Yuslih lekum a'mâlekum veyaġfir lekum żunûbekum(k) vemen yuti'i(A)llâhe verasûlehu fekad fâze fevzen ‘azîmâ(n)
(70-71) Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.
Ki (Allah) işlerinizi yoluna koysun ve günahlarınızı bağışlasın. Her kim Allah'a ve Resulü'ne itaat ederse, o gerçekten büyük murada ermiştir.
Bu ayet, takva ve doğru sözün bireysel ve toplumsal sonuçlarını vurgulamaktadır. Allah'a ve Resulüne itaatin, dünya ve ahiretteki büyük kurtuluşla doğrudan ilişkisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salâh' kelimesini fesadın zıddı olarak tanımlar. Ayetteki 'yuslih' fiili, Allah'ın müminlerin amellerini fesattan arındırıp doğru, makbul ve faydalı hale getirmesi anlamındadır. Bu, amellerin hem dünyevi hem de uhrevi sonuçlarının hayırlı kılınmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yuslih leküm a'mâleküm' ifadesini, 'işlerinizi sizin için düzeltir, faydalı kılar' şeklinde açıklar. Burada fiil, Allah'ın müminlerin çabalarını bereketlendirerek onların lehine sonuçlar doğurmasını mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salâh' kavramının Kur'an'da hem bireysel hem de toplumsal düzeyde 'doğruluk, iyilik, düzen' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'yuslih', Allah'ın müminlerin eylemlerini bu doğrultuda düzenleyerek onların hayatına olumlu bir nizam getirmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'amel'i, 'insandan irade ile sâdır olan fiil' olarak tanımlar. Ayetteki 'a'mâleküm', müminlerin Allah'tan sakınma ve doğru söz söyleme neticesinde ortaya koydukları tüm iyi ve salih amelleri kapsar. Allah bu amelleri ıslah ederek daha değerli kılar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'amel'i, 'kasıtlı olarak yapılan iş' şeklinde açıklar ve 'fiil'den daha özel olduğunu belirtir. Ayetteki 'a'mâleküm', müminlerin bilinçli olarak yaptıkları, Allah'ın rızasını gözeten tüm eylemlerini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'iyi ve kötü fiiller' anlamında kullanıldığını, ancak bağlama göre 'salih amel'i ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, takva ve doğru sözün bir sonucu olarak 'salih amellerin' ıslah edilmesinden bahsedilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zenb' kelimesinin aslen 'kuyruk' anlamına geldiğini ve günahın da kişiyi peşinden sürüklemesi veya kötü bir sonuç doğurması nedeniyle bu isimle anıldığını belirtir. Ayetteki 'zünûbeküm', müminlerin geçmişte işledikleri hataların Allah tarafından bağışlanmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zenb'i, 'bir şeyin peşinden gelen netice' olarak tanımlar ve günahın da kötü bir netice doğurduğunu belirtir. Ayetteki 'zünûbeküm', Allah'ın takva ve doğru söz karşılığında müminlerin günahlarını affederek onların kötü sonuçlarından kurtarmasını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zenb'i, 'Allah'ın emrine muhalefet' olarak açıklar. Ayetteki 'zünûbeküm', müminlerin Allah'a karşı işledikleri kusurların, takva ve itaat sayesinde affedilmesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tâat' kelimesini 'iradeli olarak bir emre uymak' olarak tanımlar ve 'ikrah'ın zıddı olduğunu belirtir. Ayetteki 'yutı'i', müminlerin Allah ve Resulüne gönüllü bir şekilde, tam bir teslimiyetle itaat etmesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tâat'ın 'emre boyun eğmek ve ona göre hareket etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yutı'i', Allah'ın ve Resulünün hükümlerine kayıtsız şartsız riayet etmenin önemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'itaat' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak otoritesine ve peygamberin rehberliğine tam bir teslimiyet anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'yutı'i', bu teslimiyetin büyük bir kurtuluşa götüren temel bir erdem olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fevz'i, 'şerri atlatıp hayra ulaşmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'fâze', Allah'a ve Resulüne itaat edenlerin dünya ve ahirette her türlü kötülükten kurtulup en büyük iyiliğe, yani cennete ve Allah'ın rızasına ulaşmasını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'fevz' kelimesini 'kurtuluş ve zafer' anlamında kullanır. Ayetteki 'fâze', itaatin sonucunda elde edilen mutlak başarıyı ve ebedi kurtuluşu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fevz'in Kur'an'da genellikle 'büyük başarı, kurtuluş ve cennete nail olma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'fâze fevzen azîmâ', bu kurtuluşun sıradan değil, çok yüce ve kapsamlı bir kurtuluş olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azîm' kelimesini 'hem maddeten hem de manen büyük olan' şeklinde açıklar. Ayetteki 'azîmâ', elde edilen kurtuluşun (fevz) sıradan bir başarı değil, değeri ve önemi çok yüksek, ebedi ve kapsamlı bir kurtuluş olduğunu pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azîm'i, 'vasıfları ve nitelikleri itibarıyla büyük olan' olarak tanımlar. Ayetteki 'azîmâ', itaat sonucunda kazanılan kurtuluşun, hem dünya hem de ahiret boyutunda eşsiz ve yüce bir mertebe olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azîm' gibi sıfatların Kur'an'da bir kavramın önemini ve büyüklüğünü vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Burada 'fevzen azîmâ', Allah'a itaatin getirdiği kurtuluşun, mümin için ulaşabileceği en yüksek ve en değerli mertebe olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.