İçeriğe atla
Sebe' 16Cüz 22 · Sayfa 430

Sebe' Sûresi 16. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Fea'radû feerselnâ ‘aleyhim seyle-l'arimi vebeddelnâhum bicenneteyhim cenneteyni żevâtey ukulin ḣamtin veeślin veşey-in min sidrin kalîl(in)

Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.

Sebe' Sûresi

فَاَعْرَضُو Feağradû “ fakat yüz çevirdiler” Nimetlerin şükrünü edâ etmekten ve onu Allah’a ulaşmanın vesilesi kılmaktan yüz çevirdiler. Hatta bu nimetlerin semeresi olan hakikat ve marifet ilimlerini yemekten de kaçındılar. Nefislerinin lezzet ve şehvetlerine daldılar, tabiat karanlıklarında nefes tükettiler. Kısacası süluklarından döndüler, kâmil insanın değerini ve kıymetini bilemediler.

Zahiren yüz çevirmek şeriatı Muhammediyeden uzaklaşmak uzak kalmaktır. İşârî yönden “Yüz çevirmek” gönülden düşmektir.

Fiili yaşantıda Allah ve rasulü ile bağlantısı varmış gibi gözükse bile, İrfan sofrasından uzaklaşmak, bu sofrada Allah ve rasülünü, cemalullahı, beytullah’ı ikram eden gönlün sahibi İnsan-ı Kamil’i, terk edip ondan uzaklaşmak, onla bağlantıyı koparmak, dostluğu bitirmek yüz çevirmektir

فَاَرْسَلْنَا feerselnâ “ Bu yüzden gönderdik”

عَلَيْهِمْ aleyhim “ üzerlerine”

سَيْلَ الْعَرِمِ seylel arimi “ arim selini Verdiğimiz nimetlerden yüz çevirdikleri için, zatımıza gelen yolu terk edip biadlarını nekes ettikleri için bu yüzden onların üzerlerine “Biz” yani zat ve sıfatımızla birlikte olarak onların üzerlerine “arim selini” gönderdik.


Arim seli Arim “set, baraj; büyük sel ve şiddetli yağmur” demektir Arim’in Sebe vadisinin adı olduğu, tarla faresine arim dendiği, fareler tarafından delinip yıkıldığı için sete bu adın verildiği de nakledilmektedir (Kurtubî, XIV, 285-286)


Kuran'da Sebe halkına gönderilen ceza, "Arim tufanı" anlamına gelen "Seyl el-Arim" olarak adlandırılmıştır. Kuran'da kullanılan bu ifade aynı zamanda bu felaketin nasıl meydana geldiğini de bize anlatmaktadır. "Arim" kelimesi baraj veya bariyer anlamına gelir. "Seyl el-Arim" ifadesi, bu setin yıkılmasıyla meydana gelen bir tufanı anlatır. İslam müfessirleri zaman ve yer meselesini Arim tufanı ile ilgili Kuran'da kullanılan terimlerin rehberliğinde çözmüşlerdir. Sebe kavmi peygamberi ise şu anda bir muammadır. Kuran her peygamberin Kuran'da anlatılmadığından bahseder.

Dolayısıyla Seyl-ül-Arim ifadesi, "baraj yıkıldıktan sonra meydana gelen sel felaketi" anlamına gelir. Yani baraj duvarının yıkılmasından sonra tüm ülke sel baskınına uğradı. Sebe halkının kazdığı kanallar ve dağların arasına setler yapılarak örülen duvar yıkılmış ve sulama sistemi çökmüştür. Sonuç olarak, daha önce bir bahçe gibi olan bölge, bir ormana dönüştü. Küçük bodur ağaçların kirazı andıran meyvelerinden başka meyve kalmamıştı. Arim sel felaketinden sonra bölge çölleşmeye başlamış ve Sebe halkı en önemli geçim kaynağını kaybetmiştir Tarih araştırmacıları tahmini olarak Milattan önce 8. yüzyılda inşa edildiğini belirttikleri bu barajın dünyada inşa edilen ilk baraj olduğunu ve halen günümüzde Yemen ülkesinde kalıntılarının mevcud olduğunu belirtmektedirler. Kuran’da isim tamlaması halinde ‘Seylü’l-Arim’ şeklinde geçtiğinden Arim Barajı veya barajın bulunduğu vadinin adı olduğu anlaşılmaktadır. Tefsirlerde, Me’rib’deki bu barajı, ilk defa adı ‘Sebe’ olan Yemen hükümdarının yaptırdığı rivayet edilir. Hz. Süleyman ile aynı çağda yaşayan Sebe kraliçesi Belkıs’ın yaptırdığı da belirtilir


Şimdi ayet’de zikredilen “Seyl el-Arim” ifadesini kendi enfüsümüzde bulmaya çaılışalım. İrfaniyet yolunda gerçek bir Ârif-i billah ile el tutuşarak yoluna devam eden sâlik’in gönül havzı ilahi hayat suları ile dolmaya başlar. Bu ilmi ilahi suları birikerek bir baraj ve derya haline gelmeye başlar. İşte gönül havzındaki bu su rahmeti ilahiyye olmakta ve onunla her türlü ihtiyacımızı görürüz. Burada biriken ilmi ilahi suları gönlümüzü gönül arzımızı besliyor bereketli kılıyor güzel bahçeler zuhur ediyor. Ahrette lazım olacak irfan bahçelerini de bu ilmi ilahi suları ile burada hazırlamış oluyoruz. Burada elde edilen her bir sohbet ,bilgi, irfaniyet muhabbet bir cennet bahçesine dönüşmektedir.

Ayet’de baraj yıkıldıktan sonra bir sel felaketinden bahsediliyor Sebe halkı vuslata ulaştıktan sonra hak’tan yüz çevirmiş içinde bulundukları refâhı ve saadeti, ihsan edilen her türlü nimeti kendi nefislerine mâl etmeleri ve şirk’e düşmeleri sebebiyle Cenâb-ı Hakk, “arim” diye belirtilen sel tufanını üzerlerine göndererek onları terbiye etmiştir.

Seyr-i süluklarında da, bir kâmil zât’dan feyiz ve ilham alarak onun terbiye ve eğitimi ile irşâd olunan sâlikler, kendi gönül havzlarında toplanan ilmi ilahi hakikatlerini ve mülklerini zaman içinde nefis farelerinin etkisi ile kendilerine döndürüp nefislerine sahiplendirebilirler. Böylece nimeti ilahiyye olarak kendisine ihsan olunan zahir bâtın bütün hakikatleri sahiplenerek, kendilerini hak’tan ayrı görerek şirke düşmüş olurlar. Buradaki tufan ile cenâb-ı hak, sahiplenilen ne kadar nimet ve mülk var ise onları alıp yok etmekte mülkünde eşi benzeri ortağı olamayacağının idrak edilmesini beyan etmekte, hakkıyla “Lâ mevcûde illallah” denilmesini istemektedir. Gönül barajını yıkan bozan fareler kişideki nefsi emmâre güçleridir. Bu güçler “Hâdî” ismine karşı şiddetini arttırdığı zaman Cenâb-ı Hak “Hâdî” ismine yardımcı olarak nefsi emmârenin üzerine ilk önce bir tûfan gönderiyor. Demek ki Cenâb-ı Hakk Hâdî esmâsına zorda kaldığı durumlarda Kahhar esmâsı ile yardımcı oluyor. Cenâb-ı Hakk nefsi emmâreyi nefsi emmâre ile terbiye ediyor.

Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik”.

Kıyasi bir anlatım yapılarak öncesinde “Beldetün tayyibetün” en güzel beldenin en güzel iki bahçesine sahip olarak zikredilen yer, ya da kişiler, hak’ka yüz çevirmesinden sonra tufan ile cezalandırılarak, öncesinde ilahi nimetlerle( sıfatı ilahiler ve esma-i ilahilerle) dolu olan o iki bahçeleri bu defa acı ve kötü yemişleri olan , ağızlarda kötü bir tad bırakan nefsi emmare meyvelerinin olduğu bahçeye dönüşmüştür. 37/65 ayetinde buyurulduğu üzre, “Meyveleri, şeytanların başları gibi korkunç ve tiksindiricidir”37/65. Bu bahçelerdeki ağaçlar bitkiler ve meyveler şeytanların başları gibidir. Onlardan helâka sürükleyen arzular, çirkin fiiller ve kötü amellere sürükleyen istekler vehimler doğar. Şeytanlığın kökleri, şer ve bozgunculuğun kaynakları işte bu şeytan başlarıdır. ÇHU


ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُوا وَهَلْ نُجَازٖى اِلَّا الْكَفُورَ

34/17 Zâlike cezeynâhum bimâ keferû, ve hel nucâzî illel kefûr.

Diyanet Meali:

34/17 Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.

Elmalılı Hamdi Yazır:

34/17 Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep öyle çok nankör olanları cezalandırırız