Efemen kâne mu/minen kemen kâne fâsikâ(an)(c) lâ yestevûn(e)
Hiç mü'min, fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar.
Öyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar.
Bu ayet, iman ve fısk kavramları üzerinden iki zıt durumun asla eşit olamayacağını vurgulamaktadır. Mümin ile fasık arasındaki derin ahlaki ve ontolojik farkı dilbilimsel olarak ortaya koyarak, inanç ve eylemlerin insanı nasıl farklılaştırdığını semantik bir yaklaşımla ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesinin kökü olan 'emn', korkunun zıddı olan güven ve emniyet anlamına gelir. Mümin, hem Allah'a güvenen hem de başkalarına güven veren kişidir. Ayetteki 'mü'minen' ifadesi, kalben tasdik edip dil ile ikrar eden ve bu inancın gerektirdiği salih amelleri işleyen kişiyi ifade eder, bu da onu fasıktan ayırır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzitsu, 'iman' kavramını Kur'an'ın temel kavramlarından biri olarak ele alır ve onu sadece bir inanç beyanı olarak değil, aynı zamanda Allah ile kurulan bir güven ilişkisi ve bu ilişkinin getirdiği bir sorumluluk olarak tanımlar. Ayetteki mümin, bu güven ilişkisini sürdüren ve bu sayede doğru yolda kalan kişidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mü'min' kelimesini, Allah'ın birliğine ve peygamberlerin getirdiklerine inanan kişi olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, bu inancın kişiyi doğru yola ilettiğini ve onu fasık olandan ayırdığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fısk kelimesi, bir şeyin kabuğundan çıkması, haddi aşması anlamına gelir. Dini terim olarak ise Allah'ın emrinden çıkmak, itaatten ayrılmak demektir. Ayetteki 'fâsık' ifadesi, iman dairesinden çıkarak günahlara dalan, Allah'ın sınırlarını aşan kişiyi tanımlar ve müminle olan zıtlığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, fıskı, 'Allah'a isyan etmek ve O'nun emrinden çıkmak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda fasık, müminin aksine, Allah'ın koyduğu sınırları çiğneyen ve bu nedenle doğru yoldan sapmış olan kişidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzitsu, 'fısk' kavramını 'iman'ın zıddı olarak ele alır ve onu Allah'a karşı gelme, O'nun otoritesini tanımama ve bu nedenle doğru yoldan sapma olarak yorumlar. Ayetteki fasık, bu sapmanın somutlaşmış halidir ve müminle karşılaştırılarak aralarındaki uçurum gösterilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seviyye kelimesi, bir şeyin düzgün, eşit ve dengeli olması anlamına gelir. 'İstivâ' ise eşitlenmek, denkleşmek demektir. Ayetteki 'lâ yestevûne' ifadesi, mümin ile fasığın ahlaki, manevi ve akıbetleri açısından asla eşit olamayacaklarını, aralarında temel bir fark olduğunu kesin bir dille belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'istivâ'yı, bir şeyin diğerine denk olması, aynı mertebede bulunması olarak açıklar. Ayetteki olumsuz kullanımı, mümin ve fasık arasındaki değer ve konum farkının altını çizer; onların aynı kefeye konulamayacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istivâ' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarını inceleyerek, eşitlik ve denklik anlamlarının yanı sıra, bir şeyin bir şeye uygun olması anlamını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'lâ yestevûne', mümin ve fasığın ne ahlaki değerler ne de ilahi katındaki konumları açısından birbirine uygun veya denk olmadığını ifade eder.
Secde Sûresi
Ayetin Kaynağı: Sıfat, Rahmaniyet Mertebesidir.
Burada Mü’min ve Fasık kelimelerini inceleyelim;
Mü’min: Sözlükte “güven içinde bulunmak, korkusuz olmak” anlamındaki emn (emân, emânet) kökünün “if‘âl” kalıbından türeyen mü’min kelimesi “inanıp tasdik eden; başkalarının güvenli olmasını sağlayan, vaadine güvenilen” mânalarına gelir. TDV İslam Ansiklopedisi İslam dairesine girip şartlarını kabul edip uyana Müslüman denilmekte , İmanın şartlarını kalben tasdik edene de mümin denilmekte dir. Bu iki vasıf aynı olsaydı Kur’ân-ı Kerîm de ayrı ayrı zikredilmezdi.
Mümin aynı zaman Allah'ın 99 isminden de biri olmakta ve asliyeti itibariyle de irfaniyet ile baktığımızda El-Mümin olana mahal ve o isme mazhar olanlar gerçek müminlerdir. Bir kişi çevresi itibariyle güvenli görülüyor ve halk ondan emin ise ondaki mümin isminin faaliyetinden dolayı dır.
Bir başka yönü ile bakacak olursak bizlerde ki tüm fiiller Allah'a ait olan isim ve sıfatlarından dır. Bu sınırın dışına da çıkmak mümkün değildir. Ama gaflet ehli bu isim ve sıfatları kendi nefsi istikametinde kullandığı vakit onda bunlar esmayı nefsiye olarak zuhur ediyor demektir. Bir gerçek müminler ve veliler zümresi vardır ki onlar kendilerinde Hakk’tan gayrısının olmadığını müşahede etmeleri neticesinde kendisinde diğer isimlerde esmayı ilahiye istikametinde fail olması ile diğer isimlerin o mahalden emniyeti sağlaması ile tüm isimler onda güvende olmuş olmaktadır diye biliriz. T.O.Muharrem Halil-İz.
Fasık: Sözlükte “hurma ve benzeri şeyler için kabuğunu yırtıp çıkmak; belirli bir sınırı aşmak” anlamına gelen fısk veya füsûk kökünden türemiş bir sıfat olan fâsık, değişik mezheplere mensup âlimlerce yapılmış farklı tarifleri bulunmakla birlikte terim olarak “haktan sapan, Allah’ın emirlerine itaatten ayrılan âsi mümin veya kâfir” diye tanımlanabilir. İslam Ansiklopedisi Bir başka açıdan ise;
Fasık: fasık bozguncu demektir, senin varlığındaki İlâh-î hakikatleri kendi nefsine maletmek sûretiyle hakikatin bozguncuları, işte kendi varlığının hakikatini bozduğu için gelen hakikat bilgilerini bozmuş oluyor, inkâr ediyor, dolayısıyla kendisine bu bilgiler ulaşamamış oluyor, çünkü kendisi, bu sistemi inkâr ettiği için kendine bu kapıyı kapatmış oluyor. İz- Terzibaba
Bundan dolayı da fasık ile mümin bir olamaz. Biri celal yolunu tercih etmiştir diğeri ise Cemal yolunu tercih etmiştir. T.O.Muharrem Halil-İz.