Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi śümme a'rada ‘anhâ(c) innâ mine-lmucrimîne muntakimûn(e)
Kim, Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.
Rabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız.
Bu ayet, Allah'ın ayetlerinden yüz çevirenlerin zulmünü ve Allah'ın onlardan intikam alacağını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, zulüm, hatırlatma, yüz çevirme ve intikam alma eylemleri etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymaktır. Bu ayetteki 'azlem' (أظلم), Allah'ın ayetlerini bilerek ve isteyerek reddetmek suretiyle işlenen en büyük haksızlığı ifade eder. Bu, kişinin hem kendisine hem de Allah'ın hakkına karşı işlediği bir zulümdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'azlem' (أظلم) ifadesi, istifham-ı inkârî (reddedici soru) yoluyla, Allah'ın ayetlerinden yüz çeviren kimseden daha büyük bir zalimin olamayacağını mecazi bir şekilde anlatır. Bu, zulmün en üst derecesini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), unutulan bir şeyi hatırlamak veya bir şeyi zihinde canlı tutmaktır. 'Zükkire' (ذُكِّرَ) fiili, pasif formda kullanılarak, Allah'ın ayetlerinin insanlara çeşitli yollarla (peygamberler, kitaplar, evrendeki deliller) hatırlatıldığını ve öğüt verildiğini gösterir. Bu, ilahi mesajın tebliğ edildiği anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zikr (ذكر) kavramı Kur'an'da sadece hatırlama değil, aynı zamanda ilahi mesajın tebliği ve bu mesajın insan zihninde canlı tutulması anlamlarını da taşır. 'Zükkire' (ذُكِّرَ) burada, Allah'ın ayetlerinin insanlara sunulduğunu ve onların dikkatine getirildiğini ifade eder, böylece insanlar sorumluluklarını idrak etme fırsatı bulurlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İ'râd (إعراض), bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmaktır. Ayetteki 'a'rada' (أَعْرَضَ), kendisine hatırlatılan Allah'ın ayetlerine karşı kasıtlı bir kayıtsızlığı ve reddi ifade eder. Bu, sadece dinlememek değil, aynı zamanda kabul etmemek ve gereğini yapmamak anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): 'A'rada' (أَعْرَضَ) fiili, Kur'an'da genellikle ilahi mesajı reddetme, ondan yüz çevirme ve ona karşı ilgisiz kalma anlamlarında kullanılır. Bu, kişinin bilinçli bir tercih yaparak hakikatten uzaklaşmasını ve sorumluluktan kaçınmasını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cürm (جرم), günah ve suç anlamına gelir. 'el-Mücrimîn' (المجرمين), Allah'ın emirlerine karşı gelerek, O'nun ayetlerinden yüz çevirerek büyük günahlar işleyen kimselerdir. Bu ayette, Allah'ın ayetlerini reddedenlerin bu kategoriye girdiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cürm (جرم), bir şeyi kesmek, ayırmak anlamına gelir. Mecazi olarak, hakikatten ayrılmak, doğru yoldan sapmak ve günah işlemek anlamında kullanılır. 'el-Mücrimîn' (المجرمين), Allah'ın ayetlerinden yüz çevirerek kendilerini haktan ayıran ve bu eylemleriyle suç işleyenlerdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İntikam (انتقام), bir suç veya haksızlığa karşılık olarak ceza vermektir. Allah'ın 'müntekim' (منتقم) olması, O'nun adaletinin bir tecellisidir; suçluları hak ettikleri şekilde cezalandıracağını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın ayetlerinden yüz çevirenlerin bu cezaya müstahak olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nakam (نقم), birine karşı duyulan öfke ve bu öfkenin sonucunda verilen cezadır. 'Müntekimûn' (منتقمون) ifadesi, Allah'ın suçlulara karşı adil bir şekilde ceza uygulayacağını ve onların yaptıklarının karşılığını göreceklerini kesin bir dille belirtir. Bu, ilahi adaletin kaçınılmazlığını vurgular.
Secde Sûresi
Ayet Rûbubiyyet esma mertebesi kaynaklı bir ayet lakin son kısmında biz demek suretiyle başlangıcı Rububiyet son kısmı ise Zati bir ayet olduğunu söyleye biliriz.
“Vemen azlemu mimmen zukkira bi-âyâti rabbihi” ayette geçen “azlemu” kelimesi mastarı ظُلْم (zulm) bu kök, "karanlık" (zulmet) ve "bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak, hakkını eksiltmek" anlamlarına gelir. أَظْلَمُ (azlemu) kelimesi, ism-i tafdîl kalıbındadır ve "en zalim, daha zalim" demektir. Bu ayette ve daha birçok ayette zalimliği ikinci bir şahısta değil de kişinin kendi nefsinde ve yaptıklarında görmesi ve bulmasını hep bize hatırlatmakta.
“Zukkira” kelimesinin mastarı ise تَذْكِير tezkîr,ذِكْر zikr fiilin ikinci babından (tef'îl) edilgen (meçhul) formudur. Bu bab, genellikle bir işin çokça veya güçlü bir şekilde yapıldığını ifade eder. Dolayısıyla ذُكِّرَ (zükkira), "kendisine defalarca, güçlü bir şekilde veya ısrarla hatırlatıldı" manasına gelmekte dir.
Bu kelime, ayetlerde zikrin farklı bir türü olarak karşımıza çıkar. Genellikle "Allah'ı anmak" olarak bildiğimiz zikrin bu seferki kullanım şekli, kişiye yönelik ısrarlı bir "hatırlatma" anlamı taşır. Bu hatırlatma, hem afaki hem de enfüsi olarak gerçekleşir. Ayetin işaret ettiğine göre, enfüsi hatırlatma Rabbinin kişinin vicdanına seslenmesiyle olur. Afaki hatırlatma ise mürşitler veya salih kullar gibi O'nun yolundan gidenler aracılığıyla yapılır. Ancak bu hatırlatma bir defayla sınırlı kalmaz, aksine sayısı belli olmayacak şekilde tekrarlanır. En temelde, günde beş defa okunan ezan, herkese Hakk'ı hatırlatan afaki bir hatırlatma ve davettir.
Bu durumun en güzel örneklerinden birini aile içinde görebiliriz. Örneğin, Salât'a karşı gevşeklik gösteren bir çocuğa annesi, sadece ezan vaktinde değil, gün içinde de yorulmadan ve bıkmadan namazını hatırlatır. Annenin bu ısrarı, tamamen merhametinden kaynaklanır. Bu merhamet ise aslında Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz rahmetinin, annenin kalbindeki bir yansımasından ibarettir.
“bi-âyâti rabbihi” yani "Rabbinin ayetleriyle" ifadesini incelediğimizde, burada "Rabbul Alemin" gibi genel bir hitap olmadığını görürüz. Bu ifade, her birimizin kendine has Rabbini, yani bizde baskın olan Mürebbi esmasını kastetmektedir. Bilindiği gibi Mürebbi; kişiyi her an gözeten terbiye eden, onunla ilgilenen ve aynı zamanda ondaki ilahi istidat ve kabiliyeti en kâmil haliyle ortaya çıkarmayı dileyen Allah'ın bir esmasıdır. İşte bu rabbimizin bizdeki ve en genel manada Rabbül Aleminin tüm alemlerde ki faaliyetinin işaretlerini ifade etmekte. İz-Terzibaba ayet kelimesini şu şekilde tanımlar: “Ayet “Zat-ı mutlağın zat-ı mukayyet olarak her varlıkta ortaya çıkmasıdır” en büyük ayet ise insandır”. Kişi bu işaretleri nefsini temizlemek suretiyle okuya bilir ve nefsini bilme yoluna girmese bu işaretleri okuyup rabbini bilmesi de pek mümkün görülmemekte dir.
“sümme a’rada” sonra yüz çevirdi a’rada kelimesi kök itibariyle baktığımızda ع ر ض (Ayn-Râ-Dâd) harflerinden oluşmakta ve anlam olarakta "yanını dönmek, umursamamak, ilgisiz kalmak, yüz çevirmek" demektir. Bu fiil, sadece fiziksel bir yönelme veya yüz çevirme değil, bilinçli bir reddediş ve umursamazlık içerir. Ayrıca Ayn-Râ-Dâd harfleri ile Ayn’nın (içindeki) daki rububiyet delillerinden yüz çevirdi anlamına da gelir.
anhâ innâ mine-l mucrimîne muntakimûn(e)” ve bu rabbinin işaretlerinden yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir dedikten sonra bu halin en genel tarifini yaparak ayette bu zümreye Mücrimin demekte. Mastarı cürm dür ve anlamı da “kesmek koparmaktır”. Bu fiili işleyene de Mücrim denilmekte. Ozaman kendisini vahdet ve tevhid hakikatlerinden yani kendinden uzaklaştıran ve rabbi ile olan bağını koparan kesen kişi mücrim olmakta.
Kendisini mücrim edenden ayette bu sefer “inna” demek suretiyle Allah zatını isim ve sıfatlarını kast ederek onlardan intikam alırız buyurmakta. Buradaki intikam çevirisi zayıf düşmekte dir. Muntakim kelimesini intikam olarak çevrildiğinde Allah'ın kulundan intikam alması gibi abes bir mana verilmekte. Halbuki Muntakim ismi şerifi kulun yapmış veya düşünmüş olduğu her ne türden bir amel olursa olsun onun bir sonraki hak ettiği hale onu taşıyan isimdir ve bu isim Allah'ın Serî'u'l-Hisâb ismini faaliyete geçiren el-Adl ve el-Hakem gibi yani adalet ve hikmet ile karşılığını alacağını ayet bize haber vermekte T.O.Muharrem Halil-İz.