İçeriğe atla
Ahzâb 67Cüz 22 · Sayfa 427

Ahzâb Sûresi 67. Âyet

الأحزاب

Sohbete sor

Ve kâlû rabbenâ innâ eta'nâ sâdetenâ vekuberâenâ feedallûnâ-ssebîlâ

Yine şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar."

Ahzâb Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.


“Rabbenâ” “Ey Rabbimiz! Derken kendi emri iradi yönünden rabbi hasları “Mudil, Aziz, Cabbar, Mütekebbir” demektedirler. Rabb’ul Erbab dan gelen emr-i teklifi yolundan saptıklarını itiraf etmektedirler.

“feedallûnâ-ssebîlâ” bizi yoldan saptırdılar.

Bu sapma nedir? Fatiha sûresinde;

وَلَا الضَّالِّينَ ٧ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ

(1/7) Sıratalleziyne en'amte aleyhim; Gayril mağdubi aleyhim; Ve laddaaallîn;

O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

O yol öyle bir yol ki en’am da (nimet) bulunduklarının yoludur, gazaba uğramışların ve sapmışların yolu değil. Gadab Cenâb-ı Hakk’ın azametinin vasıfları, gadab’a uğramamış olanlarda Hâdî isminin mazharları yani hidayet ehlidirler. Yeri gelmişken şu küçük ilâveyi de aktaralım.

71/26. “Ve Nûh dedi ki: Yârabbi!. Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.” Yâni yeryüzünde ehli mudil-dâllîn’den kimse bırakma. Çünkü o aslında bu duayı kendi mertebesi itibari ile ifade etmişti. Demek ki, dallîn’in hakikati ona sadece zâhiri anlamda belirtilmiş idi. O mertebe itibariyle kesret hakikatleri yaşandığından, kesrette de zıtlar toplanamadığından, yâni o devrede “kesrette vahdet” yaşanmadığından yeryüzünde hiç bir “mudil” isminin zuhur mahallinin kalması istenmemiştir.

Ancak, Hakikat-i Muhammed-î de ise, bütün âleme rahmet olduğundan esmâ-i İlâhiyye’ye de rahmet vardır. Bütün esmâ-i İlâhiyye zuhurda ve faaldir. İşte bu yüzden, Mertebe-i Muhammed-î de, “mudil” (dâllîn) in kaldırılması değil, (veleddâllîn) gazaba oğramış (dâllîn) den eyleme denmiştir. Yâni “dâllîn” den uzaklaşılması istenmiştir.

Nûh (a.s.) ise bunların tamamen kaldırılmasını istemiştir. Çünkü bütün esmâ-i İlâhiyyenin hâmîsi değil idi. Peygamberimiz ise, “rahmeten lilâlemîn” olduğundan, “mudil” ismide bu âlemin cüzlerinden olduğundan, onun kaldırılması değil ona uyulmaması tenbih edilmiştir, aradaki mühim fark budur.

Demek ki, Hakikat-i Muhammed-î seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır.[93] “ İz- -T-B- ”