Eve lem yerav ennâ nesûku-lmâe ilâ-l-ardi-lcuruzi fenuḣricu bihi zer'an te/kulu minhu en'âmuhum ve enfusuhum(s) efelâ yubsirûn(e)
Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hala görmeyecekler mi?
Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?
Bu ayet, Allah'ın kudretini ve rahmetini, cansız toprağa hayat veren suyun sevk edilmesi ve ondan bitkilerin çıkarılması üzerinden vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, suyun sevk edilmesi, toprağın niteliği, bitkilerin çıkışı ve görme/idrak etme eylemleri etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sevk (السوق), bir şeyi bir yere doğru sürmek, yönlendirmektir. Ayetteki 'nesûku' ifadesi, Allah'ın suyu cansız toprağa doğru yönlendirmesini, onu oraya ulaştırmasını ve bu sayede hayat vermesini ifade eder. Bu, ilahi bir irade ve kudretle gerçekleşen bir yönlendirmedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'nesûku' kelimesi, suyu bir yerden başka bir yere götürmek, taşımak anlamındadır. Mecazi olarak, Allah'ın suyu kuru toprağa doğru yönlendirmesi, onu oraya ulaştırması ve böylece toprağa can vermesi kastedilir. Bu, Allah'ın kudretinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cüruz (الجرز), üzerinde bitki bitmeyen, kurak ve çorak arazidir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretinin bir delili olarak, hayat belirtisi olmayan bu tür topraklara su göndererek onu yeşertmesini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cüruz, bitki örtüsünden yoksun, kurak ve verimsiz topraktır. Ayette, Allah'ın bu tür topraklara su sevk ederek ondan ekinler çıkarması, O'nun yaratma ve diriltme gücünün açık bir işaretidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'cüruz' gibi kelimeler, genellikle Allah'ın yaratma ve diriltme gücünü vurgulamak için kullanılır. Cansız, verimsiz bir toprağın su ile canlanması, Allah'ın ölüleri diriltme kudretinin bir metaforu olarak sunulur. Bu, insanın Allah'ın gücü karşısındaki acizliğini ve O'na olan bağımlılığını hatırlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İhrâc (الإخراج), bir şeyi bir yerden dışarı çıkarmaktır. Ayetteki 'nuhricu' ifadesi, Allah'ın suyu kullanarak cansız topraktan bitkileri, ekinleri filizlendirip ortaya çıkarmasını ifade eder. Bu, Allah'ın yaratma ve rızık verme kudretinin bir tecellisidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Burada 'nuhricu', Allah'ın suyu bir vasıta kılarak toprağın içinden bitkileri, yani 'zer'an'ı meydana getirmesi, onları görünür kılmasıdır. Bu fiil, Allah'ın mutlak yaratıcı gücünü ve rızık vericiliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zer' (الزرع), toprağa ekilen ve ondan biten her türlü bitki ve ekin için kullanılır. Ayetteki 'zer'an' kelimesi, Allah'ın kuru topraktan su vasıtasıyla çıkardığı, hem hayvanların hem de insanların faydalandığı bitkisel ürünleri ifade eder. Bu, Allah'ın rızık vericiliğinin bir delilidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zer' kelimesi, tohumun toprağa atılmasından sonra biten ve büyüyen her şeyi kapsar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın suyu kullanarak çorak topraktan çıkardığı ve canlıların beslenmesine hizmet eden ekinleri ifade eder. Bu, Allah'ın hayat verici ve besleyici kudretini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'basar' (görme) fiili, çoğu zaman sadece fiziksel görmeyi değil, aynı zamanda kalple görmeyi, yani idrak etmeyi, anlamayı ve ibret almayı da ifade eder. 'Efelâ yubsirûn' (Görmüyorlar mı?) ifadesi, Allah'ın ayetlerini fiziksel olarak görmelerine rağmen, bunların ardındaki ilahi kudreti ve hikmeti idrak edemeyenlere yönelik bir kınamadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Basar kökünden türeyen kelimeler, Kur'an'da genellikle hakikati görme, delilleri anlama ve onlardan ders çıkarma anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'yubsirûn' kelimesi, insanların Allah'ın yaratma mucizelerini gözleriyle görmelerine rağmen, bu mucizelerin ardındaki ilahi gücü ve birliği kavrayamamalarını eleştiren bir sorudur. Yani, sadece bakmak değil, aynı zamanda düşünmek ve ibret almak kastedilir.
Secde Sûresi
Ayetin Kaynağı: Zati Mertebeden bir ayettir.
Ayeti kerime de zahiri anlamda adeta Sünettullah gözler önüne seriliyor ve Allah'ın var ediş biçimi sıralaması anlatılmakta.
İlk olarak bu işin bizâtihî “enna” demek suretiyle zatının bu işleri yaptığını anlıyoruz. Ve ilk olarak Su ardından arz, yer yani toprak arından bitki, hayvan ve insan. Bu bir nevi devri daim dir diye diye biliriz. Her şey bir damla su ile başlar ve o su toprağa düşmesi ile birlikte topraktan hem hayvanlara hemde insanlara gıdalar oluşur ve ayrıca da hayvanlar da insanlara gıda olmakta dır. Ve insan kalıp olarak ölür ve yine toprağa karışır ve var olduğu 4 unsur yine aslına dönmüş olur. Tüm bu mucizevi oluşuma kör kalmamak için rabbimiz uyarıyor ve “hâlâ gözlerini açmıyacaklar mı?” diyor.
Bir başka açıdan ayeti batıni açıdan incelediğimizde beşerî varlığımızı riyazatlar ve tezkiyeyi nefs yapmak suretiyle bedenselliğimiz kuruyup yok olmak üzere iken Allah'ın hayat suyu (ilim) bu çoraklaşmış toprağa sevki ilahi ile akıtıldığında hayvaniyetimize gıda değil Ruhu insaniyetimize gıdalar yetişmeye başlar ve burada yeşerenler hikmet gıdalarıdır.
Bu ise evvel ki ayette duymayacaklar mı şeklinde ki ihtara kulak verip bir mürşidi kamilden kulak yollu beslenip ilim irfan talebi ile çorak bedenini hikmet yurdu haline getiri. Artık bu bedenden gördüğü haktan başka bir şey olmayacaktır. Beşeriyetine kör ilahi kimliğine ise gözleri açıktır. T.O.Muharrem Halil-İz.