Elleżî ahsene kulle şey-in ḣalekah(u)(s) vebedee ḣalka-l-insâni min tîn(in)
O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.
Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O'dur.
Bu ayet, Allah'ın yaratmadaki mükemmelliğini ve insan yaratılışının aşamalarını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, yaratmanın güzelliğini, başlangıcını ve insanın temel maddesini dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-S-N kökü, bir şeyin hem zatı itibarıyla güzel olması hem de başkasına fayda sağlaması anlamlarını içerir. Ayetteki 'ahsene', Allah'ın yarattığı her şeyi en uygun, en mükemmel ve en faydalı şekilde var etmesini ifade eder. Bu, yaratmanın estetik ve işlevsel mükemmelliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahsene' fiilini 'güzel yaptı, sağlam yaptı' olarak açıklar. Burada Allah'ın yaratmasındaki sağlamlık, kusursuzluk ve hikmetin bir ifadesi olarak yorumlanır. Her şeyin kendi yerinde ve amacına uygun yaratıldığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hüsn' kavramının Kur'an'da sadece estetik güzelliği değil, aynı zamanda ahlaki ve işlevsel mükemmelliği de kapsadığını belirtir. 'Ahsene' fiili, Allah'ın yaratma eyleminin sadece var etmekle kalmayıp, onu en iyi, en doğru ve en faydalı biçimde gerçekleştirdiğini gösterir. Bu, ilahi yaratıcılığın kusursuzluğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-L-K kökü, bir şeyi takdir etmek, ölçmek ve sonra onu bu ölçüye göre var etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'halakahu', Allah'ın her şeyi belirli bir plan, ölçü ve hikmetle yarattığını, rastgele bir var etme olmadığını ifade eder. Bu, yaratılıştaki düzen ve intizamı vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'halk' kelimesini 'yaratma, icat etme' olarak açıklar. Allah'ın 'halakahu' ifadesi, O'nun mutlak yaratıcı gücünü ve her şeyi kendi iradesiyle var etme kudretini gösterir. Bu, yaratılanın yaratıcıya olan bağımlılığını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'yoktan var etme, bir şeyi belirli bir biçimde ve ölçüde ortaya çıkarma' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın her şeyi bir amaç ve düzen içinde yarattığını, bu yaratmanın mükemmelliğini ve benzersizliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): B-D-E kökü, bir şeyin ilkini ortaya koymak, bir şeye başlamak demektir. Ayetteki 'bedee', Allah'ın insan yaratılışının başlangıcını, yani ilk aşamasını ifade eder. Bu, yaratılış sürecinin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıcın Allah tarafından yapıldığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'bedee' fiilini 'başladı, ilkini yaptı' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, insan yaratılışının ilk maddesi olan çamurdan yaratılışın başlangıcını ifade eder. Bu, Allah'ın yaratma kudretinin ve iradesinin bir tecellisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-N-S kökü, 'ünsiyet kurmak, alışmak' anlamlarına gelir ve insan kelimesi de bu kökten türemiştir. İnsan, diğer varlıklarla ünsiyet kurabilen, sosyal bir varlık olması hasebiyle bu isimle anılır. Ayetteki 'el-insân', Allah'ın özel olarak yarattığı, akıl ve irade sahibi bu varlığı işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'insan' kelimesinin 'nisyan' (unutkanlık) kökünden geldiği görüşünü de aktarır, ancak daha yaygın olan görüş 'ünsiyet' kökünden geldiğidir. Ayetteki 'el-insân', Allah'ın yaratılışındaki özel konumunu ve çamurdan başlayan yaratılış sürecini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'insan' kavramının sadece biyolojik bir varlık olmanın ötesinde, ahlaki sorumlulukları olan, Allah'a karşı yükümlülükleri bulunan ve yeryüzünde halife olarak yaratılmış bir varlık olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-insân', bu özel yaratılışın başlangıcını ve önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): T-Y-N kökü, toprak ile suyun karışımından oluşan çamuru ifade eder. Ayetteki 'tîn', insanın yaratılışının başlangıç maddesi olarak zikredilir ve bu, insanın maddi kökenine işaret eder. Bu, insanın acizliğini ve Allah'ın kudretini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tîn' kelimesinin Kur'an'da genellikle insanın yaratılış maddesi olarak kullanıldığını belirtir. Bu, insanın topraktan geldiğini ve tekrar toprağa döneceğini hatırlatır. Ayetteki kullanımı, insanın yaratılışındaki basit ve mütevazı başlangıcı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tîn' kelimesinin Kur'an'da insanın yaratılışındaki ilk aşamayı ve temel maddeyi ifade ettiğini belirtir. Bu, Allah'ın kudretinin bir göstergesi olarak, basit bir maddeden karmaşık bir varlık olan insanı yaratmasını vurgular.
Secde Sûresi
Onun her şeyi güzel halk edişini, bunu beşer olan aklı cüz itibariyle ele alırsak ozaman güzelin karşılığında bir de çirkin ya da kötünün olması gerekir. Fakat ilahi olan plandan baktığımızda kötü ve çirkin yoktur, örnek vermek gerekirse eğer gübre bizim için zatı itibariyle gıda olamaz ama bir böceğe gıdadır, buna rağmen gübre kullanımı itibariyle bize doğrudan olmasa da dolaylı şekilde gıdanın büyümesine fayda sağladığı için güzeldir . Risaleyi Nur Sözler kitabının 18.Sözünden küçük bir alıntı yapalım ;
"Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki her şey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var."
Burada Bakara Suresi 216. Ayette güzelliğin veya sevilen şeylerin kişiye göre olan değişkenliği vurgulanıyor; “Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.“
Ayette geçen savaş kelimesini enfüsi olarak ele aldığımızda nefsiniz ile olan mücadele ve savaşın, nefsimize hoş gelmediğini anlaşılıyor. Bu mücadeleyi yapma esnasında veya bundan geri duranların kıyasları hep nefsi emmaresi üzere olacağından, o da rahatını ve çıkarını önde tuttuğundan dolayı nefsine hoş ve güzel görünen aslında bizim kendimize yaptığımız bir kötülüktür. Tam tersi durumda ise nefsimize ağır ve zor gelenlerde ise bizim için iyilik ve güzellik vardır. Bu hal kişide ikilik anlayışının izale olmasıyla ortadan kalkar, bina-i aleyh ruhu ile nefsi artık barışıktır. Kişi, ruh yani aşk ve irfan yolunda yürür ve nefsini bilme ile rabbini bilir ise o zaman onun nefsi tezkiye olmuş bir nefis olarak nefsi safiye diye müsemma olur. Kişinin iç bünyesinde artık barış ve sekine hâkim olur. Artık bu kişide Allah’ın her şeyi nasıl güzel var ettiğini içte ve dışta müşahede etmeye başlar. T.O.Muharrem Halil-İz.
Rivayete göre, Hz. İsa ve havarileri yolda yürürken bir köpek leşi görürler. Havariler, leşin kötü kokusundan ve çirkinliğinden şikâyet ederek yüzlerini çevirirler. Bunun üzerine Hz. İsa, onlara bir ders vermek amacıyla leşe yaklaşır ve şöyle der: "Ne kadar da güzel, inci gibi dişleri var." Der ve olay veya fiillerdeki güzelliği görür.
Ayete kaldığımız yerden devam edelim halka’l-insânî min tîn(in). Kur’an-ı Kerimde 7 surede halka-l-insân bu şekilde ifade edilmiş, buradan şu manda açıkça görülmekte, evvel ki ayetler de göklerin ve yerin 6 günde var edilmesi anlatıldı ve şimdi ise 7. Ayete geldiğimizde insanın hilkatinden bahsedilmekte ve 7 surede geçmekte. İnsanın 7 nefs mertebesini bünyesinde barındırdığını da açıkça görmekteyiz T.O.Muharrem Halil-İz.
Şimdi bu yedi ayetin meallerini bir görelim.
- Alak Suresi / 2. Ayet
Halakal insâne min 'alak "O, insanı bir kan pıhtısından yarattı."
- Tîn Suresi / 4. Ayet
Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm "Andolsun ki biz insanı en güzel bir biçimde yarattık."
- Hicr Suresi / 26. Ayet
Ve lekad halaknel insâne min salsâlin min hamâin mesnûn "Andolsun, biz insanı, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık."
- Mü'minûn Suresi / 12. Ayet
Ve lekad halaknel insâne min sulâletin min tîn "Celâlim hakkı için, insanı süzme bir çamurdan yarattık."
- Secde Suresi / 7. Ayet
Ve bede'e halkal insâni min tîn "İnsanın yaratılışına da çamurdan başladı."
- Rahmân Suresi / 14. Ayet
Halakal insâne min salsâlin kel fahhâr "İnsanı, çömlek gibi kuru bir balçıktan yarattı."
- İnsan Suresi / 2. Ayet
İnnâ halaknel insâne min nutfetin emşâcin nebtelîhi fe cealnâhu semîan basîrâ "Gerçekten biz insanı, denemek için karışık bir nutfeden (sudan) yarattık da onu işitici ve görücü yaptık."
Râgıb el-İsfahânî ins kelimesini cinnin, üns kelimesini de “ürkmek” anlamındaki nüfûr masdarının karşıtı olarak gösterir. Müellife göre insana bu ismin verilmesi, hemcinsleriyle birlikte uyum halinde yaşayabilmesiyle ilgilidir; insanın “yaratılışı itibariyle sosyal varlık” olarak tanımlanması da bundan ötürüdür (el-Müfredât, “ins” md.).
Kur’ân-ı Kerîm’de altmış beş yerde insan, on sekiz yerde ins, bir yerde de insî geçmektedir. Ayrıca bir âyette enâsî, 230 yerde nâs şeklinde çoğul olarak yer almaktadır.( https://islamansiklopedisi.org.tr/insan) Kur’ân-ı Kerîm’de İns "انس" kelimesi 18 yerde ve hep cinler ile birlikte zikredilmiştir.
Fusûsu’l Hikem Tercüme ve Şerhi i. Cilt A.Avni Konuk Şerhi Mukaddimesinde yer alan Ademin Hilkati başlığını buraya sadeleştirilmiş şekilde aktarmayı uygun buldum, orijinal metinden okumak isteyenler (T.Y.E.K.B yayınlarının sayfa 59-64) On Birinci Bölüm: Âdem'in Hilkati Âdem'in Halkiyeti hakkında genel olarak dört görüş bulunmaktadır:
1. Geleneksel Dini Görüş
Bu görüş, Kur'an ve hadislerin açık anlamlarına dayanarak tefsir alimleri tarafından açıklanmıştır. Ehli Kitap (Yahudi ve Hristiyan alimler) da bu görüşe katılmaktadır. Bu görüşe göre:
"Allah, tüm evreni ve gerekliliklerini var ettikten sonra, Âdem'in bedenini kokmuş çamurdan (tıyn-i lâzib) şekillendirmiş ve ona ruh üflemiştir. Sonra meleklere secde etmelerini emretmiş, melekler de secde etmiştir. Ancak İblis 'Ben ondan daha hayırlıyım, çünkü beni ateşten, onu ise topraktan yarattın' diyerek secdeden kaçınmıştır. Bu saygısız kıyasla Allah'a karşı gelmeye cüret ettiği için İblis, ilahi huzurdan kovulmuştur.
Ardından, Allah, Âdem'in sol kaburgasından Havva'yı halk etmiştir. Onlara cennette diledikleri gibi yiyip içmelerini emretmiş, ancak yasaklanmış bir ağaca yaklaşmamalarını söylemiştir. İblis'in vesvesesiyle bu yasak ağaca yaklaşınca, Allah 'Aşağıya inin!' emriyle onları cennetten çıkarıp yeryüzüne indirmiştir. Âdem ve Havva, yeryüzünde çoğalarak insanoğlunu oluşturmuştur. Bu görüşe göre Âdem'in hilkatinden bugüne yaklaşık yedi bin yıl geçmiştir."
2. Tasavvufi ve Batıni Görüş:
Bu görüş, Kur'an ayetlerinin ve hadislerin daha derin, manevi anlamlarını araştıran ilim adamları tarafından açıklanmıştır. Nuh Suresi'ndeki "Allah sizi yeryüzünden bir bitki gibi bitirdi." ayetini tefsir eden araştırmacılar şöyle der:
"Allah sizi yeryüzünden olağanüstü bir şekilde bitirmiş ve sizi farklı türler ve çeşitler halinde yaratmıştır. Önce bitki cinsinden, sonra hayvan ve en sonunda da iman ve marifet (Allah bilgisi) sahibi olabilecek bir insan haline gelinceye kadar sizi terbiye etmiştir. Daha sonra, beşeriyet seviyesinden ilahi hilafet ve temsilcilik mertebesine yükselmeniz ve gözün görmediği, kulağın işitmediği, insanın hayal bile edemeyeceği şeylere kavuşmanız için size ağır yükümlülükler vermiştir." Bu tefsir, insanoğlunun yeryüzünde aşamalı bir dönüşüm (evrim) geçirerek ortaya çıktığını çok açık bir şekilde ifade eder. Mevlânâ da Mesnevî'sinde bu durumu şöyle anlatır:
"Cansızlıktan (cemâd) öldüm ve bitki oldum; bitkiden öldüm, hayvan olarak belirdim. Hayvanlıktan öldüm ve Âdem oldum. Öyleyse neden ölümden korkayım, ne zaman ölümle eksik kaldım ki! Bir sonraki hamlede de beşeriyetten (insanlıktan) ölürüm, sonunda melekler arasında kanat ve baş kaldırırım. Bir kez daha melek mertebesinden kurban olurum, hayalin bile edemediği şeye dönüşürüm." Ayrıca, Secde Suresi'ndeki ayette geçen "sonra" (sümme) kelimesi, bu aşamalı dönüşüm basamaklarına işaret etmektedir. Buna göre maden ile bitki arasındaki ara basamağın mercan, bitki ve hayvan arasındaki ara basamağın hurma ağacı, hayvan ile insan arasındaki ara basamağın ise maymun olduğu açıkça belirtilmiştir.
3. Bir Anda Halkediliş Görüşü Bedreddîn-i Simâvî gibi bazı alimler, Âdem'in aşamalı bir dönüşüm sonucu değil, topraktan bir anda ve doğrudan halkedilğini savunmuşlardır. Bedreddîn-i Simâvî, "İnsan soyundan dünyada hiçbir bireyin kalmadığı bir zaman gelebilir. Sonra topraktan, babasız ve anasız bir insan doğabilir. Daha sonra da ondan çoğalarak nesil devam eder." diyerek bu görüşü desteklemiştir.
4. Bilimsel Görüş Doğa tarihi ve fosil bilimi verilerine dayanan bu görüş, insanın milyonlarca yıl süren bir evrim sürecinin sonucu olduğunu belirtir. Karbon bileşiklerinden ilkel canlılara, omurgasızlardan balıklara, sürüngenlerden memelilere ve nihayet primatlara uzanan zincirin en gelişmiş halkası insandır. Bilimsel tahminlere göre, bu şekilde oluşan ilk insanların ortaya çıkışından günümüze yaklaşık beş yüz bin yıl geçmiştir.
İnsanoğlunun halkedilişi ne şekilde olursa olsun, bu durum Allah'ın varlığını, meleklerin, peygamberlerin, kitapların ve ahiret gününün varlığını, kaza ve kaderi ve öldükten sonra dirilişi inkâr etmek için bir sebep olamaz. Doğa kitabını inceleyip de bu gerçekleri inkâr edenler, inceledikleri şeylerin sonuçlarını tam olarak idrak edemeyen, tek bir şeye odaklandıkları için bilginin bütününü kavrayamayan, düşünceleri sınırlı ve yeteneksiz kimselerdir. Allah, Nahl Suresi'nde bu kişileri şöyle tanımlar: "Allah'ın nimetini tanırlar, sonra da onu inkâr ederler ve onların çoğu nankörlerdir."
Konu ile ilgili olarak Yusuf Altunbaş’ın Kur’an’da insanın yaratılışı ve evrim teorisi adındaki yüksek lisans tezinden küçük bir alıntı yapalım, tafsili bilgi için tezin okunmasında fayda olacaktır.
İnsanın insan şekline gelişi muhtelif merhalelerden sonra olmuştur. İnsanın inorganik maddesinin oluşumu yedi merhale ile gerçekleşmiştir. Bunlar sırasıyla su, toprak (turâb), çamur (tin), değişken cıvık ve kokulu çamur (hama'in mesnûn),yapışkan çamur (tin lâzib), pişmiş çamur (salsal ke'l fahhâr) ve son olarakta çamurdan süzülen öz (sulâle min t'in). Bu merhalelerin belirli bir ilerleme ile gittiğini kimse inkâr edemez; ama buradaki ilerleme çağdaş evrim fikrini değil tekâmül fikrini desteklemektedir. Buradaki aşamalar tedricen bir diğerini tamamlayarak ilerlemektedir.
Ayeti kerimede dikkat edilirse toprak ifadesi yok bunun yerine (tîn) çamur kullanılmıştır, çamurun oluşması için ise su ve toprak gerekmektedir. Canlılığın oluşması ve mahiyetinin de oluşması için su asıl bir cevherdir. Bununla ilgili ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır;
“Allah, her dabbeyi (hayvanı, canlıyı) sudan halketti. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki yağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kâdirdir.” Nur,45
İkinci aşamada ise insânın topraktan varoluşu ile ilgili Kur’ân-ı Kerîm’de altı ayet geçmekte. Bunların mealleri şu şekilde dir;
“Allah’ın indinde İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra da ona “ol” dedi o da oldu.” Âli İmran, 3/59
“Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmede Şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, sizi önce topraktan sonra nutfeden sonrada alaktan yarattık.” Hacc, 22/5
“Allah sizi topraktan sonra nutfeden yaratmış ve sizi çift halinde varetmiştir.” Fâtır, 35/11
“Sen, seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da insan şekline koyan Rabbini inkâr mı ediyorsun? Kehf, 18/37
“Yine O’nun sizi topraktan Halketmesi âyetlerindendir ki, sonra da siz şimdi bir beşersiniz, yayılıp duruyorsunuz. Rûm, 30/20
“ O’dur ki sizi bir topraktan sonra bir nutfeden, sonra bir damla sudan, sonra yapışkan bir çamurdan yaratan, sonrada sizi bir bebek olarak çıkarıyor, sonra olgunluk çağına eresiniz diye büyütüyor.” Mu’min, 40/67
Daha sonrasında su ve toprağın karışımı olan çamur ifadesi kullanılmakta ve Kur’ân-ı Kerîm’de 8 ayrı ayette geçmektedir, onları burada zikretmeden konumuza devam edelim inşallah.
Evrim fikrini savunan Lamarkizm ve Darvinizm ise evrimin, bizzat tabiatın kendisinden kaynaklandığını ileri sürmektedirler ve doğal seçmeyi rastlantıya bağlamaktadır. Rastgele olma fikri bir Allah inancını ortadan kaldırma çabasından başka bir şey değildir.
Halbuki Allah c.c her türlü fiilinde bir hikmeti barındırmaktadır. Kaldı ki modern bilim, insanın sadece kalıbı üzerinde durmaktadır, bu kalıbın olması ve tekrar bozulması unsurîdir ve dünyadan aldıklarını tekrar dünyaya iade etmek durumundadır.
İnsanın ilk verdiği ise son aldığı havadır ve buna da halk arasında “son nefesini verdi” denilir, ardından ateş unsuru bedeni terk eder ve cesed soğumaya başlar ve hararet gidince de koku ortaya çıkar. Üçüncü olarak toprağa yani mezara verildiğinde ise su unsuru cesedi terk eder yani kanı toprağa karışır ve topraktan var olduğu toprağa kanı ile hayat verir. Ardından en son merhale de ise toprak yönümüz olan et ve kemik kısmı gelir ki bunun toprak ile birleşip tamamen yok olması uzun yıllara yayılır.
Dolayısı ile beden hayvandır (hayat sahibi olan canlı) ve bu kalıptır. İnsan ise mana kısmıdır ve bunun var oluşu dünya ile sınırlı değildir. Ehli zahirin yanılgıya düştükleri yer ekseriyetle bu noktadır. Bu beden insanlık ve âdemiyetlik manalarının yüklenicisidir. Kaygusuz Abdal bu manaya işareten;
Bu âdem dedikleri, el ayakla baş değil Âdem manaya derler, Suret ile kaş değil Ademin ve insanın bu mana yönü ile ilgili İz-Terzibaba Gökyüzü İnsanları Araştırması kitabının 1.Cildinde Ademin Hilkatinin dört aşamasının ayrıntılı açıklaması bulunmaktadır, oraya bakılması faydalı olacaktır.
Ayrıca bir başka açıdan “Halaka-l-insâni min tîn” ayetinde ki insanın Halkiyetine çamur ile başlanması şu manaları da içerir;
Tasavvufta Su “İlimdir” Toprak ise “Hikmettir” lakin toprağın hikmet olması için ilim gerekmektedir ve bu ilim zahiri din ilimleri değil Allah c.c Adem’e talim ettirdiği Esma ilmi yani tevhid ilmidir. Âl-i İmrân Suresi 49. Ayette “… Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir…” İşte bunun gibi de susuz (ilimsiz) kalmış bir çorak toprak misali olan bu bedenlere Kuvveyi Kutsiye sahibi bir mürşidi Kamilin Nefesi Rahmanisi mesabesinde olan ilim, hayat suyu olmaktadır. Bu ma-i kutsiyye, kurak olan toprak bedenle buluşmasıyla birlikte Hikmet açığa çıkar. Artık insanlık manasının hilkatine başlanılmış olunur ve bu terbiye süreci nefse de ağır gelmesinden dolayı bazı zamanlar bir günü bin yıl gibi ağır gelir. T.O.Muharrem Halil-İz