Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekû(A)llâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(n)
(70-71) Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sağlam söz söyleyin,
Ahzâb Suresi'nin 70. ayeti, müminlere Allah'a karşı takvalı olmayı ve doğru söz söylemeyi emrederek, bu davranışların uhrevi ve dünyevi faydalarına işaret etmektedir. Ayet, 'takva' ve 'kavl-i sedid' kavramları üzerinden ahlaki bir çerçeve çizmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesi, 'emn' (güven, emniyet) kökünden türemiştir. Kalbin tasdiki ve dilin ikrarı ile gerçekleşen bir güven halidir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine kalben inanıp bunu dilleriyle de ifade eden kimseleri işaret eder. Bu, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah'a karşı tam bir güven ve teslimiyet halidir. Bu güven, kişinin hayatını Allah'ın emirleri doğrultusunda şekillendirmesini gerektirir. Ayetteki 'Ey inananlar' hitabı, bu güveni taşıyanlara yönelik bir çağrıdır ve onlardan belirli ahlaki davranışlar beklemektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Takva, 'vikaye' kökünden gelir ve bir şeyi korumak, muhafaza etmek demektir. Allah'tan sakınmak (ittakûllah), kişinin kendini Allah'ın cezalandırmasından koruması, O'nun emirlerine uyup yasaklarından kaçınmasıdır. Bu, mecazi olarak Allah'ın azabından bir siper edinmek gibidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva, nefsi korkulan şeyden korumaktır. Şeriat dilinde ise nefsi günahlardan korumak suretiyle Allah'tan sakınmaktır. Ayetteki 'ittakûllah' emri, müminlere Allah'ın rızasını kazanmak ve azabından korunmak için O'nun hududuna riayet etmeleri gerektiğini bildirmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve sadece bir korku değil, aynı zamanda Allah'a karşı duyulan saygı ve sorumluluk bilincidir. Bu bilinç, kişinin eylemlerini Allah'ın iradesine uygun hale getirmesini sağlar. Ayetteki 'Allah'tan sakının' ifadesi, bu sorumluluk bilincini canlı tutmaya bir çağrıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavl, dil ile ifade edilen her türlü sözdür. Ayetteki 'kavlen sedîden' ifadesi, sözün niteliğine vurgu yapar. Bu, sadece konuşmak değil, konuşulanın içeriğinin doğruluğu ve dürüstlüğü ile ilgilidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl, nefiste oluşan mananın dil ile ifade edilmesidir. Ayetteki 'kavlen sedîden' emri, müminlerin sözlerinin sadece doğru olmasını değil, aynı zamanda hikmetli, faydalı ve yerinde olmasını da kapsar. Bu, sözün hem lafzına hem de manasına dikkat etmeyi gerektirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sedîd, 'sedd' kökünden gelir ki bu, bir şeyi düzeltmek, sağlamlaştırmak demektir. 'Kavl-i sedîd', doğru, hakka uygun, isabetli ve sağlam söz demektir. Ayetteki bu ifade, sözün yalandan, iftiradan, boş ve faydasız şeylerden arındırılmış olmasını emreder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sedîd kelimesi, 'sedd' kökünden türemiştir ve doğru, sağlam, isabetli anlamına gelir. 'Kavl-i sedîd', sözün hem lafız hem de mana itibarıyla doğru, hakka uygun ve hikmetli olmasıdır. Bu, aynı zamanda sözün boş ve faydasız olmaktan uzak, amaca uygun ve yapıcı olmasını da içerir. Ayetteki bağlamda, müminlerin sözlerinin Allah'ın rızasına uygun, dürüst ve doğru olması gerektiği vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sedîd, 'sedd' kökünden türemiş olup, doğru ve isabetli demektir. 'Kavl-i sedîd', yalandan, iftiradan, gıybetten uzak, hakikate uygun, faydalı ve hikmetli sözdür. Bu, aynı zamanda sözün yerinde ve zamanında söylenmesini de kapsar. Ayetteki bu emir, müminlerin sözlü iletişimlerinde dürüstlük ve doğruluk ilkesine bağlı kalmalarını öğütler.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.