlaşılmaktar “İn tüsmiû” ise işttiremezsindir. İşitirme ise bir şartta bağlanmıştır. Önce kulak ayarları yapılacak yani Hakk’ın sözünü işitir hale gelecek ondan sonra ancak “men” yani kimlik sahibi olacak, “Yü’minü bi âyatine”, İnanacak ama “bi” ile birlikte “Âyatina” Bizim âyet, işaret ve zât-ımıza görüldüğü gibi âyetin bu kısımı zatidir. Bakara sûresi 3. âyette “yü’mine bil gaybi” denmektedir. Gaybları ile inanırlar demektedir. Bu âyette zât-i işaretlerimiz ile inanır, denmektedir. Burada ki men İlâhi kimlik yani “Ben” İlâhi benliktir. İşte bu mutlak tenzihtir. İşte bu kimseler gerçek ma’nâda teslim olmuş ve selâmete ermişlerdir.

Terzi Babam da istediği kişilere Zâti hakîkat ve işaretleri anlatmaktadır, istemediği kişilerden de bunlar gizlemektedir. İşte kim bunları dinler ve inanırsa selâmete ulaşanlardan olur… Bilindiği gibi Efendi Baba’mın Rabbi Hası “Selâm” esmâsıdır… Bu âyette Selâm kimliğinin (Men) Zât-i işaretlerden olduğunu tasdik eden bir âyettir. (Murat Derûni)


Bu âyet hakkında ve bağlantılarında Hazreti Pir Mevlâna’nın Mesnevi beyitlerinde ne buyurduğuna bakalım.

Kâfirler Ahmed'i beşer gördüler; niçin ondan "inşikâkı-ı kamer"i görmediler?

Hisde müstağrak[53] olan kâfirler, Ahmed (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) Efendimiz’in yalnız sûret-i zâhiresine bakıp, onu da kendileri gibi beşer gördüler; ve kuvve-i kudsiyyesiyle gösterdiği “şakk-ı kamer"[54] mu’cizesini, zâhir gözü ile gördükleri halde, “Sihirdir ve göz bağcılıktır” diyerek kabûl etmediler. Zîrâ pek uzakta olan ayın küçükçük bir cism-i beşerin işâreti ile yarılmasını, his gözü ve his aklı istib’âd[55] eder. Bununla berâber hâdise dahi his gözü ile görülmüştür. Binâenaleyh bunu reddetmek için his aklı bir çâre arar ve nihâyet yine ma’nâ âlemine âid olmakla berâber, insanlar arasında yine his gözüyle mükerreren[56] görülen sihir hâline atfetmeyi münâsib görürler!

Kendi his görücü gözüne toprak saç! His gözü aklım ve mezhebin düşmanıdır.

His gözüne Hakk "kör" dedi; ona "putperest" dedi ve "Bizim zıddımız" ta'bîr buyurdu!

Bu beyt-i şerîfte, sûre-i Neml’de vâki’ “Dalâletinden kör olanları sen îmâna hidâyet edemezsin; ancak bizim âyetlerimize inanıp teslimiyette olanlara Kur’ân’ı dinletebilirsin!" (Nemi, 27/81; Rûm, 30/53) âyet-i kerîmesiyle, emsâli âyât-ı kur’âniyyeye işâret buyurulur. Ve Hakk Teâlâ) i “Hevâsını ilâh ittihâz[57] edenleri görmez misin?” (Furkân, 25/43; Câsiye, 45/23 âyet-i kerîmesinde, hissiyât-ı nefsâniyyelerine tâbi’ olanların putperestliğine işâret buyurdu. Ve ya’ni “Kör ile gören ve zulûmât ile nûr ve gölge ile harâret müsâvî olmaz!” (Fâtır, 35/19-21) âyet-i kerîmesinde de münkirlere, biz mü’minlerin “zıdd”ı ta’bîr buyurdu.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)