Śumme ce'ale neslehu min sulâletin min mâ-in mehîn(in)
Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.
Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.
Bu ayet, insanın yaratılış sürecini ve soyunun devamını ele almaktadır. Özellikle 'nesl', 'sülâle' ve 'mâ'in mehîn' kavramları, insanın başlangıçtaki zayıflığını ve Allah'ın kudretini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nesl (النسل), bir şeyden türeyen, ondan çıkan şeydir. Özellikle insan ve hayvan yavruları için kullanılır. Ayetteki 'neslehu' ifadesi, Hz. Âdem'den sonra gelen insan soyunun devamını ve üremesini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nesl (النسل), bir şeyden ayrılıp ortaya çıkan şeydir. İnsan için kullanıldığında, onun zürriyetini, çocuklarını ve torunlarını kapsar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanı yarattıktan sonra onun soyunu nasıl devam ettirdiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nesl' kavramı, genellikle biyolojik üreme ve soyun devamlılığı bağlamında kullanılır. İnsanın yaratılışının bir aşaması olarak, Allah'ın kudretiyle neslin nasıl sürdürüldüğünü gösterir. Bu, insanın varoluşsal zayıflığına karşın Allah'ın yaratma gücünün bir delilidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sülâle (السلالة), bir şeyden çekilip çıkarılan, süzülüp alınan öz demektir. Ayetteki 'min sülâletin' ifadesi, suyun içinden seçilip çıkarılan, insanın yaratılışında kullanılan özü, yani spermi kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sülâle (السلالة), bir şeyden çekilip alınan, süzülüp çıkarılan öz anlamına gelir. 'Min sülâletin min mâ'in mehîn' ifadesi, insanın yaratıldığı o bayağı suyun içindeki özü, yani meniyi belirtir. Bu, insanın başlangıçtaki değersiz maddesini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sülâle, bir şeyin en saf, en özlü kısmını ifade eder. Kur'an'da insanın yaratılışında kullanılan 'sülâle', meninin özünü, yani döllenmeyi sağlayan unsuru işaret eder. Bu, Allah'ın en basit maddeden dahi mükemmel bir varlık yaratma kudretini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mâ' (الماء), genel olarak su anlamına gelir. Ancak Kur'an'da bazen mecazi olarak meni için de kullanılır. Ayetteki 'min mâ'in mehîn' ifadesinde, insan soyunun devamını sağlayan, erkekten gelen meni kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mâ' (الماء), bilinen sıvıdır. Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanılır. Bu ayetteki 'mâ'in mehîn' ifadesi, insanın yaratılışının başlangıcı olan meniyi ifade eder. Bu, insanın başlangıçtaki zayıf ve değersiz maddesini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mehîn (مهين), zayıf, hakir, değersiz anlamına gelir. 'Mâ'in mehîn' ifadesi, meninin dışarıdan bakıldığında değersiz ve önemsiz görünüşünü vurgular. Bu, Allah'ın kudretinin, en değersiz maddeden dahi mükemmel bir varlık yaratma gücünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mehn (المهن), zayıflık ve hakirlik anlamına gelir. Mehîn (مهين) ise bu niteliğe sahip olandır. Ayetteki 'mâ'in mehîn' ifadesi, insanın yaratıldığı meninin zayıf, değersiz ve önemsiz olduğunu belirtir. Bu, insanın kendi varoluşsal zayıflığını hatırlatır ve Allah'ın yaratma gücünü yüceltir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mehîn (مهين), hor görülen, zayıf ve değersiz demektir. 'Mâ'in mehîn' terkibi, meninin dış görünüşü itibarıyla basit ve önemsiz olduğunu ifade eder. Bu, insanın yaratılışındaki mucizeyi ve Allah'ın kudretini daha da belirgin kılar.
Secde Sûresi
Ayetin Kaynağı: Zati Ayet ile başlamakta sonrasında ef’âli bitmektedir.
Bir önceki ayeti kerimede Haleka (خَلَقَ) kelimesi yer alıyordu bu ayette ise Ce’ale (جَعَلَ) Türkçe meallere baktığımızda her iki ayetin mealinde “yaratma” kelimesi ile anlamlandırılmış. Buda maalesef ayeti anlamakta bize perde olmakta dır. Dilbilgisi açısından dahi kısa bir araştırma yapıldığında Haleka (خَلَقَ) fiili, "ölçmek, takdir etmek, bir şeye belirli bir ölçü, nizam ve oran vermek" olduğu görülür. Asla yoktan var etmek gibi bir anlam yüklenemez bu kelimeye. Kitabın girişinde bu yaratma kelimesi hakkında kısa bir tahlil var idi dileyen tekrar o kısma baka bilir. Peki Ce’ale (جَعَلَ) bu kelime Kur’an-ı Kerim’de Haleka fiilinden biraz da yaygın ve geniş bir kullanımı bulunmaktadır. T.O.Muharrem Halil-İz.
Bu kelimeyi daha iyi anlamak için Yusuf Altunbaş’ın ‘‘Kur’an’da İnsanın Yaratılışı ve Evrim Teorisi’’ adındaki yüksek lisans tezinden küçük bir alıntı yapalım.
Yaratma anlamı yanında kelime, daha çok kılmak, yapmak anlamlarını taşır. Arapçada beş şekilde kullanılır.
1- Başlama ifade eder ve müteaddi olmaz. “Ce’ale Zeydun ye’külü (Zeyd konuşmaya başladı)” gibi.
2-“Evcede” yerinde kullanılır, bir mefule müteaddi olur; “Karanlıkları ve aydınlığı yarattı”
3- Bir şeyden bir şey ortaya koymak. “Allah sizin için nefislerinizden eşler yarattı.”
4- Tasyir, yani bir şeyi bir halden başka hale çevirmek “O’dur ki arzı size bir döşek haline getirdi.”
5- Hak ve batıl bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. “Rahman’ın kulları olan melekleri dişi saydılar.” Ce’ale fiilinin manası siyak, sibak ve mefullerinden anlaşılacak kadar geniştir.
Kullara isnat edildiği zaman yapmak, kılmak, eylemek, koymak, işlemek gibi manaları ifade eder. Tek mefule müteaddi olduğu zaman icat ve haleka manasında Allah için kullanılır. “Ondan iki çifti; erkeği ve dişiyi var etti.” Tasyir manasıyla ve bir şeyden bir şey yapmak manasıyla hem Allah için, hem de kullar için kullanılmaktadır.
Görüldüğü üzere iki ayrı manaların yüklendiği iki ayrı kelimeye de aynı mana ile çeviri yapmak ne kadar hatalı bir durum meydana getirmektedir.
Haleka (خَلَقَ) kelimesi zuhura ve tecelli kelimelerini karşılaya bilmekte, yani Zatı ilahinin sıfatlarına oradan esmalarına ve oradan da şehadet aleminde mertebe mertebe tecelli etmesidir.
Ce’ale (جَعَلَ) ise bu tecelli sonrasında yani halk edilişin gerçekleşmesi ve zuhura gelmesinin ardından adeta bir "ilahi mühendislik" fiili haline getirir. Bu fiil, genellikle, var olan evren içinde düzenlemeler yapmayı, sistemler kurmayı, yasalar tesis etmeyi ve varlıklara belirli fonksiyonlar atamayı ifade eder. Güneşin bir ışık kaynağı, ayın bir nur kılınması; yeryüzünün bir beşik, dağların birer kazık kılınması gibi ayetler, Allah'ın sadece halk eden değil, aynı zamanda zuhura getirdiği alemi en ince ayrıntısına kadar düzenleyen, yöneten ve her bir parçasına bir işlev yükleyen (Rabb, Müdebbir) olduğunu gösterir T.O.Muharrem Halil-İz.
Bu kelimeye farklı bir yönden mana yükleyen İz-Terzibaba ’nın Fusûs’ül Hikem şerhinde ayniyet ve gayriyyet konusunu aktarırken şu tanımı yapmakta dır.
“ Ceal demek var etmek var olmak demektir, özel olarak bir şeyler meydana getirmek demektir, “Gayri mec’ul” var edilmemiş anlamındadır. “Ceal” kelimesini müessirin eserdeki tesiridir diye açıklamışlardır. Ben buraya bir çizgi çizdiğimde bu bir “Ceal”dir. Orada bir tesir oldu, tesir edici oraya bir tesir yaptı, “Ceal” kelimesi budur. Tefsirlere baktığımızda bunu yaratma diye almışlardır.” Artık insanlık neslinin de programı tamamlandı ve nasıl çoğalacağı da karara bağlandı. Ne var alemde o var Âdem de kaidesi burada tecelli etmekte ve insan nesli de bir damla su ile zuhura gelmeye başlıyor.