Żâlike ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l'azîzu-rrahîm(u)
İşte Allah, gaybı da görünen alemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O'dur.
Bu ayet, Allah'ın ilmini (gayb ve şehadet), kudretini ve rahmetini vurgulamaktadır. Seçilen anahtar kavramlar, Allah'ın mutlak bilgisi, gücü ve merhameti gibi temel niteliklerini dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi kuşatan, gizli ve açık hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığı mutlak bilgiyi ifade eder. Bu ayette 'âlim' kelimesi, Allah'ın gaybı ve şehadeti bilme sıfatını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İlim kavramı Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biridir ve O'nun her şeyi kuşatan bilgeliğini ve kudretini gösterir. 'Âlim' ismi, Allah'ın sadece geçmişi ve bugünü değil, geleceği de bilmesini, yani mutlak bir bilgiye sahip olmasını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yaratılışın tüm detaylarına vakıf olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Gayb, insanlardan gizli olan, gözle görülmeyen ve akılla kavranamayan şeylerdir. Bu ayette 'âlimü'l-gayb' ifadesi, Allah'ın, insanların bilgisi dışında kalan tüm sırları ve görünmeyen âlemleri bildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Gayb, 'gözden kaybolan, gizlenen' anlamındadır. Kur'an'da Allah'ın gaybı bilmesi, O'nun geleceği, kaderi ve insanların iç dünyalarını da bildiği anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın mutlak ve sınırsız bilgisinin bir yönünü teşkil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Gayb kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak ilmiyle birlikte anılır. İnsanların idrak sınırlarının ötesinde olan, ancak Allah'ın tam olarak bildiği gerçeklikleri ifade eder. Bu ayette, Allah'ın sadece görünen âlemi değil, aynı zamanda görünmeyen âlemi de kuşatan bilgisine vurgu yapılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehadet, 'hazır bulunmak, görmek, tanık olmak' anlamlarına gelir. Kur'an'da 'âlimü'l-gayb ve'ş-şehâde' ifadesi, Allah'ın hem gizli olanı hem de açıkta olanı, yani tüm varoluşu bildiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın bilgisi hem görünmeyen hem de görünen âlemi kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Şehadet, 'gözle görülen, hazır olan' demektir. Allah'ın şehadeti bilmesi, O'nun yaratılmışların tüm eylemlerini, düşüncelerini ve varlıklarını açıkça bildiği anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bilgisinin kapsamlılığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Aziz, 'güçlü, üstün, yenilmez' demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun kudretinin sınırsız olduğunu, hiçbir gücün O'na karşı gelemeyeceğini ve O'nun her şeye galip olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın ilmiyle birlikte kudretinin de vurgulanması, O'nun hükümranlığını pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Aziz, 'kendisine ulaşılamayan, galip gelinemeyen' anlamındadır. Allah'ın Aziz olması, O'nun izzet ve şerefinin yüceliğini, kudretinin sonsuzluğunu ve hiçbir şeye muhtaç olmamasını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın ilmiyle birlikte gelen mutlak gücünü belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahîm, 'çok merhametli' demektir. Allah'ın Rahîm olması, O'nun kullarına karşı sürekli ve sonsuz merhametini, lütuf ve ihsanını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın ilmi ve kudretiyle birlikte merhametinin de zikredilmesi, O'nun adaletinin ve affediciliğinin bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahîm, 'rahmeti bol olan, merhameti sürekli olan' anlamındadır. Allah'ın Rahîm ismi, O'nun rahmetinin tüm varlıkları kuşattığını ve özellikle müminlere yönelik özel bir merhametinin olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretinin yanında şefkatinin de bulunduğunu vurgular.
Secde Sûresi
Ayetin Kaynağı: Zati Ayetlerden dir.
Ayetin başındaki “Zalike” İşte Odur İşaret zamiridir ve sırası ile evvelki ayetler de geçen “Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde hâlketmiş” ve “Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür” ayetlerinde geçen tüm oluşumların görülen ve görülmeyen yönlerini ancak Allah bilir manasını taşımakta dır.
Gayb kelimesini daha iyi anlamak için Muhyiddin İbn Arabi bunu iki ana grubu ayırmıştır;
- Mutlak Gayb: Allah’ın Zatına işaret edilmekte bu mertebeye La Taayyün, Âmâ da denilmekte. Şehadet aleminin de kaynağı olduğunu da belirtmek gerekir.
- İzâfi Gayb: bu ise bir ağacın tohum içinde gizli olması manasını taşımakta dır.
Ayrıca bu ayetin içindeki “‘âlimu’l-ġaybi ve’ş-şehâdeti” kısmı Kur’an-ı Kerim’de 10 farklı yerde aynı terkip ile geçtiğini görüyoruz. On, seyr-i sülük sisteminde ayrıca fenafillah mertebesine denk gelen sayı değeridir, bu da bize fenafillahta olan kişilerde artık kendi bünyesindeki Gayb (melekut) ve Şehadet (Mülk) alemi ile ilgili bilgilerin ayan olması ile birlikte kâmil insan olma yönünde sureti ile şehadet aleminde yaşar ve gezer. Manası yönü ile de Gayb aleminde Seyr-i Evtan eylemiş ve gaybi olan bilgileri şehadet alemine taşıyarak tâlib olana bildirir hale gelmiştir. T.O.Muharrem Halil-İz Kısaca o ayetlerin meallerini de bir görelim;
1. En'âm Suresi (6), 73. Ayet "Yine O'dur ki, gökleri ve yeri hak ile yarattı. 'Ol!' dediği gün oluverir. Sözü haktır. Sûr'a üfürüleceği gün de mülk O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır."
2. Tevbe Suresi (9), 94. Ayet "Döndüğünüz zaman size özür beyan edeceklerdir. De ki: 'Özür beyan etmeyin, size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmiştir. Bundan sonraki hareketlerinizi de Allah ve Resulü görecektir. Sonra gizliyi ve açığı bilene döndürüleceksiniz. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.'"
3. Tevbe Suresi (9), 105. Ayet "De ki: 'Yapın yapacağınızı! Amelinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir. Sonra gizliyi ve açığı bilene döndürüleceksiniz ve O, size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.'"
4. Ra'd Suresi (13), 9. Ayet "O, gizliyi de, açığı da bilendir, pek büyüktür, yücelerden yücedir."
5. Mü'minûn Suresi (23), 92. Ayet "Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, onların ortak koştuklarından yücedir."
6. Secde Suresi (32), 6. Ayet "İşte, görülmeyeni de, görüleni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O'dur."
7. Zümer Suresi (39), 46. Ayet "De ki: 'Ey göklerin ve yerin yaradanı, gizliyi ve açığı bilen Allah'ım! Kullarının arasında, ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü ancak sen vereceksin.'"
8. Haşr Suresi (59), 22. Ayet "O, öyle bir Allah'tır ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır."
9. Cuma Suresi (62), 8. Ayet "De ki: 'Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra siz, görülmeyeni ve görüleni bilene döndürüleceksiniz. O da size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.'"
10. Teğabün Suresi (64), 18. Ayet "Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."
“Alimu” aynı zaman da Sıfatı subutiyeden bir isim dir, ayetin devamında ise El-Aziz ve Er-Rahim isimleri de zikredilmekte dir. Kur’an-ı Kerimde "El-Azîzu'r-Rahîm" şeklinde 13 defa zikredilmiştir. Buda Hakikati Muhammediye denk düşen sayı değeri dir.
El- Aziz ismi
عزّ ('a-z-z) kökünden gelen "el-'Azîz", "güçlü, üstün, galip, şerefli, değerli, nadir bulunan" gibi anlamlara gelir. Allah'ın isimlerinden biri olarak, O'nun mutlak güç ve kudret sahibi olduğunu, hiçbir şekilde mağlup edilemeyeceğini, her şeye galip geldiğini ve dilediğini yapmaktan aciz olmadığını ifade eder.
Burada bu ismi nefsani yönü ile faaliyete geçirenlerde kibir ve riya nefsini başkalarından üstün görme ve kendilerini güç ve otorite sahibi oldukları vehmi yanılgı oluşur. Bunun neticesinde zahiren şaşalı bir görüntüsü hayatı olsa dahi Allah o mahallinde aslında “El-Muzill” yani dilediğini zillete düşüren, hor ve hakir kılan, alçaltan ismi faaliyete geçmiş olmakta. Bu halin tersi bir hal zuhur ettiğinde ise yani, kişi kendi nefsani benliğini Allah’ın El-Muzill ismini kullanarak hor ve hakir görür ise, ki bu hal seyri sülük eğitimi sisteminde Nefsi Levvame de kişi de tecelli etmesi gerekmekte aksi takdirde Nefsi mülhimeye yol alması zorlaşacaktır. İşte nefsine bu acılığı ve zilleti tattıran mahalde El-Aziz ismi devreye girer ve kendi ilahi kimliği o mahalde aziz olmuş olur. Tüm bu sistemi tetikleyen de El-Muntakim ismi olmakta dır yani kendini aziz görürse zelil olur, kendini zelil görürse aziz olmasına bu isim aracılık etmekte. Bir sonraki fiilin veya halin oluşmasına bu isim mabeyncilik etmekte dir. T.O.Muharrem Halil-İz
Hz. Aişe ‘ye ( r.a ) sormuşlar:
Ey müminlerin annesi, iyilerden olduğumuzu nasıl biliriz? "Kendinizi kötülerden zannedersiniz!" Peki kötülerden olduğumuzu nasıl biliriz? Cevap: "Kendinizi iyilerden zannedersiniz!" Er-Rahim
Bu isim ile olan bağımız Besmeleyi Şerif ile başlamaktadır. Besmelede bilindiği gibi üç ana isim bulunmakta, Allah Zatını, Rahman Sıfatını Rahim ise Esmasını bunları zikreden dil ise ef’âli ile tüm mertebeleri de zikretmiş olmakta dır. Allah ismi cami olan isim olması hasebiyle her esma ve fiil ondan kaynağını alır ve uluhiyeti gereği yılanda çıyanda hayatiyetini o isimden alır.
Rahman ismi şerifi ise içinde az da olsa gazabında olduğu umumi bir rahmeti temsil eder, buna misal verilecek olunursa diş ağrısı bir kısmi bir azap gibi görünür ve hissedilir, lakin o daha büyük bir kaybın oluşmaması için yani dişin çekilmemesi için önden uyarıcı olan bir rahmettir. Tedavi edilmesi ve çürüğün giderilmesi ile dişin sıhhati muhafaza ve korumaya alınmış olunur.
Rahim isminde ise rahmandaki gibi olan bir acı dahi yoktur ve sırf rahmettir diye tanımlanmakta dır. Buna ehli irfan Cemal tecellisi de demiştir. Rahim ismi aynı zamanda hususi rahmet yani özel bir hali temsil etmektedir ve bu hususi halin icabından dır ki insanın dünyaya doğmadan evvel ki konakladığı mahallin de adına da bu isim verilerek Ana Rahmi denilmiştir.
Surata ana rahminden doğana insan demişler. Ama irfan ehli sûreta anneden doğana Hayvan-ı Natık demiştir. Bir seyri sülük sistemi içine girip de mürşidi kamilin gönlünde ikinci kez doğana İnsan demişler dir. İşte buda bize göre rahim isminin tecellisinden başka bir şey değildir. T.O.Muharrem Halil-İz