Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul li-ezvâcike in kuntunne turidne-lhayâte-ddunyâ ve zînetehâ fete'âleyne umetti'kunne ve userrihkunne serâhan cemîlâ(n)
Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut'a vereyim ve sizi güzelce bırakayım."
Ey peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve zinetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim.
Ahzâb Suresi'nin 28. ayeti, Peygamber'in eşlerine hitaben, dünya hayatının geçici süsleri ile ahiret arasındaki tercihi sunan önemli bir dilbilimsel derinliğe sahiptir. Ayet, 'irade', 'hayat', 'zinet', 'meta'' ve 'tesrîh' gibi kavramlar üzerinden, dünya ve ahiret dengesi, eşlerin statüsü ve boşanma hukuku gibi temel İslami prensipleri vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'revd' kökünü, bir şeyi aramak, talep etmek ve ona yönelmek olarak açıklar. Ayetteki 'turidne' ifadesi, Peygamber eşlerinin dünya hayatının cazibesine yönelik içsel bir arzu ve yönelimini dile getirir, bu da onların bu tercihi bilinçli bir şekilde yapma iradesini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irade' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının genellikle bir şeyi dilemek, ona meyletmek ve onu tercih etmek anlamında olduğunu belirtir. Burada 'turidne' kelimesi, eşlerin dünya hayatına olan meylini ve bu tercihlerindeki kararlılıklarını mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayat' kavramının Kur'an'da hem fiziksel varoluşu hem de ahiret hayatının karşıtı olarak dünya hayatını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-hayâte' kelimesi, dünya hayatının geçici ve fani yönünü vurgulayarak, ahiret hayatının ebediliğiyle bir tezat oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' kelimesini 'ölümün zıddı olan varoluş' olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle dünya hayatı ile ahiret hayatı arasındaki ayrımı belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette 'el-hayâte' kelimesi, eşlerin dünya hayatının geçici nimetlerine olan düşkünlüğünü anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zînet' kelimesini, bir şeyi güzelleştiren, ona çekicilik katan her şey olarak açıklar. Ayetteki 'zînetehâ' ifadesi, dünya hayatının maddi ve görsel cazibelerini, süslerini ve aldatıcı güzelliklerini kapsar, bu da eşlerin bu tür geçici değerlere olan düşkünlüğünü vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zînet' kelimesinin Kur'an'da genellikle dünya malı, evlat, giyim kuşam gibi maddi ve geçici güzellikleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, dünya hayatının cazip görünen ancak aslında fani olan unsurlarına işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'metâ'' kelimesinin, bir şeyden faydalanmak veya birine fayda sağlamak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ümetti'künne' ifadesi, Peygamber'in eşlerine boşanma durumunda verilecek olan 'müt'a'yı, yani bir tür teselli ve geçimlik sağlamayı ifade eder, bu da İslami boşanma hukukundaki bir hükmü yansıtır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'metâ'' kelimesinin, bir şeyden kısa süreli faydalanma veya yararlanma anlamına geldiğini açıklar. Burada 'ümetti'künne' ifadesi, eşlere dünya hayatının geçici nimetlerinden faydalanmaları için bir imkan sunulması, ancak bu imkanın boşanma ile sınırlı olacağı anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'serh' kökünü, bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek ve engelsiz kılmak olarak açıklar. Ayetteki 'üserrihkünne' ifadesi, evlilik bağının çözülerek eşlerin serbest bırakılması, yani boşanma eylemini ifade eder ve bu eylemin 'cemîlen' (güzellikle) yapılması gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tesrîh' kelimesinin Kur'an'da genellikle boşanma bağlamında kullanıldığını ve evlilik akdini sona erdirme anlamı taşıdığını belirtir. Burada 'üserrihkünne' kelimesi, Peygamber'in eşlerine dünya hayatını tercih etmeleri durumunda boşanma hakkını kullanacağını, ancak bu boşanmanın İslam'ın öngördüğü 'güzellikle' olacağını ifade eder.
Ahzâb Sûresi
وَإِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا {الأحزاب/29}