Elem tera enna(A)llâhe yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veseḣḣara-şşemse velkamera kullun yecrî ilâ ecelin musemmen veenna(A)llâhe bimâ ta'melûne ḣabîr(un)
Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah, işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.
Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü geceye sokuyor. Güneş ile ayı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyor. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Lokmân Suresi 29. ayet, Allah'ın evrendeki kudretini ve düzenini, özellikle gece-gündüz döngüsü ve gök cisimlerinin hareketleri üzerinden vurgular. Ayet, bu kozmik düzenin ilahi bir iradeyle işlediğini ve Allah'ın her şeyi kuşatan bilgisine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlâc (إيلاج), bir şeyi diğerinin içine sokmak, dahil etmek demektir. Ayetteki 'yûlicu' ifadesi, gece ve gündüzün birbirinin içine girmesi, birinin diğerini takip etmesi ve sürelerinin değişmesi anlamında kullanılmıştır. Bu, Allah'ın kudretinin bir tecellisi olarak, zamanın düzenli akışını ve döngüsünü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'yûlicu' mecazi bir kullanımdır. Gece ve gündüzün birbirine karışması, birinin diğerinin yerine geçmesi, yani birinin süresinin diğerine eklenmesi anlamındadır. Bu, Allah'ın geceyi gündüzden, gündüzü de geceden eksiltip artırması, yani sürelerini değiştirmesi demektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): V-l-c kökü, bir şeyin bir yere girmesi, nüfuz etmesi anlamını taşır. Ayetteki 'yûlicu' fiili, gece ve gündüzün birbirine tedricen geçişini, birinin diğerinin alanına girmesini ve bu geçişin ilahi bir düzen içinde gerçekleştiğini semantik olarak vurgular. Bu, sadece bir zaman diliminin sona erip diğerinin başlaması değil, aynı zamanda birinin diğerinin içine nüfuz etmesiyle oluşan dinamik bir süreci ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tesḫîr (تسخير), bir şeyi zorla veya isteyerek bir işe koşmak, emrine amade kılmaktır. Ayetteki 'sahhara' fiili, güneş ve ay gibi büyük gök cisimlerinin Allah'ın iradesi doğrultusunda, belirli bir düzen içinde hareket etmesini ve insanlığın faydasına hizmet etmesini ifade eder. Bu, onların kendi başlarına değil, ilahi bir kudretin kontrolünde olduklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tesḫîr, bir şeyi bir iş için hazırlamak ve onu o işe yönlendirmek demektir. Allah'ın güneşi ve ayı 'tesḫîr' etmesi, onların belirli bir yörüngede, belirli bir düzenle hareket etmelerini sağlaması ve bu hareketin insan yaşamı için gerekli olan faydaları (ışık, ısı, zaman tayini vb.) temin etmesidir. Bu, onların ilahi bir kanuna tabi olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'tesḫîr' kavramı, genellikle Allah'ın evrendeki yaratılış ve düzenleme gücünü ifade eder. Gök cisimlerinin 'tesḫîr' edilmesi, onların Allah'ın mutlak iradesine boyun eğdiğini ve O'nun koyduğu yasalara göre işlediğini gösterir. Bu, aynı zamanda insanın bu düzen içindeki yerini ve Allah'ın insana bahşettiği nimetleri de vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ecel (أجل), bir şeyin son bulacağı vakit, belirlenmiş süre demektir. Ayetteki 'ecelin müsemmâ' (belirlenmiş bir ecel), güneş ve ayın hareketlerinin sonsuz olmadığını, belirli bir zamana kadar devam edeceğini ve sonra sona ereceğini ifade eder. Bu, evrenin de bir sonu olduğunu ve her şeyin Allah'ın takdirine bağlı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecel, bir şeyin süresinin sonu veya belirlenmiş zamanıdır. 'Küllün yecrî ilâ ecelin müsemmâ' ifadesi, her bir gök cisminin (güneş ve ay) hareketinin belirli bir sona doğru ilerlediğini, yani kıyamete kadar veya Allah'ın takdir ettiği bir zamana kadar devam edeceğini belirtir. Bu, evrendeki her şeyin geçici olduğunu ve ilahi bir plan dahilinde işlediğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ecel, bir şeyin başlangıcından sonuna kadar olan süresidir. Ayetteki 'ecelin müsemmâ' tabiri, güneş ve ayın hareketlerinin rastgele olmadığını, aksine Allah tarafından önceden belirlenmiş, kesin ve değişmez bir sona doğru ilerlediğini anlatır. Bu, evrenin tesadüfi değil, ilahi bir iradeyle yaratılmış ve yönetilen bir sistem olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Habîr (خبير), her şeyin iç yüzünü, gizli ve açık yönlerini en iyi bilen demektir. Allah'ın 'Habîr' olması, O'nun kullarının amellerinden, niyetlerinden ve tüm yaptıklarından tam anlamıyla haberdar olduğunu, hiçbir şeyin O'na gizli kalmadığını ifade eder. Bu, aynı zamanda bir uyarı ve sorumluluk bilinci de taşır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Habîr ismi, Allah'ın ilminin kapsamlılığını ve derinliğini gösterir. 'Bimâ ta'melûne Habîr' ifadesi, Allah'ın sadece görünen amelleri değil, aynı zamanda bu amellerin arkasındaki niyetleri ve kalplerdeki gizli düşünceleri de bildiğini vurgular. Bu, kulların her an Allah'ın gözetimi altında olduğunu ve yaptıklarından sorumlu tutulacaklarını hatırlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'Habîr' kavramı, Allah'ın mutlak ve kuşatıcı bilgisine işaret eder. Bu bilgi, sadece geçmiş ve şimdiki zamanı değil, geleceği de kapsar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanların amellerinden haberdar olması, ilahi adaletin temelini oluşturur ve insanları iyi işler yapmaya teşvik ederken, kötü işlerden sakındırır. Bu, aynı zamanda Allah'ın her şeyi kontrol altında tuttuğu inancını pekiştirir.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.29 - Elem tera ennallâhe yûlicul leyle fin nehâri ve yûlicun nehâra fil leyli ve sehharaş şemse vel gamer, kulluy yecrî ilâ ecelim musemmev ve ennallâhe ve bimâ tağmelûne habîr.
Diyanet Meali:
31.29 - Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah, işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.
-------------------
Görüldüğü gibi ayet-i kerimedeki ifadeler, Rahmaniyyet mertebesinden insanlığa, Peygamberimiz tarafından kudret-i İlâhiyye bilgilerinin aktarılmasıdır.
Görmedin mi ki,? ifadesiyle Rahmaniyyet mertebesi müşahede ehli olmamızı ve konuları bu anlayışla değerlendir-memizi açık olarak ikaz etmektedir. Hergün yaşadığımız, gözümüzün önünde cereyan eden hadiseleri hep aynı şekilde, adeta sonsuz haliyle devam etmesinden dolayı, indimizde bir değeri olmadığı günlük bayağı hadiseler gibi yaşandığının bile farkında değiliz. Eğer müşahede ehli olup gözümüzün önünde hergün cereyan eden hadiselerin nekadar muazzam ve mükemmel hadiseler olduğunu görmeye başladığımızda dünya-arz ismini verdiğimiz üzerinde yaşadığımız yuvarlak madde topun da fezada dönüp-yüzüp durduğunu bu gezegene dışardan bakanların görüşleriyle, bizlerde onlara göre gökyüzü sülâle- insanları olduğumuzu değerledirecek-lerdir.
Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor.
Kudretullah ile gece ve gündüz yok olmuyor, birbirinin içine giriyor yani, geceyi bâtın haline dönüştürüp gündüz olarak zâhire çıkartıyor. Diğer taraftan zâhir olan gündüzü de bâtın olan gecenin içine sokuyor, böylece aynı yer bir itibar ile gece bir itibar ile gündüz ismini alıyor. Görüldüğü gibi asli olarak ne gündüz vardır ne gece, bunların ikiside izafi isim almaktan başka bir şeyler değildir.
Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir.
Kudret-i İlâhiyye bütün alemlerde tasarruf sahibi olduğu gibi göneşte, ayda O’nun kanunlarına boyun eğmiş ve gene kendilerine tanınan süre kadar yörüngelerinde yüzmelerine devam edeceklerdir.
Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider.
Şüphesiz Allah, işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.
Hem dünya gezegeninde yaşayan bizim sülâle ümmeti-mizin, ve diğer gökyüzü insan sülâlelerinin işlediklerinden haberdardır çünkü zaten bizlerle ve onlarla da beraberdir.
Gönül göğünde de aynen bunlar olup yaşanmaktadır.
“ İz- -T-B- “