Vevassaynâ-l-insâne bivâlideyhi hamelet-hu ummuhu vehnen ‘alâ vehnin vefisâluhu fî ‘âmeyni eni-şkur lî velivâlideyke ileyye-lmasîr(u)
İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır."
Gerçi biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): "Bana, anana ve babana şükret" diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır.
Lokmân Suresi'nin 14. ayeti, insanın anne babasına karşı sorumluluklarını, annenin çektiği zorlukları ve şükran borcunu vurgulayan temel ahlaki prensipleri dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'vasiyet', 'insan', 'anne-baba', 'zayıflık', 'şükür' ve 'dönüş' gibi anahtar kavramlar üzerinden insanlık durumuna ve ilahi buyruklara ışık tutar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vasiyet (وصية), bir şeyi diğerine bağlamak, ulaştırmak anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle bir şeyi koruma, gözetme ve ona riayet etme emri olarak kullanılır. Ayetteki 'vassaynâ' fiili, Allah'ın insana anne babasına karşı görevlerini hatırlatan, onlara iyi davranmasını emreden kesin bir buyruğu ifade eder. Bu, sadece bir öğüt değil, aynı zamanda uyulması gereken bir ilahi talimattır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vasiyet, bir şeyi emretmek ve onu yerine getirmeyi istemektir. Ayetteki 'vassaynâ' ifadesi, Allah'ın insana anne babasına karşı olan hakkını ve onlara iyi davranma yükümlülüğünü emrettiğini gösterir. Bu, mecazi olarak bir öğüt değil, doğrudan bir emirdir ve bu emrin yerine getirilmesi beklenir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnsan (insân), Kur'an'da genellikle 'unutkan' ve 'zayıf' bir varlık olarak tasvir edilir. Aynı zamanda 'ünsiyet' (sosyallik) kökünden gelmesi, onun toplumsal bir varlık olduğuna da işaret eder. Bu ayette insan, Allah'ın vasiyetine muhatap olan, ancak aynı zamanda bu vasiyeti unutmaya meyilli olabilecek bir varlık olarak ele alınır. Bu nedenle vasiyetin tekrar tekrar hatırlatılması gerekliliği ortaya çıkar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnsan (إنسان), 'üns' (yakınlık, dostluk) ve 'nisyân' (unutkanlık) köklerinden türemiştir. Bu ayette insan, hem sosyal ilişkiler içinde yaşayan hem de Allah'ın emirlerini unutmaya meyilli olabilen bir varlık olarak ele alınır. Vasiyetin ona yöneltilmesi, onun bu unutkanlık özelliğine rağmen sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Vehn (وهن), zayıflık ve güçsüzlük anlamına gelir. Ayette 'vehnen alâ vehnin' (güçsüzlükten güçsüzlüğe) ifadesi, annenin hamilelik boyunca artan fiziksel yorgunluğunu, zorluğunu ve çektiği meşakkatleri çok güçlü bir şekilde tasvir eder. Bu, annenin çektiği zahmetin derecesini vurgulayarak ona karşı şükran borcunun büyüklüğünü ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vehn, bedendeki veya ruhtaki zayıflıktır. Ayetteki 'vehnen alâ vehnin' tabiri, annenin hamilelik sürecinde yaşadığı zayıflığın katlanarak arttığını, her geçen gün daha da güçsüzleştiğini ifade eder. Bu, annenin fedakarlığının boyutunu ve çocuğunun dünyaya gelmesi için katlandığı zorlukları semantik olarak derinleştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şükür (şükr), Kur'an'da genellikle Allah'ın nimetlerine karşı minnettarlığı ifade etmekle birlikte, bu ayette anne babaya karşı da kullanılmıştır. Şükür, sadece sözlü bir teşekkür değil, aynı zamanda nimetin kadrini bilmek, onu doğru kullanmak ve nimeti verene karşı görevlerini yerine getirmek anlamına gelir. Anne babaya şükretmek, onların fedakarlıklarını takdir etmek ve onlara iyi davranmakla gerçekleşir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şükür (شكر), yapılan iyiliğin karşılığını vermek ve onu dile getirmektir. Ayetteki 'üşkür' emri, hem Allah'ın verdiği nimetlere hem de anne babanın çocuğuna gösterdiği fedakarlıklara karşı minnettarlığı ifade etmeyi ve bu minnettarlığı davranışlarla göstermeyi emreder. Bu, sadece bir teşekkür değil, aynı zamanda bir sorumluluk ve görevdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Masîr (مصير), dönülecek yer, varış noktası anlamına gelir. Ayetteki 'ileyye'l-masîr' ifadesi, tüm insanların eninde sonunda Allah'a döneceğini ve yaptıklarının hesabını vereceğini mecazi olarak değil, kesin bir gerçek olarak ifade eder. Bu, vasiyetlere uymanın ve şükretmenin önemini pekiştiren bir ahiret vurgusudur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Masîr, 'sâra' fiilinden türemiş bir isim olup, bir şeyin dönüşeceği veya varacağı son noktayı ifade eder. Bu ayette 'masîr', Allah'ın kudretini ve ahiret inancını vurgular. İnsanların tüm eylemlerinin bir karşılığı olacağını ve nihai yargı için Allah'a döneceklerini hatırlatır. Bu, anne babaya karşı görevlerin yerine getirilmesinin ahiretteki sonuçlarına işaret eder.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(٣١.١٤)
~~31.14~
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فٖى عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ لٖى وَلِوَالِدَيْكَ اِلَیَّ الْمَصٖيرُ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.14 - Ve vassaynel insâne bivâlideyh, hamelethu ummuhû vehnen alâ vehniv ve fisâluhû fî âmeyni enişkur lî ve livâlideyk, ileyyel masîr.
Diyanet Meali:
31.14 - İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır."
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
31.14 - Gerçi insana ebeveynini de tavsıye ettik, anası onu za'f, za'f üstüne taşıdı, süt kesimi de iki sene içinde şükret diye bana ve anana babana, ki banadır geliş.
Görüldüğü gibi bu Ayet-i kerime de zat-i‘dir. Cenâb-ı Hakk’ın kendi lisanından, “Emrettik-dönüş banadır” ifadeleriyle ne kadar hayatın içinde olduğu da, hemen anlaşılmaktdır.
Ayet-i kerimenin zahiri manası çok açık olarak anlaşıl-maktadır. Batını ise, kişinin kendi bünyesinde Babası-Akl-ı kül, Annesi ise nefsi küldür. Bu makamları kendisinin Hakk yolunda kullanması istenilen amir bir hükümdür. Eğer bu makamları nefsine kaptırır da nefsi sahip çıkar ve kullanmaya başlarsa Cenâb-ı Hak bu durumdan hiç razı olmaz.
Bireyin Annesi olan Nefs-i kül eğer nefsin hükmüne girmişse onun “nefsinin sütü”yle beslediği çocuk “veled-i nefs” olur ve gelecekte kendi Anne babasını hükümsüz hale getirecektir. Hızır kıssasında öldürülen çocuk bu çocuktur.
Eğer kişi, Babası olan Akl-ı küllü, nefsine kaptırır nefs onu kendi istikametinde kullanırsa, bu halin sonu kişinin manevi iflâsı olur. Akl-ı küllü, Hakk yolunda kullanmak demek bütün esmaları Hak yolunda kullanmaktır, yani kşinin varlığında bunların hepsi vardır. Yani Âdem neslinde bütün esmalar mevcuttur. İşte bu yüzden, "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır." Hükmüyle Canab-ı Hakk anne babayı kendi zatıyla birlikte şükre lâyık olduğunu ifade etmiştir. Çok manidardır. İz- -T-B-