İçeriğe atla
TefsirSecde
Sure 32Mekkî30 ayet

Secde

Secde

السجدة

Sûre Hakkında

SECDE SURESİ HAKKINDA KISA BİR BİLGİ

Mushaftaki sıralamada 32, iniş sırasına göre 75. Alfabetik sırası 92 dir. Mekke döneminin son yıllarında Mü’minûn sûresinden sonra Tûr sûresinden önce nâzil olmuştur. 16-20. âyetlerinin Medenî olduğu rivayeti isabetli görülmemiştir (Âlûsî, XXI, 155). Adını, 15. âyette Allah’ın âyetlerine iman edenler tasvir edilirken geçen “sücced” (secde edenler) kelimesinden almıştır. Sûre, 16. âyette yine müminlerin vasıfları belirtilirken kullanılan “rablerine ibadet etmek amacıyla vücutları yataklarından uzak kalanlar” meâlindeki ifadede “medâci ‘” (yataklar) kelimesinin yer almasından dolayı Medâci sûresi olarak da anılır. Ayrıca sûrenin ikinci kelimesi secde lafzına izâfe edilerek Tenzîlü’s-secde ve diğer adı Secde sûresi olan Fussilet sûresinden ayırt etmek üzere bir önceki sûrenin adına bağlanarak Secdetü Lokmân diye de isimlendirilmiştir (Âlûsî, XXI, 155; Elmalılı, V, 3856; M. Tâhir İbn Âşûr, XXI, 138-140).

Fasıla harfleri:

Âyetleri- 30 dur Kelime Sayısı – 584

Harf Sayısı – 2581 dir Fâsılaları ل، م، ن harfleridir.

Secde Kelimesinin Anlamı ve Ebced değerleri;

Sözlükte “eğilmek, boyun eğmek, tevazu ile alnı yere, koymak” anlamındaki sücud masdarından,
gelen secde fıkıh terimi olarak namazda alın, burun, el ayaları, dizler ve ayak parmakları zemine değecek şekilde yere kapanmayı ifade eder. Secdeyle aynı kökten türeyen ve “secde edilen yer” anlamına gelen mescid Allah’a ibadet edilen yer ve bilhassa müslümanların ibadethâneleri için kullanılır.

Secde ve aynı kökten türeyen kelimeler Kur’an’da gerek “boyun eğme” mânasında gerekse terim anlamıyla seksen bir âyette geçer (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “scd” md.). Râgıb el-İsfahânî Kur’an’daki secdeyi isteğe bağlı ve zorunlu secde olarak ikiye ayırır; ilki (sücûd bi’htiyâr) insana mahsus olup karşılığında mükâfat vardır. “Allah’a secde edin” (en-Necm 53/62) gibi âyetler secdenin bu ilk anlamıyla ilgilidir. İkincisi (sücûdü teshîr) insan dahil olmak üzere canlı ve cansız bütün varlıkların Allah’ın koyduğu kanunlara boyun eğmesidir. “Göklerde ve yerde bulunan her şey ve bunların gölgeleri sabah akşam isteseler de istemeseler de Allah’a secde ederler” âyeti (er-Ra‘d 13/15) secdenin ikinci anlamıyla ilgilidir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “scd” md.). Müfessirler, ikinci anlamıyla bütün varlıkların Allah’a secde etmesini (meselâ bk. en-Nahl 16/48-49; el-Hac 22/18; er-Rahmân 55/6) fıtratlarının gereği olarak yaratıcının kendileri için koyduğu kanunlara tâbi olup onların dışına çıkamamaları şeklinde izah ederler. (https://islamansiklopedisi.org.tr/secde) Ebced değerleri ise;

Sîn (س): 60- İnsan-ı Kâmil Cîm (ج): 3- Cemali ilahi Dâl (د): 4 – Delili ilahi anlamına gelir Secde aynı zaman da Salât’ın mertebelerine baktığımızda iseviyet mertebesine işarettir(iz-Terzibaba), bu çerçeveden baktığımızda secde kelimesi İseviyet mertebesi itibariyle olan kâmil insanın Cemali ilahiyi seyr etmesinin delili olan bir secde dir, fakat burada ki dal harfi bir yönü ile delil olmakta iken bir başka yönü ile de dal olmakta dır aynı bir ağacın dalı gibi. İleride bu konuya tekrar değineceğiz.

Secde Sûresinin Ana konuları:

Secde suresinin ana konularını şu yedi madde de sıralamak mümkündür;

  1. Kur'an'ın İlahiliği ve Hak Oluşu
  2. Allah'ın Varlığı, Birliği ve Kudreti
  3. İnsanın Halkiyeti ve Mahiyeti
  4. Öldükten Sonra Dirilme ve Ahiret Hayatı
  5. Müminlerin Vasıfları ve Mükafatları
  6. İnkarcıların Durumu ve Akıbetleri
  7. Peygamberlere ve Kitaplara İman

Secde Suresi Fazileti Hakkında

- Secde sûresi Hz. Peygamber’e İncil mukabilinde verilen sûrelerden (mesânî) biridir.

- Resûlullah’ın gece uyumadan önce Secde ve Mülk sûrelerini okuduğu. (Müsned, III, 340; Tirmizî, “Fezâʾilü’l-Ḳurʾân”, 9; Dârimî, “Fezâʾilü’l-Ḳurʾân”, 19).

- Diğer bir rivayette ise cuma gününün sabah namazında Secde ve İnsân sûrelerini okuduğu nakledilmiştir (Buhârî, “Cumʿa”, 10; Müslim, “Cumʿa”, 64-66; krş. İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, s. 283-292).

Ruhul Beyan da Sureyi şerifin fazileti hakkında şu şekilde buyrulmuştur;

Bir hadîste şöyle buyrulmuştur: “Kim Secde ve Mülk sûrelerini okursa kadir gecesini ihyâ etmiş gibi bir ecre nâil olur.”[ ed-Dürrü’l-mensûr, VI, 534] el-İrşâd’da geçtiği üzere başka bir hadîste de şöyle buyrulmuştur: “Kim evinde Secde sûresini okursa o eve üç gün şeytan giremez.”[ İbn Hacer, Kâfî, 517; Kenzü’l-ummâl, I, 589.] Bahru’l-ulûm’da nakledildiğine göre de Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde Secde sûresi, dünyâda iken kendisini kırâat eden sâhibine iki kanatlı bir kuş gibi gelir ve şöyle der: “Bugün senin aleyhine hiçbir durum söz konusu olmayacaktır.”[ Şevkânî, Fethu’l-kadîr, IV, 246.] Câbir (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlûllâh (s.a.) Secde ve Mülk sûrelerini okumadan uyumazdı ve şöyle buyururdu: “Bu iki sûre, Kur’ân’daki her sûreden yetmiş hasene/sevab daha fazîletlidir. Kim bu iki sûreyi okursa, ona yetmiş hasene yazılır, yetmiş kötülüğü silinir ve kendisi yetmiş derece yükseltilir.”[ Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân, 9; Dârimî, Fezâilu’l-Kur’ân, 19.] Kur'an-ı Kerim'deki secde ayetleri ve Tilavet Secdesi:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 21 · Sayfa 415

الٓمٓ

Elif-Lâm-Mîm

Elif Lam Mim.

2Cüz 21 · Sayfa 415

تَنزِيلُ ٱلْكِتَـٰبِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Tenzîlu-lkitâbi lâ raybe fîhi min rabbi-l'âlemîn(e)

Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab'ın indirilişi, alemlerin Rabbi tarafındandır.

3Cüz 21 · Sayfa 415

أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۚ بَلْ هُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

Em yekûlûne-fterâh(u)(c) bel huve-lhakku min rabbike litunżira kavmen mâ etâhum min neżîrin min kablike le'allehum yehtedûn(e)

Yoksa "Onu Muhammed uydurdu" mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir.

4Cüz 21 · Sayfa 415

ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۖ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّ وَلَا شَفِيعٍ ۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

(A)llâhu-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l'arş(i)(s) mâ lekum min dûnihi min veliyyin velâ şefî'(in)(c) efelâ teteżekkerûn(e)

Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş'a kurulandır. Sizin için O'ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?

5Cüz 21 · Sayfa 415

يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥٓ أَلْفَ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ

Yudebbiru-l-emra mine-ssemâ-i ilâ-l-ardi śümme ya'rucu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu elfe senetin mimmâ te'uddûn(e)

Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O'na yükselir.

6Cüz 21 · Sayfa 415

ذَٰلِكَ عَـٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Żâlike ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l'azîzu-rrahîm(u)

İşte Allah, gaybı da görünen alemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

7Cüz 21 · Sayfa 415

ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ۖ وَبَدَأَ خَلْقَ ٱلْإِنسَـٰنِ مِن طِينٍ

Elleżî ahsene kulle şey-in ḣalekah(u)(s) vebedee ḣalka-l-insâni min tîn(in)

O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.

8Cüz 21 · Sayfa 415

ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُۥ مِن سُلَـٰلَةٍ مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ

Śumme ce'ale neslehu min sulâletin min mâ-in mehîn(in)

Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.

9Cüz 21 · Sayfa 415

ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦ ۖ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

Śumme sevvâhu venefeḣa fîhi min rûhih(i)(s) vece'ale lekumu-ssem'a vel-ebsâra vel-ef-ide(te)(c) kalîlen mâ teşkurûn(e)

Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

10Cüz 21 · Sayfa 415

وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا ضَلَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍۭ ۚ بَلْ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ كَـٰفِرُونَ

Ve kâlû e-iżâ dalâlnâ fî-l-ardi e-innâ lefî ḣalkin cedîd(in)(c) bel hum bilikâ-i rabbihim kâfirûn(e)

(Kafirler dediler ki:) "Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız? Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler.

11Cüz 21 · Sayfa 415

۞ قُلْ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلْمَوْتِ ٱلَّذِى وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

Kul yeteveffâkum meleku-lmevti-lleżî vukkile bikum śümme ilâ rabbikum turce'ûn(e)

De ki: "Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."

12Cüz 21 · Sayfa 416

وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا۟ رُءُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَآ أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَٱرْجِعْنَا نَعْمَلْ صَـٰلِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ

Velev terâ iżi-lmucrimûne nâkisû ruûsihim ‘inde rabbihim rabbenâ ebsarnâ vesemi'nâ ferci'nâ na'mel sâlihan innâ mûkinûn(e)

Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, "Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız" dedikleri vakit, (onları) bir görsen!

13Cüz 21 · Sayfa 416

وَلَوْ شِئْنَا لَـَٔاتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَىٰهَا وَلَـٰكِنْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ مِنِّى لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ

Velev şi/nâ leâteynâ kulle nefsin hudâhâ velâkin hakka-lkavlu minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti ve-nnâsi ecma'în(e)

Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, "Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım" sözüm gerçekleşecektir.

14Cüz 21 · Sayfa 416

فَذُوقُوا۟ بِمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَـٰذَآ إِنَّا نَسِينَـٰكُمْ ۖ وَذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Feżûkû bimâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ innâ nesînâkum(s) veżûkû ‘ażâbe-lḣuldi bimâ kuntum ta'melûn(e)

(Onlara şöyle denilecek:) "O halde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedi azabı tadın."

15Cüz 21 · Sayfa 416

إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِـَٔايَـٰتِنَا ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِهَا خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَسَبَّحُوا۟ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩

İnnemâ yu/minu bi-âyâtinâ-lleżîne iżâ żukkirû bihâ ḣarrû succeden vesebbehû bihamdi rabbihim vehum lâ yestekbirûn(e)

Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine bu ayetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar.

16Cüz 21 · Sayfa 416

تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمْ عَنِ ٱلْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَـٰهُمْ يُنفِقُونَ

Tetecâfâ cunûbuhum ‘ani-lmedâci'i yed'ûne rabbehum ḣavfen vetame'an vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)

Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.

17Cüz 21 · Sayfa 416

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّآ أُخْفِىَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Felâ ta'lemu nefsun mâ uḣfiye lehum min kurrati a'yunin cezâen bimâ kânû ya'melûn(e)

Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.

18Cüz 21 · Sayfa 416

أَفَمَن كَانَ مُؤْمِنًا كَمَن كَانَ فَاسِقًا ۚ لَّا يَسْتَوُۥنَ

Efemen kâne mu/minen kemen kâne fâsikâ(an)(c) lâ yestevûn(e)

Hiç mü'min, fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar.

19Cüz 21 · Sayfa 416

أَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمْ جَنَّـٰتُ ٱلْمَأْوَىٰ نُزُلًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Emmâ-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti felehum cennâtu-lme/vâ nuzulen bimâ kânû ya'melûn(e)

İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me'va cennetleri vardır.

20Cüz 21 · Sayfa 416

وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فَسَقُوا۟ فَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۖ كُلَّمَآ أَرَادُوٓا۟ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَآ أُعِيدُوا۟ فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Veemmâ-lleżîne fesekû feme/vâhumu-nnâr(u)(s) kullemâ erâdû en yaḣrucû minhâ u'îdû fîhâ vekîle lehum żûkû ‘ażâbe-nnâri-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn(e)

Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, "Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın" denir.

21Cüz 21 · Sayfa 417

وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَدْنَىٰ دُونَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Velenużîkannehum mine-l'ażâbi-l-ednâ dûne-l'ażâbi-l-ekberi le'allehum yerci'ûn(e)

Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.

22Cüz 21 · Sayfa 417

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَآ ۚ إِنَّا مِنَ ٱلْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ

Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi śümme a'rada ‘anhâ(c) innâ mine-lmucrimîne muntakimûn(e)

Kim, Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.

23Cüz 21 · Sayfa 417

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ فَلَا تَكُن فِى مِرْيَةٍ مِّن لِّقَآئِهِۦ ۖ وَجَعَلْنَـٰهُ هُدًى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe felâ tekun fî miryetin min likâ-ih(i)(s) vece'alnâhu huden libenî isrâ-îl(e)

Andolsun, biz Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) vermiştik. Sen de kitaba (Kur'an'a) kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.

24Cüz 21 · Sayfa 417

وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا۟ ۖ وَكَانُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا يُوقِنُونَ

Vece'alnâ minhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ lemmâ saberû(s) vekânû bi-âyâtinâ yûkinûn(e)

Sabredip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.

25Cüz 21 · Sayfa 417

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûn(e)

Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir.

26Cüz 21 · Sayfa 417

أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَـٰكِنِهِمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ ۖ أَفَلَا يَسْمَعُونَ

Eve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim(c) inne fî żâlike leâyât(in)(s) efelâ yesme'ûn(e)

Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hala duymayacaklar mı?

27Cüz 21 · Sayfa 417

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا نَسُوقُ ٱلْمَآءَ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِۦ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعَـٰمُهُمْ وَأَنفُسُهُمْ ۖ أَفَلَا يُبْصِرُونَ

Eve lem yerav ennâ nesûku-lmâe ilâ-l-ardi-lcuruzi fenuḣricu bihi zer'an te/kulu minhu en'âmuhum ve enfusuhum(s) efelâ yubsirûn(e)

Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hala görmeyecekler mi?

28Cüz 21 · Sayfa 417

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْفَتْحُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

Veyekûlûne metâ hâżâ-lfethu in kuntum sâdikîn(e)

"Eğer doğru söyleyenler iseniz, şu fetih ne zamanmış?" diyorlar.

29Cüz 21 · Sayfa 417

قُلْ يَوْمَ ٱلْفَتْحِ لَا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِيمَـٰنُهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

Kul yevme-lfethi lâ yenfe'u-lleżîne keferû îmânuhum velâ hum yunzarûn(e)

De ki: "Fetih (Kıyamet) günü, inkar edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır."

30Cüz 21 · Sayfa 417

فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَٱنتَظِرْ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ

Fea'rid ‘anhum ventazir innehum muntazirûn(e)

Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar.