Fe-inneke lâ tusmi'u-lmevtâ velâ tusmi'u-ssumme-ddu'âe iżâ vellev mudbirîn(e)
Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.
Çünkü sen ölülere işittiremezsin. O daveti, arkalarını dönmüş giderlerken sağırlara da duyuramazsın.
Bu ayet, peygamberin tebliğ görevindeki zorlukları metaforik bir dille ifade eder. Ölülere ve sağırlara seslenmenin imkansızlığı üzerinden, hakikati kabul etmeyenlerin durumunu tasvir eder. Anahtar kavramlar, işitme, ölüm ve yüz çevirme eylemleri etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ' (سمع) kelimesi, kulağın sesi algılamasıdır. 'Esme'a' (أسمع) ise birine bir şeyi işittirmek, duyurmak anlamına gelir. Ayetteki 'lâ tusmi'u' (لا تسمع) ifadesi, peygamberin tebliğinin, kalpleri ölmüş veya hakikate sağır olanlara fayda vermeyeceğini, onların bunu idrak edemeyeceğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'tusmi'u' (تسمع) fiili mecazi bir kullanımdır. Allah, peygamberine, hakikati kabul etmeyenlerin, tıpkı ölülere veya sağırlara seslenmek gibi, tebliğini işitmeyeceklerini, yani anlamayacaklarını ve kabul etmeyeceklerini bildirmektedir. Bu, onların kalplerinin mühürlenmiş olmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İşitme (semâ') Kur'an'da sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda anlama, idrak etme ve itaat etme anlamlarını da içerir. 'Lâ tusmi'u' ifadesi, muhatapların fiziksel olarak duysalar bile, mesajın manevi ve ahlaki boyutunu kavrayamayacaklarını, dolayısıyla tebliğin amacına ulaşamayacağını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (موت), ruhun bedenden ayrılmasıyla hayatın sona ermesidir. Ayetteki 'el-mevtâ' (الموتى) kelimesi, mecazi anlamda kullanılmıştır. Burada kastedilenler, kalpleri hakikate karşı ölmüş, imana kapalı, öğüt ve nasihatten etkilenmeyen kimselerdir. Onlara seslenmek, fiziksel olarak ölülere seslenmek gibidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (موت), canlılığın zıddıdır. Kur'an'da hem gerçek ölüm hem de mecazi anlamda, cehalet, küfür, gaflet gibi durumlar için kullanılır. Bu ayetteki 'el-mevtâ', küfür ve inatçılık sebebiyle kalpleri katılaşmış, manevi olarak ölmüş kimseleri ifade eder ki, onlara tebliğ fayda vermez.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mevt, canlılığın yokluğudur. Kur'an'da 'ölü' kelimesi, bazen akıl ve idrakten yoksun olanlar için de kullanılır. Ayetteki 'el-mevtâ' ifadesi, hakikati idrak etme yeteneğini kaybetmiş, manevi körlük ve sağırlık içindeki insanları temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Samm (الصمم), kulağın işitme yeteneğini kaybetmesidir. Ayetteki 'es-summe' (الصم) kelimesi, mecazi bir anlam taşır. Burada kastedilenler, hakikati işitmeye ve anlamaya kapalı olan, kalpleri mühürlenmiş kimselerdir. Onlara yapılan çağrı, fiziksel olarak sağırlara yapılan çağrı gibi sonuçsuz kalır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Samm (صمم), işitme duyusunun yokluğudur. Kur'an'da bu kelime, genellikle hakikati işitmeyi reddeden, öğüt ve nasihatten yüz çeviren kimseler için kullanılır. Ayetteki 'es-summe', peygamberin davetini işitip anlamak istemeyen, kalpleri hakikate karşı sağırlaşmış insanları ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'sağır' (asamm) kelimesi, sadece fiziksel bir kusuru değil, aynı zamanda manevi bir durumu, yani hakikate karşı duyarsızlığı ve onu kabul etmeme eğilimini ifade eder. Bu ayette, 'sağırlar' metaforu, tebliğin muhatapları tarafından bilinçli olarak reddedilmesini ve göz ardı edilmesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Du'â' (دعاء), bir şeyi kendine doğru çağırmak, istemek veya birine seslenmektir. Kur'an'da hem Allah'a yöneliş (dua) hem de insanları bir şeye çağırma (davet) anlamında kullanılır. Ayetteki 'ed-du'âe', peygamberin insanları hakka, imana ve doğru yola çağıran tebliğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Du'â' (دعاء), bir şeyi talep etmek veya birine seslenmektir. Bu ayetteki 'ed-du'âe', peygamberin insanlara yönelik davetini, onları Allah'ın dinine çağırmasını ifade eder. Ancak bu çağrı, kalpleri ölmüş ve sağırlaşmış olanlar için etkisiz kalır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Dua (du'â') kavramı, Kur'an'da geniş bir anlamsal yelpazeye sahiptir. Bu ayette, peygamberin insanları Allah'ın birliğine ve mesajına çağırma eylemini, yani tebliğ görevini temsil eder. Ancak bu çağrı, muhatapların manevi durumları nedeniyle karşılık bulmaz.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Vellâ (ولّى) fiili, bir şeyden yüz çevirmek, arkasını dönüp gitmek anlamına gelir. Ayetteki 'vellev' (ولّوا) ifadesi, sağırlara benzetilen kimselerin, peygamberin davetinden yüz çevirip uzaklaşmalarını, hakikati dinlemeyi reddetmelerini ve ondan kaçınmalarını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velâye (ولاية) kelimesi, yakınlık ve ardı sıra gelme anlamlarını taşır. 'Vellâ' (ولّى) fiili ise, bir şeyden yüz çevirmek, arkasını dönmek demektir. Ayetteki kullanımı, hakikati işitmekten ve kabul etmekten kaçınanların, peygamberin davetinden uzaklaşma eylemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'vellev' (ولّوا) fiili, mecazi olarak, peygamberin tebliğinden yüz çevirip uzaklaşan, onu dinlemeyi reddeden kimselerin durumunu ifade eder. Tıpkı fiziksel olarak sağır birinin çağrıya sırtını dönüp gitmesi gibi, onlar da manevi olarak hakikatten yüz çevirirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dubur (دبر), bir şeyin arkasıdır. 'Edbera' (أدبر) fiili ise arkasını dönmek, yüz çevirmek anlamına gelir. 'Müdbirîn' (مدبرين) kelimesi, arkasını dönmüş, uzaklaşmış bir halde olanları ifade eder. Ayette, hakikati işitmekten kaçınanların, davetten tamamen yüz çevirip uzaklaştıklarını pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dübür (دبر), bir şeyin sonu veya arkasıdır. 'Müdbirîn' (مدبرين) kelimesi, bir şeyden yüz çevirip arkasını dönerek uzaklaşanları tanımlar. Ayette, sağırlara benzetilenlerin, peygamberin çağrısından tamamen yüz çevirip, onu dinlemeye hiç niyetleri olmadığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dübür, bir şeyin sonu veya arkasıdır. 'Müdbirîn' (مدبرين) hali, bir eylemin nasıl yapıldığını, yani yüz çevirerek ve uzaklaşarak yapıldığını belirtir. Bu ayette, hakikati reddedenlerin, sadece dinlememekle kalmayıp, aynı zamanda ondan aktif olarak uzaklaştıklarını ve kaçındıklarını ifade eder.
Rûm Sûresi
Bakarsın hayattadırlar ama ölüdürler, gönüllerine nefesi rahmâni rüzgarları ile hayat hakikati yağmadığı ve insanlık tohumları yeşermediği için ölüdürler. Kulakları vardır. Ama Hakk’ın sözünü duymadıkları için sağırdırlar. Bilidiği gibi Mevlânâ hazretlerinin Mesnevi-i Şerifi “Dinle” ile başlamaktadır. Çocuk bile konuşmayı anne ve babasını dinleyerek öğrenir. (Murat Derûni)