Fea'radû feerselnâ ‘aleyhim seyle-l'arimi vebeddelnâhum bicenneteyhim cenneteyni żevâtey ukulin ḣamtin veeślin veşey-in min sidrin kalîl(in)
Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
Fakat onlar (şükürden yüz çevirdiler) bakmadılar. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.
Bu ayet, Sebe' halkının Allah'ın nimetlerine nankörlük etmesi sonucu uğradıkları cezayı, özellikle 'Arim seli' ve bahçelerinin verimsiz hale getirilmesi üzerinden anlatmaktadır. Kelimelerin semantik analizi, ilahi cezanın mahiyetini ve nankörlüğün sonuçlarını derinlemesine kavramamızı sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'a'rada' fiilinin 'bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Sebe' halkının Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere ve uyarılarına karşı nankörlük edip sırt çevirmelerini ifade eder, bu da ilahi cezanın sebebi olmuştur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'i'rad' (yüz çevirme) kavramının genellikle Allah'ın ayetlerinden, peygamberlerin tebliğinden veya hakikatten kasıtlı olarak uzak durmayı ifade ettiğini belirtir. Sebe' halkının 'yüz çevirmesi', onların Allah'ın lütuflarına karşı gösterdikleri bilinçli bir nankörlük ve inkâr tavrıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'seyl' kelimesinin 'akan su' anlamına geldiğini ve burada 'Arim seli' olarak özel bir felaketi ifade ettiğini açıklar. Bu sel, Sebe' halkının barajını yıkarak onların refah kaynağını yok etmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'seyl' kelimesinin mecazi olarak 'büyük bir felaket' veya 'yıkım' anlamında da kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'seylü'l-arim' ifadesi, Sebe' halkının başına gelen büyük musibeti ve ilahi cezayı sembolize eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'arim' kelimesinin 'baraj' veya 'bent' anlamına geldiğini, ancak ayette 'seylü'l-arim' olarak geçtiğinde, bu barajın yıkılmasıyla meydana gelen şiddetli ve yıkıcı seli ifade ettiğini belirtir. Bu, Sebe' halkının refahının kaynağı olan su sisteminin çöküşünü gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'arim' kelimesinin 'barajın kendisi' veya 'barajın yıkılmasıyla oluşan sel' anlamlarına gelebileceğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Sebe' halkının nankörlüğü sonucunda Allah'ın onlara gönderdiği yıkıcı selin adı olarak kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'cennet' kelimesinin 'ağaçlarla kaplı, toprağı örten ve gizleyen bahçe' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'cenneteyhim' (iki bahçeleri) ifadesi, Sebe' halkının sahip olduğu zenginliği ve refahı simgeleyen verimli ve güzel bahçeleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cennet' kelimesinin Kur'an'da hem ahiretteki ödül yeri hem de dünyadaki verimli, ağaçlık bahçeler için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Sebe' halkına verilen dünyevi nimetlerin, yani bereketli bahçelerin bir sembolü olarak yer almaktadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ükül' kelimesinin 'yenilen şey, meyve, ürün' anlamına geldiğini ve burada bahçelerin verdiği mahsulü ifade ettiğini belirtir. Ayette 'ükülün hamt' (buruk yemiş) olarak geçmesi, bahçelerin verimliliğini kaybetmesini ve ürünlerinin kalitesizleşmesini vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ükül' kelimesinin 'ağaçların meyvesi' veya 'yetişen ürün' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, Sebe' halkının bahçelerinin eskiden verdiği lezzetli ve bol ürünlerin yerini, buruk ve değersiz ürünlerin almasını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hamt' kelimesinin 'acı, buruk, tatsız' anlamına geldiğini ve burada bahçelerin ürünlerinin kalitesizleşmesini, yenilemez hale gelmesini ifade ettiğini belirtir. Bu, Sebe' halkının nimetlerinin nasıl cezaya dönüştüğünün bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hamt' kelimesinin 'acı ve tatsız olan bitki veya meyve' için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'ükülün hamt' ifadesi, Sebe' halkının bahçelerinin eskiden verdiği tatlı ve lezzetli meyvelerin yerini, acı ve değersiz meyvelerin almasını sembolize eder.
Sebe' Sûresi
فَاَعْرَضُو Feağradû “ fakat yüz çevirdiler” Nimetlerin şükrünü edâ etmekten ve onu Allah’a ulaşmanın vesilesi kılmaktan yüz çevirdiler. Hatta bu nimetlerin semeresi olan hakikat ve marifet ilimlerini yemekten de kaçındılar. Nefislerinin lezzet ve şehvetlerine daldılar, tabiat karanlıklarında nefes tükettiler. Kısacası süluklarından döndüler, kâmil insanın değerini ve kıymetini bilemediler.
Zahiren yüz çevirmek şeriatı Muhammediyeden uzaklaşmak uzak kalmaktır. İşârî yönden “Yüz çevirmek” gönülden düşmektir.
Fiili yaşantıda Allah ve rasulü ile bağlantısı varmış gibi gözükse bile, İrfan sofrasından uzaklaşmak, bu sofrada Allah ve rasülünü, cemalullahı, beytullah’ı ikram eden gönlün sahibi İnsan-ı Kamil’i, terk edip ondan uzaklaşmak, onla bağlantıyı koparmak, dostluğu bitirmek yüz çevirmektir
فَاَرْسَلْنَا feerselnâ “ Bu yüzden gönderdik”
عَلَيْهِمْ aleyhim “ üzerlerine”
سَيْلَ الْعَرِمِ seylel arimi “ arim selini Verdiğimiz nimetlerden yüz çevirdikleri için, zatımıza gelen yolu terk edip biadlarını nekes ettikleri için bu yüzden onların üzerlerine “Biz” yani zat ve sıfatımızla birlikte olarak onların üzerlerine “arim selini” gönderdik.
Arim seli Arim “set, baraj; büyük sel ve şiddetli yağmur” demektir Arim’in Sebe vadisinin adı olduğu, tarla faresine arim dendiği, fareler tarafından delinip yıkıldığı için sete bu adın verildiği de nakledilmektedir (Kurtubî, XIV, 285-286)
Kuran'da Sebe halkına gönderilen ceza, "Arim tufanı" anlamına gelen "Seyl el-Arim" olarak adlandırılmıştır. Kuran'da kullanılan bu ifade aynı zamanda bu felaketin nasıl meydana geldiğini de bize anlatmaktadır. "Arim" kelimesi baraj veya bariyer anlamına gelir. "Seyl el-Arim" ifadesi, bu setin yıkılmasıyla meydana gelen bir tufanı anlatır. İslam müfessirleri zaman ve yer meselesini Arim tufanı ile ilgili Kuran'da kullanılan terimlerin rehberliğinde çözmüşlerdir. Sebe kavmi peygamberi ise şu anda bir muammadır. Kuran her peygamberin Kuran'da anlatılmadığından bahseder.
Dolayısıyla Seyl-ül-Arim ifadesi, "baraj yıkıldıktan sonra meydana gelen sel felaketi" anlamına gelir. Yani baraj duvarının yıkılmasından sonra tüm ülke sel baskınına uğradı. Sebe halkının kazdığı kanallar ve dağların arasına setler yapılarak örülen duvar yıkılmış ve sulama sistemi çökmüştür. Sonuç olarak, daha önce bir bahçe gibi olan bölge, bir ormana dönüştü. Küçük bodur ağaçların kirazı andıran meyvelerinden başka meyve kalmamıştı. Arim sel felaketinden sonra bölge çölleşmeye başlamış ve Sebe halkı en önemli geçim kaynağını kaybetmiştir Tarih araştırmacıları tahmini olarak Milattan önce 8. yüzyılda inşa edildiğini belirttikleri bu barajın dünyada inşa edilen ilk baraj olduğunu ve halen günümüzde Yemen ülkesinde kalıntılarının mevcud olduğunu belirtmektedirler. Kuran’da isim tamlaması halinde ‘Seylü’l-Arim’ şeklinde geçtiğinden Arim Barajı veya barajın bulunduğu vadinin adı olduğu anlaşılmaktadır. Tefsirlerde, Me’rib’deki bu barajı, ilk defa adı ‘Sebe’ olan Yemen hükümdarının yaptırdığı rivayet edilir. Hz. Süleyman ile aynı çağda yaşayan Sebe kraliçesi Belkıs’ın yaptırdığı da belirtilir
Şimdi ayet’de zikredilen “Seyl el-Arim” ifadesini kendi enfüsümüzde bulmaya çaılışalım. İrfaniyet yolunda gerçek bir Ârif-i billah ile el tutuşarak yoluna devam eden sâlik’in gönül havzı ilahi hayat suları ile dolmaya başlar. Bu ilmi ilahi suları birikerek bir baraj ve derya haline gelmeye başlar. İşte gönül havzındaki bu su rahmeti ilahiyye olmakta ve onunla her türlü ihtiyacımızı görürüz. Burada biriken ilmi ilahi suları gönlümüzü gönül arzımızı besliyor bereketli kılıyor güzel bahçeler zuhur ediyor. Ahrette lazım olacak irfan bahçelerini de bu ilmi ilahi suları ile burada hazırlamış oluyoruz. Burada elde edilen her bir sohbet ,bilgi, irfaniyet muhabbet bir cennet bahçesine dönüşmektedir.
Ayet’de baraj yıkıldıktan sonra bir sel felaketinden bahsediliyor Sebe halkı vuslata ulaştıktan sonra hak’tan yüz çevirmiş içinde bulundukları refâhı ve saadeti, ihsan edilen her türlü nimeti kendi nefislerine mâl etmeleri ve şirk’e düşmeleri sebebiyle Cenâb-ı Hakk, “arim” diye belirtilen sel tufanını üzerlerine göndererek onları terbiye etmiştir.
Seyr-i süluklarında da, bir kâmil zât’dan feyiz ve ilham alarak onun terbiye ve eğitimi ile irşâd olunan sâlikler, kendi gönül havzlarında toplanan ilmi ilahi hakikatlerini ve mülklerini zaman içinde nefis farelerinin etkisi ile kendilerine döndürüp nefislerine sahiplendirebilirler. Böylece nimeti ilahiyye olarak kendisine ihsan olunan zahir bâtın bütün hakikatleri sahiplenerek, kendilerini hak’tan ayrı görerek şirke düşmüş olurlar. Buradaki tufan ile cenâb-ı hak, sahiplenilen ne kadar nimet ve mülk var ise onları alıp yok etmekte mülkünde eşi benzeri ortağı olamayacağının idrak edilmesini beyan etmekte, hakkıyla “Lâ mevcûde illallah” denilmesini istemektedir. Gönül barajını yıkan bozan fareler kişideki nefsi emmâre güçleridir. Bu güçler “Hâdî” ismine karşı şiddetini arttırdığı zaman Cenâb-ı Hak “Hâdî” ismine yardımcı olarak nefsi emmârenin üzerine ilk önce bir tûfan gönderiyor. Demek ki Cenâb-ı Hakk Hâdî esmâsına zorda kaldığı durumlarda Kahhar esmâsı ile yardımcı oluyor. Cenâb-ı Hakk nefsi emmâreyi nefsi emmâre ile terbiye ediyor.
“Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik”.
Kıyasi bir anlatım yapılarak öncesinde “Beldetün tayyibetün” en güzel beldenin en güzel iki bahçesine sahip olarak zikredilen yer, ya da kişiler, hak’ka yüz çevirmesinden sonra tufan ile cezalandırılarak, öncesinde ilahi nimetlerle( sıfatı ilahiler ve esma-i ilahilerle) dolu olan o iki bahçeleri bu defa acı ve kötü yemişleri olan , ağızlarda kötü bir tad bırakan nefsi emmare meyvelerinin olduğu bahçeye dönüşmüştür. 37/65 ayetinde buyurulduğu üzre, “Meyveleri, şeytanların başları gibi korkunç ve tiksindiricidir”37/65. Bu bahçelerdeki ağaçlar bitkiler ve meyveler şeytanların başları gibidir. Onlardan helâka sürükleyen arzular, çirkin fiiller ve kötü amellere sürükleyen istekler vehimler doğar. Şeytanlığın kökleri, şer ve bozgunculuğun kaynakları işte bu şeytan başlarıdır. ÇHU
ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُوا وَهَلْ نُجَازٖى اِلَّا الْكَفُورَ
34/17 Zâlike cezeynâhum bimâ keferû, ve hel nucâzî illel kefûr.
Diyanet Meali:
34/17 Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/17 Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep öyle çok nankör olanları cezalandırırız