Veyekûlûne metâ hâżâ-lfethu in kuntum sâdikîn(e)
"Eğer doğru söyleyenler iseniz, şu fetih ne zamanmış?" diyorlar.
Bir de "Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar.
Bu ayet, inkarcıların kıyamet veya azap vaadinin ne zaman gerçekleşeceğine dair alaycı bir sorgulamasını ifade eder. Anahtar kavramlar, bu sorgulamanın mahiyetini ve doğruluğun önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin dille ifade edilmesidir. Bu ayetteki 'yekûlûne' (يَقُولُونَ) fiili, inkarcıların, vaat edilen azabın veya kıyametin ne zaman gerçekleşeceğine dair alaycı ve meydan okuyucu bir şekilde söz söylemelerini ifade eder. Onlar bu sözleriyle, vaadin gerçekleşmeyeceğini ima etmektedirler.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir düşüncenin veya inancın sözlü olarak dışa vurulmasıdır. Ayetteki 'yekûlûne' (يَقُولُونَ), müminlerin vaatlerine karşı çıkanların, bu vaatlerin gerçekleşme zamanını sorgulayarak, aslında onların doğruluğundan şüphe ettiklerini ve alay ettiklerini gösteren bir ifade biçimidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Feth (الفتح), bir şeyin kapalı halden açılmasıdır. Kur'an'da bu kelime, Allah'ın kulları arasında hüküm vermesi, zafer bahşetmesi veya azabın gelmesi gibi anlamlarda kullanılır. Bu ayetteki 'el-feth' (الْفَتْحُ), inkarcıların alaycı bir şekilde sordukları, Allah'ın vaat ettiği hükmün veya azabın ne zaman geleceğidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Feth (الفتح), mecazi olarak Allah'ın kulları arasında hak ile batılı ayırması, yani hüküm vermesidir. 'Metâ hâzâ'l-fethu' (مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْفَتْحُ) ifadesi, inkarcıların, Allah'ın vaat ettiği azabın veya kıyametin gerçekleşme zamanını sorarak, aslında bu vaadin bir aldatmaca olduğunu düşündüklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Feth (الفتح), bir şeyi açmak, zorlukları gidermek ve hüküm vermek anlamlarına gelir. Ayetteki 'el-feth' (الْفَتْحُ), Allah'ın vaat ettiği azabın veya kıyametin gerçekleşmesiyle hak ile batılın ayrılacağı, yani ilahi hükmün tecelli edeceği zamanı ifade eder. İnkarcılar bu hükmün ne zaman geleceğini sorgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sıdk (صدق), sözün veya eylemin gerçeğe uygun olmasıdır. 'Sâdikîn' (صَادِقِينَ) kelimesi, doğru sözlü olanları ifade eder. Ayetteki 'in kuntum sâdikîn' (إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ) ifadesi, inkarcıların, müminlerin vaatlerinin doğruluğundan şüphe ederek, eğer gerçekten doğru söylüyorlarsa, vaat ettikleri hükmün zamanını bildirmelerini talep etmelerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sıdk (صدق) kavramı, Kur'an'da sadece sözün doğruluğunu değil, aynı zamanda kişinin içsel inancının ve eylemlerinin de bu doğruluğa uygun olmasını ifade eder. Ayetteki 'sâdikîn' (صَادِقِينَ) kelimesi, inkarcıların, müminlerin Allah'tan getirdikleri haberlerin ve vaatlerin gerçekten doğru olup olmadığını sorguladıklarını, yani onların 'sıdk'ına meydan okuduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sıdk (صدق), bir haberin veya sözün gerçeğe uygunluğunu ifade eder. 'Sâdikîn' (صَادِقِينَ) ise bu niteliğe sahip olanlardır. Ayetteki 'in kuntum sâdikîn' (إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ) ifadesi, inkarcıların, müminlerin kıyamet veya azap hakkındaki sözlerinin gerçekliğini sorgulayarak, eğer bu sözler doğruysa, o zamanın ne zaman olduğunu bilmeleri gerektiğini ima ettiklerini belirtir.
Secde Sûresi
Ayetin Kaynağı: Ef’al mertebesi ayeti dir.
Ayette de geçen Fetih (Fettah) kelimesine biraz odağımızı yöneltmemiz gerekiyor ki kast edilen mana açıla bilsin. (Ayrıca İz-Terzibab’nın Fetih Suresi eserinde bu konu detaylı bir şekilde incelendiğinden oradan ayrıntılı inceleme yapılması faydalı olacaktır.) El-Feth, F-T-H (ف ت ح)Açmak, Fetih, Hüküm. "kapalı olan bir şeyi açmak", "bir engeli kaldırmak" demektir. Su kanalı açmaya da Feth denir. Buradan hareketle "müşküllerin çözülmesi", "zafer" ve "hak ile batılın arasını ayıran hüküm" manasına gelir.
İbrahim Hakkı Bursevî k.s Ruhul Beyan adlı eserinde bu ayet ile ilgili olarak şunu söyler;
“Mü’minler, kıyâmet gününü kastederek, kâfirlere şöyle diyorlardı: “Öyle bir gün gelecek ki, o gün bizim günümüz olacak, Allah bizimle sizin aranızda hükmedecek ve neticede zafer elbette bizim olacak.” Ya da: “Allah Teâlâ müşriklere karşı bize zafer nasip edecek ve bizimle onların arasını kesin olarak ayıracak.” diyorlardı. Mekke müşrikleri, onların bu sözlerini işittikleri zaman yalanlayarak ve alay ederek kıyâmetin acele gelmesini isteme yoluyla: “Eğer” gerçekleşeceği konusunda “doğru söylüyorsanız, bu fetih” hüküm veya yardım ve zafer “günü hani ne zaman” hangi vakit olacak? “diyorlardı.
Bu ayetin bir de batıni yani enfüsi olarak incelediğimiz de seyri sülûk çıkaran bir dervişin, salikin kendi nefsi ile olan mücahedesinde ki müşahedeye geçme arzu ve isteğini görüyoruz.
Yani nefsi emmaresi ruhuna ilim olaraktan tahsil ettiği veya o zamana kadar okuduğu bilgilerin kendisinde faaliyete geçiremeyişinin ızdırabı içinde “hani bunlar olacaktı”, “hani görüşümüz açılacaktı”, “hani yakîne geçecektik” vb. sorulara nefsani olarak kendi içinde maruz kalır. Gayret ve sabır kemerini çıkarttığımızda yolumuzdan geri çevirmek için nefsi emmare bu tür sorular ile adeta bir yılan gibi bizi boğmaya kalkışır. Burada salik mürşidinden aldığı feyz ve irfan eğitimi ile yoluna ve bakmalı ve ufkunu geniş tutmalı dır.
Ayrıca Fetih Fettah açan manasında kişi de bulunan ruhu madeni den ruhu nebatiye oradan ruhu hayvaniyi açan ve nihayetinde aldığı tecelli ile ruhu insaniye yolunun açılması fetihtir. Ve bu fetih hayali ve oturduğumuz yerde olacak bir açılım değildir. Daha evvel bu yolda yürümüş ve yolda İz bırakarak dervişin önünü açan bir fatihe bir mürşidin izini takip etmesi gerekmektedir. Bu sayede içindeki El-Fettah uyanır. T.O.Muharrem Halil-İz.