Yudebbiru-l-emra mine-ssemâ-i ilâ-l-ardi śümme ya'rucu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu elfe senetin mimmâ te'uddûn(e)
Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O'na yükselir.
O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir.
Bu ayet, Allah'ın evreni idare edişini, işlerin gökten yere inişini ve sonra O'na yükselişini, zamanın göreceliğini vurgulayarak anlatmaktadır. Anahtar kavramlar, ilahi yönetimin kapsamını ve zaman algısının farklılığını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tedbîr' kelimesini, işlerin akıbetini düşünerek hareket etmek ve sonuçlarını göz önünde bulundurarak düzenlemek olarak açıklar. Ayetteki 'yüdebbiru' fiili, Allah'ın her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlayıp yönettiğini, hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmadığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yüdebbiru' fiilini 'yüqaddiru' (takdir eder) ve 'yusarrifu' (yönetir) anlamlarında kullanır. Bu bağlamda, Allah'ın gökten yere kadar olan tüm işleri, yani evrenin ve içindeki her şeyin düzenini ve akışını belirlediğini, idare ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tedbîr' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak egemenliğini ve evren üzerindeki kontrolünü gösteren temel bir fiil olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın sadece yaratıcı değil, aynı zamanda sürekli olarak yönetici ve düzenleyici olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-emr' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki bağlamda, 'el-emr' Allah'ın yaratma ve yönetme fiillerini, evrensel kanunlarını ve takdir ettiği her şeyi kapsayan geniş bir anlam taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesinin hem 'iş, durum' hem de 'emir, hüküm' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'yüdebbiru'l-emr' ifadesi, Allah'ın tüm evrensel işleri, olayları ve varlıkların durumlarını yönettiğini ve düzenlediğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'emr' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın iradesinin tecellisi olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın gökten yere kadar olan tüm yaratılış ve idare süreçlerini kapsayan genel bir 'iş' veya 'hüküm' olarak anlaşılmalıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'urûc' kelimesini 'irtifâ' (yükselme) ve 'su'ûd' (yukarı çıkma) olarak açıklar. Ayetteki 'ya'rucu ileyhi' ifadesi, Allah'ın düzenlediği işlerin, takdir edilen süre sonunda O'na geri döndüğünü, yani nihai sonucun ve hesabın O'na ait olduğunu mecazi olarak anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'urûc'un bir yerden başka bir yere yükselme eylemi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın tedbir ettiği işlerin, belirli bir döngü sonunda tekrar O'nun katına, yani O'nun bilgisine ve hükmüne döndüğünü sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'urûc'un 'yukarı doğru hareket etmek' olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın idare ettiği işlerin, belirlenen zaman dilimi içinde tamamlanıp, nihai olarak Allah'ın ilmine ve kudretine geri döndüğünü, yani O'nun kontrolünde olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'mikdâr' kelimesinin 'ölçülen şeyin miktarı' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mikdâruhu elf seneh' ifadesi, Allah katındaki zamanın insan algısından çok farklı olduğunu, bin yıl gibi uzun bir sürenin O'nun için bir gün kadar olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mikdâr'ın 'takdir edilen şey' veya 'ölçülen nicelik' olduğunu açıklar. Bu ayette, Allah'ın işlerinin tamamlanması için belirlenen sürenin, insan ölçülerine göre bin yıla denk geldiğini, bu durumun Allah'ın kudretini ve zaman üzerindeki mutlak hakimiyetini gösterdiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da zaman kavramının göreceliğine dikkat çeker. 'Mikdâr' kelimesinin bu ayetteki kullanımı, Allah'ın zaman algısının insan algısından farklı olduğunu, O'nun için uzun görünen sürelerin aslında kısa olduğunu ve bu durumun O'nun aşkınlığını gösterdiğini belirtir.
Secde Sûresi
Ayetin Kaynağı: Zati Ayetlerden dir.
Ayetin ilk bölümünde yer alan” Gökten yere kadar bütün işleri O yönetir” ayetten de anlaşılacağı gibi tüm işler onun iradesi ve kudreti ile zuhur ve tecelli etmektedir. Bu ayet aynı zaman da Yüce Allah’ın alemde her an fail-i mutlak olduğunu ve her şeyin onunla kaim olduğunu da bize vaaz etmektedir. Uzaklarda tahtında ihtişam içinde arşa kurulu oturan bir ilah veya Tanrı anlayışını adeta reddediyor (orada da vardır ayrıca). Bir fabrikanın yöneticisi uzaklarda olsa orada bir düzen veya intizam olması mümkün mü dür, kaideleri kuralları olmasa herkes kendince bir irade sergilerse fabrikada imalat olabilir mi? Aynı şekilde tüm alemleri yöneten ve kaidelerini belirleyen Odur. Aynı ayeti kendimize enfüsümüze aldığımızda gök olan başımız ve yer hükmünde olan beden vücudumuzu remz ediyor. Her birerlerimiz bir başka insanda ayırt edici olan yönümüz baş tarafımız ve özellikle de yüzümüz olmakta dır. Burası da Allah’ın Subuti olan sıfatlarının mahalli olmuş oluyor, bu sıfatlar ile oluşan özelliklerimiz ise Allah’ın esmalarıdır. Esmalardan oluşan fiiller ise onun fiilleri olmuş olmakta dır.
Bura da akla şu soru gelebilir ‘‘kişi de kötü bir fiil zuhur ettiğinde onu da mı Allah’a istinat edeceğiz?’’ Burada şu iki ayrı ayeti zikretmekte fayda vardır. “İyilikleri Allahtan kötülükleri nefsinizden bilin” Nisa,79 “İyilikte kötülükte Allahtan dır” Nisa,78
Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi iyilikleri Allah’a isnat etmek ve bizden zuhur edecek eksi yönlü fiilleri de nefsimize mal etmek bizde güzel ahlakın ortaya çıkmasına sebep olacaktır ve ademiyetin başlangıcı da sayılacak bir ahlaktır. Âdem a.s ağaca yaklaşmak suretiyle kendinde açığa çıkan bu fiil neticesinde o fiili nefsine mal etti ve ‘‘ben nefsime zulmettim’’ diye rabbine niyaz da bulundu ve af edilenlerden oldu, şeytan ise secde etmeyip Allah’a karşı gelmenin neticesini “Beni sen azdırdın” demek suretiyle suçu nefsine değil Allah’a attı ve kovulmuşlardan oldu.
İyilikte kötülükte Allah’tandır denmesi ile birlikte eğer bu ayet olmasaydı kötülüğe ayrı bir Allah bulunması gerekecekti, bu ayet her türlü fiilin mutlak güç ve kudretin sahibinin Allah c.c olduğunu ifade etmektedir. Lakin Allah Teala hazretlerinin Kur’an-ı Kerim ile ve Allah Rasûlü s.a.v efendimizin uygulamaları yani sünneti seniyyesi ile Razı olduğu ve razı olmadığı fiilleri ve düşünceleri ve ahlakları bize ulaştırmıştır. Bize verdiği hayat ilim ve irade sıfatları ile bunları onun emirleri doğrultusunda kullanılmasından razı olduğunu beyan etmiştir. Kulun mükafatı da emri ilahi doğrultusunda bir yaşam sürmesidir. Bu ahkamı ilahîyeleri kimi cennet için kimi cehennemden kaçmak için kimi de hakkı bulmak ve onunla olmak için yapmaktadır. Tüm bu çerçeveden bakıldığında gökleri ve yeri idare eden Allah ifadesinden tüm alemler için geçerli olduğu gibi bizim beden alemimiz içinde bu geçerli dir.
Vücudumuzun reflekslerine ve organlarımızın işleyişleri hakkında hangimizin müdahalesi veya katkısı vardır, bir düşünelim, ozaman bu bedenin de zahiri kısmını yani bedensel kısmı da onun kontrolünde batıni olan kısmı da onun kontrolündedir. Mesneviden bir beyt ile devam edelim. T.O.Muharrem Halil-İz;