Eni-'mel sâbiġâtin vekaddir fî-sserd(i)(s) va'melû sâlihâ(an)(s) innî bimâ ta'melûne basîr(un)
(10-11) Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. "Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm" diye vahyettik.
Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçüyü gözet dedik. Siz de iyi işler yapın, çünkü ben her yapacağınızı gözetiyorum.
Bu ayet, Hz. Davud'a verilen özel lütufları ve ona emredilen işleri dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Özellikle 'sâbiğât' ve 'serd' kelimeleri, zırh yapımındaki ustalığı ve sağlamlığı vurgularken, 'amel' kelimesi hem maddi hem de manevi eylemlerin önemini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'amel' kelimesini, irade ve kasıtla yapılan her türlü iş olarak tanımlar. Ayetteki 'i'mel' emri, Hz. Davud'a demiri işleyerek zırh yapma eylemini, yani belirli bir beceri ve çaba gerektiren bir faaliyeti emretmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'amel'i, fiilin özel bir türü olarak ele alır ve genellikle faydalı ve kasıtlı eylemler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Hz. Davud'un demiri işleyerek zırh yapma eyleminin hem faydalı hem de Allah'ın emriyle kasıtlı bir eylem olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sâbiğât' kelimesini 'tam ve geniş zırhlar' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Hz. Davud'a düşman saldırılarından tam koruma sağlayacak, vücudu tamamen örten zırhlar yapması emredilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sâbiğât'ı 'uzun ve yere kadar uzanan zırhlar' olarak yorumlar. Bu, zırhın sadece bir kısmı değil, tüm bedeni kaplayacak şekilde geniş ve koruyucu olmasının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebğ' kökünü 'bir şeyin bol ve tam olması' olarak açıklar. 'Sâbiğât' kelimesi de bu kökten türeyerek, Hz. Davud'un yaptığı zırhların sadece var olmakla kalmayıp, aynı zamanda işlevini tam olarak yerine getirecek şekilde geniş ve yeterli olmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kaddir' fiilini 'ölçülü ve uygun bir şekilde yap' olarak açıklar. Ayetteki 'serd' ile birlikte kullanıldığında, zırhın halkalarını birbirine geçirirken ne çok sıkı ne de çok gevşek, tam kararında bir ölçüyle yapılması gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kadr' kökünü 'bir şeyin miktarını, ölçüsünü ve durumunu bilmek' olarak tanımlar. 'Kaddir' emri, Hz. Davud'a zırhın dokumasında gerekli olan hassasiyeti, dengeyi ve ustalığı göstermesini, yani her bir halkayı doğru bir ölçüyle yerleştirmesini emreder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kaddir' fiilinin 'bir şeyi uygun bir ölçüye göre yapmak' anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda, zırhın halkalarının birbirine geçirilmesinde, ne çok dar ne de çok geniş bırakılmayarak, tam isabetli bir ölçüyle yapılması gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'serd' kelimesini 'zırhın halkalarını birbirine geçirme' olarak açıklar. Ayetteki 'kaddir fi's-serd' ifadesi, bu dokuma işleminin sağlam ve ustaca yapılması gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'serd'i 'zırhın halkalarının birbirine bağlanması' olarak yorumlar. Bu, zırhın dayanıklılığını ve işlevselliğini sağlayan temel işçiliği ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'serd' kökünü 'bir şeyi düzenli bir şekilde birbirine eklemek, dizmek' olarak açıklar. Ayetteki 'serd' kelimesi, zırhın halkalarının birbiri ardına, düzenli ve sağlam bir şekilde örülerek bir bütün oluşturmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salâh' kelimesini 'fesadın zıttı' olarak tanımlar ve bir şeyin doğru, iyi ve faydalı olması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'i'melû sâlihan' emri, Hz. Davud ve ümmetine, sadece zırh yapmak gibi maddi işlerde değil, aynı zamanda genel olarak Allah'ın rızasına uygun, topluma faydalı ve ahlaki açıdan doğru işler yapmalarını emreder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih amel' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve hem Allah'a karşı görevleri hem de insanlara karşı sorumlulukları kapsadığını belirtir. Ayetteki 'sâlihan' kelimesi, zırh yapımındaki ustalık gibi dünyevi faydaların yanı sıra, Allah'a kulluk ve toplumsal adalet gibi manevi faydaları da içeren her türlü hayırlı eylemi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'basar' kökünü 'görme duyusu' ve mecazi olarak 'idrak etme, bilme' olarak açıklar. 'Basîr' kelimesi ise Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi en ince ayrıntısına kadar gördüğünü, bildiğini ve hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını ifade eder. Ayetteki 'innî bimâ ta'melûne basîr' ifadesi, Allah'ın kullarının tüm amellerini, niyetlerini ve sonuçlarını eksiksiz bir şekilde bildiğini vurgulayarak bir uyarı ve teşvik niteliği taşır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'basîr' isminin Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi kuşatan ilmini ve görme sıfatını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın Hz. Davud'un zırh yapımındaki ustalığını ve genel olarak tüm salih amellerini tam olarak gördüğü ve karşılığını vereceği mesajı verilmektedir.
Sebe' Sûresi
“Bol bol zırhlar yap ve iyi biçime yatır( işçilikte ölçüyü tuttur “
Demirin yumuşatılması ile birlikte nefsi tesviye olunan sâlik, kendisinde oluşan ilham, tefekkür, muhabbet kabiliyetleri ile artık nefs savaşlarında kendisini muhafaza edecek ittika-takva elbiselerinin yapımını öğrenerek bunları kendi üzerine giymeye başlar. Bu elbiseler esmâ-i ilahiyye’ler olup kendisini esmâ-i nefsiyyelere karşı korumuş olurlar. Günümüzde önemli şahısların ya da devlet başkanlarının güvenli korunması için zırhlı araçlar kendilerine tahsis edilerek korunaklı hale getirilmektedirler. Allah’ın halifesi ve zati zuhuru olan insan da zahir batın varlığını bu zırhlı takva elbiseleri ile korunaklı hale getirmelidir. Her bir mertebenin zırhı olan takva elbisesi mertebelere göre farklıdır.
“iyi biçime yatır( işçilikte ölçüyü tuttur )“ Seyr-i sülukunuzu düzgün ve hakkını vererek yapın “Salih amel işleyin” Demirin yumuşatılıp işlenmesiyle öncesinde nefsine dönük ameller işleyen kişi katılıktan latifliğe geçtiği için nefsinden hak’ka dönük ameller çıkmaya başlar. Bu amellerin düşüncesi hak’tan fiili ise kuldan ortaya çıkar.
“Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm" diye vahyettik” Cenâb-ı Hakk kullarını kulları ile görücüdür ve haberdardır çünkü sıfatlarımız müşterek, bizdeki görüş O’nun görüşü, emanet olarak O’ndan aldık, fakat biz bunun hakikatini idrak edebilirsek bu bizde asalet hükmüne dönüşecektir. Ayrıca Cenâb-ı Hakkk’ın bize verdiği bu sıfatları hakkıyla iade edemez isek emânete hıyanet etmiş hükmüne giriyoruz ayrıca, biz O’na hakkıyla iade ettikten sonra Cenâb-ı Hakk bunları asaleten kullanmak üzere tekrar bize iade edecektir ÇHU
~~34.12~
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّٖيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّهٖ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعٖيرِ
34/12 Ve lisuleymâner rîha ğuduvvuhâ şehruv ve ravâhuhâ şehr, ve eselnâ lehû aynel gıtr, ve minel cinni mey yağmelu beyne yedeyhi biizni rabbih, ve mey yezığ minhum an emrinâ nuzıghu min azâbis seîr.
Diyanet Meali:
34/12 Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/12 Süleymana da rüzgâr: sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay, erimiş bakır menbaını da ona seyl gibi akıttık, hem rabbının iznile elinin altında Cinnîlerden de çalışan vardı, onlardan da her kim emrimizden inhiraf ederse ona Saîr azâbını tattırırız