İçeriğe atla
Secde 16Cüz 21 · Sayfa 416

Secde Sûresi 16. Âyet

السجدة

Sohbete sor

Tetecâfâ cunûbuhum ‘ani-lmedâci'i yed'ûne rabbehum ḣavfen vetame'an vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)

Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.

Secde Sûresi

Ayetin Kaynağı: Ef’al mertebesi kaynaklı bir ayettir.

Onların yanlarının yataklardan uzaklaşması” iki manaya işaret etmekte dir diye biliriz. Birisi gece uykusundan kalkıp rablerine karşı korku ve ümit içerisinde niyaz da bulunurlar, burada korku ve ümit içinde olmalarının sebebi yapılan ibadetler ile gurur ve kibre düşme tehlikesinin her zaman olmasından dır. Kişi ibadet eder ama yapılan ibadetin kabul olup olmadığını bilemez, ondan dolayı da korku ve ümit arasında dengeli bir halde kalmayı tercih etmeli dir. Eğer hep korku halinde olursa ozaman da şeytanın onu amelden uzaklaştırması tehlikesi bulunmakta dır. Bu konuda şöyle bir mihenk oluştura biliriz.

Korku amele, zikre ve niyaza yaklaştırıyorsa Rahmandan gelen bir havf dır bu korku eğer amelden uzaklaştırıyorsa nefsimizden ve şeytandan kaynaklı bir korkudur. Bu korku çeşidinin nedeni ise ümitsizlikten kaynaklanmaktadır. Ondan dolayı korku ve ümit dengede olmalı, aynı tenzih ve teşbih gibi. Ümit var olup amel etmeli ve amelin içinde iken de ihlas ve huşu ile yapamama korkusu ile de fazla olan ümidini dengeye çekmeli dir.

Bir Hadîsi Şerifte ise şöyle buyrulmuştur:

“Allah Teâlâ, önceki ve sonraki nesilleri bir araya topladığı zaman bir münâdî gelir ve bütün mahlûkâta işittirdiği bir sesle:

“Bugün kim Allâh’ın ikrâmına daha lâyık ve O’nun katında daha mükerrem dir, bunu herkes bilip görecek.” diye seslenir. Sonra bu münâdî tekrar dönüp: “Gece vakitlerinde vücudları yataklarından uzak olanlar ayağa kalksın!” diye seslenir.

Onlar sayıları az olarak ayağa kalkarlar. Ardından: “Bollukta ve darlıkta Allâh’a hamd edenler kalksın.” diye seslenir. Bunun üzerine az sayıda hamd ehli ayağa kalkar. Sonra onların hepsi cennete salıverilirler. Daha sonra da diğer insanlar hesaba çekilir.” ed-Dürrü’l-mensûr, VI, 548.

Bu anlayış ve idrak rububiyet mertebesine kadar olan kısımda geçerlidir nedeni ise rablerine dir duaları ve niyazları. Bu mertebe aynı zamanda şeriat ve tarikat mertebesini de kapsamaktadır. Hakikat ve Marifet mertebesin de korku ve ümit olmaz çünkü bunlar ikilik anlayışı içinde olanların halini tarif ediyor. Nasıl ki İman daimî bir idrak ve yaşantı değil ise korku ve ümit de aynı şekilde daimî bir hal olmamalı. Müşahedeli bir hayat sürdürenin hazırdakini görenin iman edeceği bir şey kalmadığından yakîne geçtiğinden iman anlayışı gelişmiş olur kişide.

Yûnus Suresi 62. Ayet

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ

Elâ inne evliyâa(A)llâhi lâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e) Açın gözünüzü! Allah'ın dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar.

Ayetten de anlaşılacağı gibi Allah'a dost olanlardan yani zati tecelliye mazhar olandan beşerî olan duygular kalkar.

“Onların yanlarının yataklardan uzaklaşması” ayetinin diğer bir yönü ise idrak ve şuurda yatıyor vaziyette olmaları halinden kurtulup kıyam ederler yani şuurda ayağa kalkarlar manasını da içinde barındırır.

Kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.” İnsanın kazandığını hayra sarf edebilmesi için o kazandığı malı ve sahip olduğu mülkün asıl sahibini bilmesi lazım. Kazandıklarını kendi nefsine maledenlerin onları dağıtması mümkün değildir. Verse dahi nefsinden verir orada da bir menfaat güder. Bundan dolayı ayette “verdiğimiz” ifadesi çok mühim dir. Burada sadece rızık olarak yemek veya içmek diye manayı kısıtlamayalım. Onlar bedenimizin ihtiyaçlarıdır, aklımızın ve ruhumuzun ihtiyaçları için de ilim ve irfan rızıklarına ihtiyacımız bulunmakta ve Arifi Billahlar da bizlerin o açlığını ve susuzluğunu gidermektedirler cümlesine Selam olsun. T.O.Muharrem Halil-İz.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)