Velev duḣilet ‘aleyhim min aktârihâ śümme su-ilû-lfitnete leâtevhâ vemâ telebbeśû bihâ illâ yesîrâ(n)
Eğer Medine'nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.
Eğer onların her tarafından üzerlerine girilse de sonra fitne çıkarmaları istenilse derhal onu yapacaklardı. Ama onunla da pek az duracaklardı.
Ahzâb Suresi 14. ayet, münafıkların zayıf imanını ve fitneye olan eğilimlerini ortaya koymaktadır. Ayet, düşmanların Medine'ye girmesi durumunda münafıkların hemen fitneye yöneleceklerini ve bu konuda tereddüt etmeyeceklerini vurgulayarak onların iç yüzünü gözler önüne sermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kutr' kelimesini bir şeyin tarafı, kenarı olarak açıklar. Ayetteki 'aktârihâ' ifadesi, Medine'nin her bir tarafından, yani her yönden kuşatılması durumunu ifade eder. Bu, düşmanın şehre her taraftan yaklaşmasını ve münafıkların bu durum karşısındaki tepkisini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'aktâr' kelimesini 'navâhî' (taraflar, çevreler) olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımıyla, düşmanların Medine'nin etrafından, yani her bir köşesinden şehre girmesi durumunu mecazi olarak anlatır. Bu, münafıkların korkaklığını ve direnişsizliğini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'se'ele' fiilinin 'talep etmek, istemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sui'lû' ifadesi, münafıklardan fitne çıkarmalarının istenmesi durumunu anlatır. Bu, onların zaten fitneye meyilli olduklarını ve dışarıdan bir taleple hemen harekete geçeceklerini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'su'âl' kelimesinin 'istek, talep' anlamını vurgular. Ayetteki pasif yapı, münafıklara dışarıdan bir fitne çağrısı yapıldığında, buna ne kadar çabuk icabet edeceklerini ve bu konuda tereddüt etmeyeceklerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fitne' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, genellikle 'imtihan, deneme, kargaşa, bozgunculuk' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki bağlamda 'fitne', münafıkların düşmanla işbirliği yaparak Müslümanlar arasında kargaşa ve bozgunculuk çıkarma eylemini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fitne' kelimesinin asıl anlamının altını ateşte eriterek saflığını denemek olduğunu, mecazi olarak ise 'imtihan, belâ, günah, şirk, kargaşa' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Ayetteki 'el-fitne' ifadesi, münafıkların düşmanla işbirliği yaparak Müslüman toplumu içinde çıkaracakları bozgunculuk ve kargaşayı temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fitne' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve bu ayetteki anlamının 'dinden döndürme, bozgunculuk çıkarma, kargaşa yaratma' olduğunu belirtir. Münafıkların, düşmanların Medine'ye girmesi durumunda hemen bu tür eylemlere girişecekleri vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'etâ' fiilinin 'gelmek, yapmak, yerine getirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'le-âtevhâ' ifadesi, münafıkların kendilerinden fitne istendiğinde hiç tereddüt etmeden, hemen bu isteği yerine getireceklerini, yani fitne çıkaracaklarını vurgular. Buradaki lâm harfi (le-) yemini ve pekiştirmeyi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'etâ' fiilinin 'bir şeyi yapmak, gerçekleştirmek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'le-âtevhâ' ifadesi, münafıkların fitne çıkarma konusunda ne kadar istekli ve hızlı davranacaklarını, adeta bu işi hemen yapmaya hazır olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lebase' fiilinin 'bir yerde kalmak, durmak, gecikmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ telebbesû bihâ illâ yesîrâ' ifadesi, münafıkların fitne çıkarma konusunda hiçbir şekilde gecikmeyeceklerini, çok az bir süre bile tereddüt etmeyeceklerini vurgular. Bu, onların fitneye olan aşırı eğilimlerini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'telabbüs' kelimesinin 'bir şeyle meşgul olmak, oyalanmak, durmak' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, münafıkların fitne çıkarma konusunda en ufak bir duraksama veya tereddüt göstermeyeceklerini, aksine hemen harekete geçeceklerini anlatır.
Ahzâb Sûresi
Bugün Mescid-i Nebevi’nin kapladığı alan “eski Yesrip” Medine şehrinin kapladığı alan olduğu söylenir. 98,326 m 2 olan Mescid’in kapladığı alan nerdeyse 100 dönümlük oldukça geniş bir sahayı kaplamaktadır.
“Kelime-i Tevhid”in mutlak kemalde son zuhur mahalli olan “Muhammediyyet” Hakikati Muhammedi mertebelerini ne kadar iyi tanır ve idrak edebilirsek, kendimizi de o derece koruyup idrak etmemiz mümkün olacaktır.
Bu yaşam ise, Medine’de meydana gelen, zuhura çıkan yaşamdır. Bunları tanımak seyri süluk yolunda bizlere çok şeyler kazandıracaktır.
(اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allahü” Mekke-i Mükerreme’de “uluhiyyet”in zuhuru;
( عمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” Medine-i Münevvere’de “Risalet-i Muhammedi”nin zuhurudur.
O halde “tevhid bayrağı” Mekke’ye, “risalet ve tebliğ bayrağı” da Medine’ye asılarak her iki şehre de manevi olarak mutlak bir muhtariyet verilmiştir.[17] “ İz- -T-B- ”
Evleri şartlanma ile kurmuş oldukları beden evleridir, hayal ve vehim ile kurulmuş nefsi emmare içinde oldukları bu yaşantıdan çıkmak istemedikleri için nasıl Mûsâ a.s ın halkı bıldırcın eti ve helva yemeye sabremedeyip, Mûsâ a.s dan yerin bitirdiği mercimek, sarımsak v.s istiyoruz dediklerinde siz zillet hayatı istiyorsunuz dönün bakalım denilmiştir.
Aslında evleri bizatihi orada bulunan Hakk koruyordu ama haberleri yoktu dışarıdan gelecek hayali, vehimi, nefis ve akıl yönünden her türlü saldırıda zaten karışıklığı çıkarmada yardımcı olurlar. (Murat Derûni)