İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûn(e)
Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir.
Şimdi ihtilafa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyamet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir.
Bu ayet, Allah'ın kıyamet günü insanlar arasında, özellikle de ihtilaf ettikleri konularda nihai hükmü vereceğini bildirmektedir. Ayetteki anahtar kavramlar, Rabbin hükmediciliğini, kıyamet gününü ve ihtilafın doğasını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen terbiye etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek anlamına geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında, yaratma, rızık verme, terbiye etme ve sahip olma gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, O'nun kulları üzerindeki mutlak otoritesini ve nihai hükümranlığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin hem malik (sahip) hem de mürebbi (terbiye edici) anlamlarını içerdiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözme yetkisinin, O'nun yaratıcı ve terbiye edici sıfatlarından kaynaklandığına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fasl' kelimesinin ayırmak, hüküm vermek ve iki şeyin arasını açmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yefsilu' ifadesi, Allah'ın kıyamet günü hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden ayırarak adil bir hüküm vereceğini açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fasl' kelimesinin mecazi olarak hüküm vermek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'yefsilu beynehum' ifadesi, Allah'ın insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözüme kavuşturacağını ve her birine hak ettikleri karşılığı vereceğini mecazi bir dille anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'fasl'ın bir şeyi diğerinden ayırmak, hüküm vermek ve karara bağlamak anlamlarını taşıdığını vurgular. Ayetteki kullanım, Allah'ın kıyamet günü, insanların dünyada üzerinde anlaşamadıkları konularda nihai ve kesin hükmü verecek tek merci olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyamet' kelimesinin 'kıyâm' (ayağa kalkmak) kökünden geldiğini ve ölülerin dirilip hesap vermek üzere ayağa kalktığı günü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yevme'l-kıyâmeti' ifadesi, Allah'ın hükmünün tecelli edeceği zaman dilimini net bir şekilde ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kıyamet' kavramının sadece bir zaman dilimi olmaktan öte, ilahi adaletin mutlak surette gerçekleşeceği, tüm gizliliklerin açığa çıkacağı ve her amelin karşılığının verileceği nihai hesap günü olduğunu vurgular. Ayetteki bağlamda, bu günün, ihtilafların çözüme kavuştuğu son merci olduğu belirtilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ihtilaf' kelimesinin bir konuda farklı yönlere gitmek, muhalif olmak ve anlaşmazlığa düşmek anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'fîmâ kânû fîhi yahtelifûn' ifadesi, insanların dünyada inanç, şeriat veya diğer konularda yaşadıkları tüm ayrılıkları kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ihtilaf'ın, bir şeyin diğerine muhalif olması, zıt düşmesi ve farklılık göstermesi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanım, Allah'ın kıyamet günü, insanların dünyada üzerinde tartıştıkları, ayrılığa düştükleri ve farklı görüşler benimsedikleri her konuda nihai gerçeği ortaya koyacağını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihtilaf' kavramının Kur'an'da genellikle hakikatten sapma, doğru yoldan ayrılma ve bölücülük anlamlarında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, bu ihtilafların sadece görüş ayrılıkları değil, aynı zamanda inanç ve amel farklılıklarını da içerdiği ve bunların kıyamet günü Allah tarafından çözüme kavuşturulacağı vurgulanır.
Secde Sûresi
Ayetin Kaynağı: Rububiyet Esma mertebesi ayeti dir.
Ayetin afaki yani şeriat mertebesinde ki yorumu ilk etapta şu şekli de anlaşılmakta;
Dünya da iken kendilerine haksızlık edilen ve burada bu haksızlığın giderilemediği, mahkemelerin veya ara bulucuların ihtilaf edilen ve edenlerin aralarında ki hükmü verememelerinden dolayı kıyamet koptuktan ve mahşer de hesap görülmesi ile oluşacak bir hali anlıyoruz. Bu da doğrudur ve ayet zahir itibariyle ele aldığımızda ileride gerçekleşecek bir hali anlatıyor gibi duruyor.
Lakin ayetlerin tek yönlü olduğunu düşünmek manaya nüfuz etmemize engel olur. Ozaman ayetin batıni olan kısmına yavaş yavaş erişmeye çalışalım.
Ayetin başında ki “İnne” bize ayetin kapsamında ki olayın hiç şüphesiz bir şekilde yani kesinlikle oluşacağını bildiriyor, ama ne zaman? Kıyamet günü. Müfessirlerin ekseriyeti bunun kişinin ızdırari ölüm sonrasında ki ve dünyanın kıyameti ile mahşerde vukuu bulacağını söylemekte.
Fakat batıni manada nefsin kıyametinin kopması ile birlikte yani kişi o vakte kadar nefsi emmaresi ile bir hayat sürer iken bir mürşidi kamilin terbiyesi altında almış olduğu irfan eğitimi ile birlikte “Ben Kimim” “Nereden Geldim” “Neredeyim, Ne Haldeyim” ve “Nereye Gidiyorum” gibi sorular ile nefsini hesaba çekmeye başlaması ve irfani bir eğitim almasıyla “Nefsine Arif olan Rabbine de Arif olur” hadisi gereğince Nefsinin Kıyametini koparmış olur.
Kıyam bilindiği ayağa kalkmak doğrulmak anlamlarına gelir ama Kıyamet kelimesi ise topyekûn bir kalkışmayı ifade eder. Burada kişi artık durağan yataylıktan yani madeni ruh ile nebati ruhun tesirinden çıkıp hayvani ruhunun nefsi emmâre boyutunda olduğunu fark etmiş ve Ruhu İnsaniye doğru urûc etmeye başlamıştır.
Nefsinin Kıyameti kopmadan evvel kişi kendi için hep ihtilaf halinde dir. Ve acabalar ile yüklüdür. Bir hadi esmasına yönelir bir mudil esmasının tesirine girer ve rüzgârın estiği gibi bayrağın sürekli yön değiştirmesi gibidir hayatı. Bu ihtilaf ancak Ruhu Hayvanini tesirinden tamamen çıkması ile İnsanlık makamına yükselmesi ile oluşacaktır. İşte ne zaman ki içteki ihtilaf kesildi ve vahdet şuuru ve anlayışı kişi de tecelli etti ondan sonrasında ayette geçen “yafsilu” hükmü faaliyete geçecektir.
“yafsilu” Arapça F-S-L (Fasl) kökünden türemiştir. Bu kök, lügatte "iki şeyi birbirinden, aralarında bir boşluk veya engel kalacak şekilde tam olarak ayırmak" demektir. Vasl (birleştirme) kelimesinin zıddıdır. Sütten kesilen çocuğa Fasîl denmesi, anne ile bebek arasındaki beslenme bağının koparılmasını ifade eder.
Hayvani nefsin bağlarından ayrışan Ruhu insani ile hem dem olan salik arık yavaş yavaş kâmil insan olma haline gittikçe bu ayrışım artık hayatında da netlik kazanmaya başlar ve hadinin istikametinde yürür ve ikilik artık kalkmıştır. Ayetteki "Yefsılu" fiilinin muzâri (geniş/şimdiki zaman) kipinde kullanılması da ayrıca bu halin de an be an yaşanacak ve yaşayanlarının da olacağının bir göstergesidir diye biliriz. T.O.Muharrem Halil-İz.