Velisuleymâne-rrîha ġuduvvuhâ şehrun veravâhuhâ şehr(un)(s) veeselnâ lehu ‘ayne-lkitr(i)(s) vemine-lcinni men ya'melu beyne yedeyhi bi-iżni rabbih(i)(s) vemen yeziġ minhum ‘an emrinâ nużikhu min ‘ażâbi-ssa'îr(i)
Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgarı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.
Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi'nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık.
Bu ayet, Hz. Süleyman'a verilen mucizevi güçleri ve bu güçlerin mahiyetini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Özellikle rüzgarın kontrolü, erimiş bakırın akıtılması ve cinlerin emrine verilmesi gibi kavramlar, Kur'an'ın mucizevi anlatımını ve kelimelerin semantik zenginliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rîh (rüzgar), ruh kökünden türemiştir ve hareket, esinti anlamlarını taşır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretiyle Süleyman'ın emrine verilen, belirli bir yöne ve hıza sahip olan, olağanüstü bir güç olarak ifade edilmektedir. (el-Müfredât, s. 367)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'rîh', mecazi olarak Süleyman'ın emrine musahhar kılınan, onun istediği yere taşıyan bir güçtür. Gündüz ve akşam birer aylık mesafeyi katetmesi, onun hızının ve kudretinin bir göstergesidir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 161)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğuduvv, sabah vakti yapılan yolculuktur. Ayetteki 'ğuduvvuhâ şehrun' ifadesi, rüzgarın sabahleyin bir aylık mesafeyi katettiğini, yani Süleyman'ı bu kadar uzak bir yere taşıdığını belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 355)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ğuduvv, 'ğadâ' fiilinden masdardır ve sabah erken saatlerde yola çıkmak anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, rüzgarın Süleyman'ı sabahleyin bir aylık mesafeye taşıma gücünü ifade eder, bu da onun mucizevi kontrolünü gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 3, s. 159)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Revâh, 'râha' fiilinden masdar olup, akşam vakti dönmek veya yolculuk yapmak demektir. Ayetteki 'revâhuhâ şehrun' ifadesi, rüzgarın akşamleyin de bir aylık mesafeyi katettiğini, yani Süleyman'ı aynı hızla geri getirdiğini vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 245)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Revâh, günün son kısmında, öğleden sonraki zaman diliminde yapılan hareketi ifade eder. Ayetteki kullanımı, rüzgarın Süleyman'ın emriyle günün ikinci yarısında da olağanüstü bir hızla hareket edebildiğini, mesafeleri kısaltabildiğini gösterir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 120)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Esâlna, 'seyle' fiilinden türemiş olup, bir şeyi akıtmak, sıvı hale getirmek anlamına gelir. Ayetteki 'eselna lehu ayne'l-kıtr' ifadesi, Allah'ın kudretiyle katı olan bakırı Süleyman için su gibi akıcı hale getirdiğini, onun emrine verdiğini belirtir. (el-Müfredât, s. 421)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Seyl, akmak, cereyan etmek demektir. 'Eselnâ' fiili, Allah'ın bir şeyi akıcı kılması, onu belirli bir amaç için kullanılabilir hale getirmesi anlamındadır. Burada bakırın akıtılması, Süleyman'a verilen özel bir mucize ve nimet olarak sunulur. (el-Külliyyât, s. 512)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kıtr, erimiş bakırdır. Ayetteki 'ayne'l-kıtr' ifadesi, bakırın bir pınar gibi akıtıldığını, yani Süleyman'ın emrine bolca ve kolayca sunulduğunu gösterir. Bu, onun inşaat ve sanat işlerinde kullanması için ilahi bir lütuftur. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 356)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kıtr kelimesi, Kur'an'da genellikle erimiş metal, özellikle bakır anlamında kullanılır. Süleyman kıssasında bu kavram, onun dünyevi gücünü ve Allah tarafından kendisine verilen olağanüstü imkanları sembolize eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 187)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zeyğ, doğru yoldan sapmak, eğrilmek, haktan ayrılmak anlamına gelir. Ayetteki 'men yezığ minhum an emrinâ' ifadesi, cinlerden kimin Allah'ın emrinden veya Süleyman aracılığıyla verilen emirden saparsa cezalandırılacağını belirtir. (el-Müfredât, s. 219)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zeyğ kelimesi, Kur'an'da genellikle inanç veya amel konusunda doğru yoldan sapmayı ifade eder. Burada cinlerin, Süleyman'ın emrine itaatsizlik etmesi, ilahi düzenden ayrılması anlamında kullanılmıştır ve bunun ağır bir cezası olduğu vurgulanır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 345)
Sebe' Sûresi
Bu ayeti kerime ile birlikte Hz Davud’dan, oğlu ve varisi Hz Süleyman as ile ilgili ayetlere geçilmiş oldu. Hz Süleyman’ın kısaca hayatını özetliyelim.
Hz Süleyman as. Gazze’de doğdu. Babası Hz. Davut (a.s.) vefât ettiğinde 12-13 yaşlarında idi. Babası gibi önce hükümdar, sonra peygamber oldu. Kuran’da 16 yerde ismi geçen Hz. Süleyman’ın (a.s.) Davut Aleyhisselam’ın oğlu ve vârisi olduğu, üstün kılındığı, şükreden, sâlih, hakîm, anlayışlı bir kul olduğu bildirilmekte, keskin zekâsı, engin bilgisi ve hikmetiyle karmaşık meseleleri kolayca çözüme kavuşturma yeteneğinden söz edilir.
Allah, Davut Aleyhisselam gibi Hz. Süleyman’ı (a.s.) da peygamberlik, hükümdarlık, hikmet ve ilimle donatmış, saltanatı ve nübüvveti onların şahsında toplamıştır. Hz. Süleyman’ın (a.s.) emrine rüzgârlar verilmiş, kendisine kuş dili ve başka hayvanların dili de öğretilmiştir. Hz. Süleyman (a.s.) atları, özellikle yarış atlarını çok severdi. Beyt-i Makdis’i (Mescid-i Aksâ’yı) yedi yılda inşâ etti. Yemen’deki Sebe’ Melîkesi Belkıs ile evlendi. Muazzam dünyâ servet ve tasarrufunu kalbinin dışında taşıyan Hz. Süleyman’ın (a.s.) 40 yıl saltanat sürdüğü ve 52 veya 53 yaşında vefat ettiği nakledilir. Kabri Kudüs’tedir.
سُلَيْمٰنَ Süleymân , Sin, lam, ye, mim ,elif, nun harfleri ile yazılıyor. Peygamberler zinciri içerisindeki yeri ve sıralaması “Musa, Harun, Davud, Süleyman” şeklinde gelmekte böylece mertebe olarak ise Museviyet sonrası iseviyet öncesi ara dönemdir. Öncelikli olarak seyr-i süluk ehli isek, be mertebeye ulaşabilmiş isek, içimizdeki Süleyman’a ulaşıp bu hakikatleri almamız gerekiyor.
Neml 27/15 ayetinde mealen “Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun, dediler” And olsun ki “biz” Davud’a ve Süleyman’a , Süleymanlık mertebesinden ilim verdik. O ilim daha evvelce kimseye verilmemişti. “Biz” ifadesi ile cenab-ı hakk, bizliği yönü ile yani zatı ile birlikte kâmil insan elinden seyr-i süluklarında bu mertebelere gelip aşmaya çalışan sâliklere de bu üstün vasıflar verilmektedir. Yani Süleymanlık mertebesi bizlerde de oluştuğunda bu hakikatler bizlere de verilmiş olunacaktır.
Süleyman ismindeki harflerin sayı değeri ise, Sin, 60, lam 30, ye 10, mim 40, elif 1, nun 50 toplamı ise 191 olmaktadır. Böylece 19 ve 1 sayıları ile ortaya çıkmakta, bu sayılar ise, 1, bütün alemlerde zât-ı ilahinin birliğini, 19 ise Süleymanlık mertebesinin insan-ı kâmil’ini remzetmektedir.
Sin, Hakikati muhammedi’nin bu mertebedeki Kamil insanı, Lam, Lahud alemini
Ye, Yakiyn mertebelerini Mim, Hakikati Muhammediyye’yi Elif, Ahadiyyet mertebesini Nun, Nur-u İlahiyye’yi remzetmektedirler.
“Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik”34/12
Bu ayeti kerimeye önce genel ve zahiri yönden bakalım. Günümüzde olduğu gibi gelecekte’de rüzgar enerjisinden daha fazla yararlanılarak büyük teknolojiler üretileceği açıktır. Hz Süleyman gece ve gündüz olarak bir günde iki aylık mesafeyi rüzgar ile gittiğine göre aynı yöntemlerle bu yolun benzer şekliyle kullanılacağı ve bu sayede hava araçlarını kullanmadan bedenlerin bir yerden bir yere rüzgar kullanımı ile uçarak gidilebileceğini düşünebiliriz.
Rüzgarın oluşmasının temel sebebi sıcaklıktır. Rüzgar, yüksek basınçlı havanın, alçak basınçlı bölgeye doğru yaptığı hava hareketi sonucu oluşur. Bu havanın yer değiştirmesine rüzgar denir. Yüksek Basınçlar; Çevresine göre basınç değerlerinin yüksek olduğu merkezlerdir. Havanın hareketi merkezden çevreye doğrudur. Alçak basınç Çevresine göre basınç değerlerinin düşük olduğu merkezlerdir. Havanın hareketi çevreden merkeze doğrudur.
Bireysel olarak “rüzgarın oluşması; İlahi aşk ve muhabbet rüzgarlarının oluşmasıdır. Merkezden gelen, yani akl-ı küll yönünden gelen ilahi muhabbet ve düşüncelerin, alçak basıncı, yani nefsi küll yönünü etkilemesi ve kendine doğru çekmesi ile kişinin iç aleminde oluşan manevi bir iklimdir. Tasavvufî yaşamda Ruh ile nefsin, mürşid ile dervişin, maşuk ile aşık’ın birbirlerini etkilemeleri bu rüzgarın oluşmasını sağlamaktadır. Tıpkı Süleyman as’ da olduğu gibi sâlik’de kendi emrine sunulan rüzgarı ile gönül aleminde seyehat eder. O gün, Süleyman as’ mın rüzgara binerek bir günde bir aylık yol gitmesi ve yine, bir gece de bir aylık yol gitmesi günümüz irfan ehli tarafından uygulanan bir husustur. Bu rüzgar oluşmadan ve onu binek olarak kullanmadan hakikat ve marifet deryalarında seyahat etmek mümkün değildir. Sâlik’ler (Süleymanlık) tenzih mertebesinden teşbih mertebesine doğru yol alırken en fazla ihtiyaç duyacakları husus bu aşk ve muhabbet rüzgarının esintileridir.
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl Muhammed’siz muhabbet ne hasıl … mısralaları Muhammediyet’e doğru giden yolun bu muhabbet rüzgarlarına bağlı olduğunu bildiriyor. Aşk ve muhabbet rüzgarları seven ile sevileni aynileştirir böylece vahdet ve tevhid zevkine erişilmiş olunur.
Sabah gündüz gidişi ile bir aylık mesafe ; Bekâ billah üzere Süleymanlık mertebesinin bekâ billâh’ı üzere bir seyir/yaşam sürülen dönemidir.
Akşam gece gidişi ile bir aylık mesafe; Süleymanlık mertebesinin fenâ fillahı olan seyir/yaşam sürülen dönemidir. Buradan açıkça görüldüğü gerek fenâ fillah, gerekse bekâ billah üzere olan hakikatlere vâkıf olunabilmesi için bu rüzgarın varlığı kaçınılmazdır. Sâlik, bindiği bu rüzgarına akıl ilim ve tefekkürünü de bindirmiş olur.
Gece ile gündüz gidilmesi, bir başka yönden bakıldığı zaman beşeri kimlik içerisinde nefs karanlığının kişiyi sarması onun gece gitmesi, akıl ve şuur halinin kendinde olması onun gündüzüdür.
Bu hususta Hicr 22 ayetinde şöyle buyurulmaktadır.
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ “ Ve erselner riyâha levâkıha”15/22 “Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik.
“Ve erselnâ” Biz gönderdik “Riyâha” rüzgarları “levâkıha” aşılayıcı olarak Çok açık bir şekilde Cenâb-ı Hakk, “Biz” ile yani Kâmil insan mazharından ve elinden ilâhi nefhalar rüzgarlarını göndererek, kalpleri diriltici ve arındırıcı kıldık, onların istidatlarını ilahi tecellilere yatkın hale getirdik denilmektedir. Bu aşılamanın en yoğun zaman dilimleri sohbet ile oluşmaktadır. Kamil insan, nefhây-ı ilâhiyyesi ile huzurunda bulunan kabiliyet sahibi olanlara bu aşılamayı yaparken onlara aynı zamanda organ nakli yaparak yeni bir hayat kazandırmış olmaktadır.
Konu rüzgardan açılmışken bir hususa değinelim. Bazı tasavvuf ehli büyüklerimiz ; Ey badi saba uğrarsa yolun semt-i Haremeyn'e ,Tazimimi arz eyle Rasülüs sakaley’ne sözleri ile ey saba rüzgarı yolun harem bölgesinden yani Mekke ve medineden geçer ise ins ve cin’nin peygamberine muhabbet ve selamlarımı arz eyle şeklinde özlem ve niyazlarını dile getirmişlerdir. Bu Hz Muhammed sav.’mi ötelerde arama ve kavuşma çabasıdır. İrfan ehli cihetinden bakıldığı zaman ise, bu rüzgarlar kişinin kendi içinde olduğu gibi, kendindeki Hz Muhammed’e ulaşmış ve bulmuş olarak müşahedeli bir yaşam sürdürürler. Bu da çok büyük mertebe ve anlayış farkı demektir.
“ Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık.”
«EL Kîtr» kelimesi erimiş bakır demektir. Bazılarına göre ifade, «Bakır, demir ve benzeri madenleri onun için akıttık» anlamındadır. Bakır kaynağından maksat, onun madenidir. Cenab-ı Hak, Hz. Davud'a demiri yumuşattığı gibi oğlu Süleyman'a da tıpkı çeşmeden suyun akması gibi erimiş bakır akıtmıştır. . Hz. Süleyman'dan önce hiç kimse için bu maden yumuşamamış ve akmamıştır. Fakat ayetin zahirine bakılırsa Cenab-ı Hak Hz. Süleyman için bakır madeninden su kaynakları gibi akan bir kaynak kılmıştır.
Bu mertebenin İnsan-ı Kamil’i olan Süleyman as’dan zati ilimlerimizi akıttık zuhur ettirdik. Bakır, vücudun enerji, hücre ve doku üretmesine yardımcı olur. Vücudun kırmızı kan hücreleri ve kolajen de dahil olmak üzere bağ dokusu üretmek için bakıra ihtiyacı vardır. Bakır ayrıca beyin gelişimi için de gereklidir.
Sâlikler manevi vücutları ve sağlıkları için kendilerine lazım olan bu ihityacı bir çeşme gibi akıtıldığı yerden yani Kamil İnsan madeninden temin ederler. Eritilmiş bakır ile daha önce sertleşmiş ve donmuş olan nefs ve tabiatları eritilerek bu sayede muamelatta uyumlu hale dönüştürülmüş olur.
“Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı”34/12
Hz Süleyman (as)'ın müstesna bir ilme sahip olduğunu, kendisine bazı mucizeler verildiğini Kur’ân’ın farklı sure ve ayetlerinden öğreniyoruz.
"Gerçekten biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik de onlar şöyle dediler: 'Hamd olsun o Allah'a ki bizi, mü'min kullarından çoğu üzerine üstün kıldı." (Neml, 27/15).
Kendisine verilen bu ilimlerden birisi de cinlerin emrine musahhar kılınmasıdır.
Hz. Süleyman cinleri nasıl kullandı?
Mabedin yapımında Mescidi Aksa’da kullandı Ordusunda asker olarak kullandı İstihbarat için asker olarak kullandı Zanaat işlerinde usta olarak kullandı Zor ama çabuk yapılması gereken işlerde kullandı
Cinlerin Hz.Süleyman’ın emrine musahhar kılınması; Esmâ-i İlahiyye’den aziz-cebbâr-mütekebbir isimlerinin ki bu isimler cinlerin ana kaynağıdır, bunların kullanımı ve hakimiyetinin aklımızı temsil eden kişideki süleyman’lığa verilmesidir. Bu bir ilim ve irfaniyet eğitimi ile bilinebilecek bir süreçtir. Kişi bu irfani eğitimi ile sadece cinlerin kaynağı olan bu isimleri değil bütün esmâ-i ilahiyye’yi de asıllarına uygun olarak kullanmayı öğrenir. Aziz cebbar mütekebbir isimleri kişi bünyesinde hayal ve vehim kanalıyla çıkmakta olup, aklımızın kontrolü ve hakimiyeti ile çıkarsa o zaman kişinin emrine musahhar kılınmış olunurlar ve kişi onları kullanmış olur, aksi durumda ise akıl onların kontrolüne geçer böylece hayal ve vehim hükmü kişiyi sarar.
“İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.”34/12
Onlardan kim cin tabiatı gereği hükmümüzden ve akıl süleymanının hakimiyetinin dışına çıkarsa, doğru yoldan akli görüşten saparsa, nefsâni arzulara ve bedensel lezzetlere meylederse , “ona alevli ateş azabını tattırırız” Güçlü bir riyazatla meleki kuvvetleri üzerine musallat kılarız, nefsani ve şeytani düşüncenin kaynağını böylece cezalandırırız. Hayal ve vehim kaynağı olan bu esmalar aklın kontrolünün dışına çıkarsa riyazatlar yolu ile onlara azab ederek tekrar hükmümüz altına alırız. Rivayet edildiğine göre, Hz Süleyman’ın elinde ateşten bir kamçı vardı. Cin ona isyan edince göremeyecek şekilde ona bir darbe indirerek kendisini ateşle yakardı. Bireysel varlıklarımızda da, hayal ve vehim kaynaklı esmalar aklımızın hükmü ve irademizin kontrolü dışına çıktığında elimizdeki riyazat ve nefs terbiye metodunu bir kamçı gibi devreye sokmalıyız. ÇHU
~~34.13~
يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِنْ مَحَارٖيبَ وَتَمَاثٖيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ اِعْمَلُوا اٰلَ دَاوُدَ شُكْرًا وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ
34/13 Yağmelûne lehû mâ yeşâu mim mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve gudûrir râsiyât, iğmelû âle dâvûde şukrâ, ve galîlum min ıbâdiyeş şekûr Diyanet Meali:
34/13 Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır Elmalılı Hamdi Yazır:
34/13 Onlar ona, mihrablar, timsaller ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı şükr için çalışın, maamafih kullarım içinde şekûr olan azdır.