Lekad kâne lisebe-in fî meskenihim âye(tun)(s) cennetâni ‘an yemînin veşimâl(in)(s) kulû min rizki rabbikum veşkurû leh(u)(c) beldetun tayyibetun verabbun ġafûr(un)
Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir."
Andolsun ki Sebe' kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı: Sağ ve soldan iki bahçe! (onlara): "Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin, ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!" (denildi).
Sebe' Suresi 15. ayet, Sebe halkına verilen nimetleri ve onlara yapılan şükür çağrısını ele almaktadır. Ayet, Allah'ın kudretine işaret eden bahçeler, rızık ve şükür kavramları üzerinden ilahi lütfu ve bu lütfa karşı insan sorumluluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet, 'alamet' ve 'işaret' anlamına gelir. Kur'an'da Allah'ın kudretine delalet eden her şey için kullanılır. Bu ayette Sebe halkına verilen bahçeler, Allah'ın onlara olan lütfunun ve kudretinin açık bir göstergesi olarak zikredilmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Âyet kelimesi, 'delil' ve 'ibret' anlamlarına gelir. Sebe'nin meskenlerindeki bahçeler, Allah'ın kudretine ve nimetine dair bir ibret ve delil olarak sunulmuştur. Bu, geçmiş kavimlerin akıbetinden ders çıkarılması gerektiğini de ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'âyet', Kur'an'da genellikle Allah'ın varlığını ve gücünü gösteren 'mucizevi işaretler' veya 'doğal fenomenler' için kullanılır. Sebe'deki bahçeler, Allah'ın yaratma gücünün ve cömertliğinin somut bir tezahürü olarak bir 'âyet'tir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet kelimesi, 'örtmek, gizlemek' kökünden gelir. Ağaçların sık dallarıyla yeri örttüğü, gizlediği yerlere denir. Ayetteki 'cennetân' (iki bahçe), Sebe'ye verilen olağanüstü verimli ve güzel iki bahçeyi ifade eder ki bu, onların refah düzeyini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cennet, 'ağaçları ve suyu bol olan bahçe' demektir. Sebe'nin 'sağlı sollu iki bahçesi' onların yaşadığı coğrafyanın bereketini ve Allah'ın onlara bahşettiği zenginliği açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cennet' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece bir bahçe olmaktan öte, 'huzur, bereket ve refah' anlamlarını da içerdiğini belirtir. Sebe'deki iki bahçe, bu kavmin maddi refahının ve Allah'ın onlara olan lütfunun sembolüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızık, 'verilen şey' anlamına gelir. Allah'ın kullarına bahşettiği her türlü yiyecek, içecek, mal ve mülk rızık kapsamındadır. Ayetteki 'Rabbinizin rızkından yiyin' ifadesi, Sebe'ye verilen bahçelerin ürünlerinin Allah'ın bir lütfu olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rızık, 'canlıların yaşamlarını sürdürmeleri için ihtiyaç duydukları her şey' olarak tanımlanır. Bu ayette Sebe'ye verilen bahçelerin ürünleri, onların geçim kaynağı ve Allah'ın onlara olan cömertliğinin bir göstergesi olarak zikredilmiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rızık' kavramının Kur'an'da sadece maddi gıdayı değil, aynı zamanda Allah'ın lütfunu, bereketini ve yaşamın devamlılığını sağlayan her şeyi kapsadığını belirtir. Sebe'ye verilen bahçelerden elde edilen ürünler, bu geniş anlamdaki rızkın bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şükür, 'nimetin sahibini bilmek ve ona minnettarlığını ifade etmek'tir. Ayetteki 'O'na şükredin' emri, Sebe halkına verilen bol rızık ve nimetlere karşılık Allah'a karşı minnettar olmaları ve bu nimetleri doğru kullanmaları gerektiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Şükür, 'nimetin sahibini övmek ve ona itaat etmek' olarak açıklanır. Sebe'ye verilen nimetlere karşılık şükretmeleri emri, sadece sözlü bir teşekkürden öte, Allah'ın emirlerine uyarak ve nimetleri israf etmeyerek minnettarlıklarını göstermelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şükür' kavramının Kur'an'da Allah'ın lütuflarına karşı bir 'karşılık verme' eylemi olduğunu vurgular. Bu, sadece sözlü bir teşekkür değil, aynı zamanda nimetleri Allah'ın rızasına uygun bir şekilde kullanma ve O'na itaat etme eylemidir. Sebe'ye yapılan çağrı da bu anlamdadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Belde, 'yerleşim yeri, şehir' anlamına gelir. Bu ayette Sebe'nin yaşadığı yerin 'tayyibe' (hoş, güzel) olarak nitelendirilmesi, onların coğrafi ve yaşamsal açıdan ne kadar elverişli bir yerde yaşadıklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Belde, 'insanların ikamet ettiği yer'dir. Sebe'nin beldesinin 'tayyibe' olması, hem ikliminin elverişliliğine hem de Allah'ın onlara bahşettiği nimetler sayesinde yaşam kalitesinin yüksekliğine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafûr, 'günahları örten, bağışlayan' anlamına gelir. Allah'ın 'Ğafûr' ismi, kullarının günahlarını affetme ve onlara merhamet etme sıfatını ifade eder. Ayetteki 'Rabbiniz Ğafûr' ifadesi, Sebe'ye verilen nimetlere karşılık şükretmeleri durumunda Allah'ın onların kusurlarını bağışlayacağını ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğafûr, 'çok bağışlayıcı' demektir. Bu, Allah'ın kullarına karşı olan engin merhametini ve günahlarını affetme yeteneğini gösterir. Ayetteki bağlamda, Sebe'ye verilen nimetlere şükretmeleri halinde Allah'ın onlara karşı bağışlayıcı olacağı vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Ğafûr' isminin Kur'an'da Allah'ın 'affedicilik' ve 'merhamet' niteliklerini vurguladığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın Sebe'ye sunduğu nimetlere karşılık şükür beklentisiyle birlikte, O'nun aynı zamanda bağışlayıcı bir Rab olduğu hatırlatılarak, tövbe ve dönüş kapısının açık olduğu mesajı verilir.
Sebe' Sûresi
Yemen halkına ve krallarına Sebeliler denirdi. Tubbalar da bunlardandı. Hz. Süleyman Peygamberin eşi olan Belkıs da bunlardandı. Ülkelerinde rahat ve nimet içerisinde herkesi imrendirerek yaşarlardı. Rızıklarının bolluğu, ekinlerinin ve meyvelerinin çokluğu onların rahat yaşamasını sağlamıştı. Allah Teâlâ, verdiği rızıktan yiyip kendisinin birliğini kabul ederek şükretmeleri ve kulluk yapmaları için kendilerine peygamberler göndermişti.
“Sebe halkı” Bir sâlik açısından seyrinde Süleymanlık mertebesinin aklını temsil eden bir kamil zât’a ulaşıp ona tabi olarak ilahi hakikatleri anlamaya çalışarak Muhammediyet mertebesine doğru seyrini sürdüren kişi ya da kişilerdir.
“Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı” Kasem olsun ki bu mertebenin hakikatlerini idrak ederek seyrini sürdüren sâlikler için kendi özlerinde nefislerinde ibret yani Allah’ın ayeti zati işaretleri vardır. Oturup ikamet ettikleri kendi beden yurtlarında Allah’ın sıfatlarına isimlerine fiillerine delalet eden işaretler ( ibretler) vardır.
“Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu.” Bu iki bahçe zahirde o günkü sebze meyve bahçeleri olarak kaynaklarda belirtilmektedir. Şöyle bir rivayet dahi mevcuttur. İbn Abbas şöyle demiştir. “Hava bakımından ülkelerin en güzeli ve en verimlisiydi. Kadın, başının üzerinde sepet olduğu halde komşusunun evine gitmek üzere evinden çıkıyor hem yürüyor hem de el işi ile uğraşıyordu. Bu arada elini hiç uzatmadan düşen değişik meyvelerle sepet doluyordu” Bâtîni olarak biri sağda biri solda iki bahçenin oluşu ; Sağdaki bahçe irfan bahçesidir. Buna gönül bahçesi de denir. Bu bahçenin rızıkları yakîyn ehline marifetullah ve muhabbetullah olarak sunulan ilmi ilahi nimetleridir.
Soldaki bahçe ise, mülk aleminin nimet ve rızıkları olan tabii ilimlerden, maddi idraklerden ve rızıklardan meydana gelmektedir. Böylece kişiler her iki bahçenin de nimetlerine kavuşmuş olurlar.
“Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin rızkından yiyin” Kendi beden yurdunda sebe halkı olarak ikamet eden salikler’e şöyle denildi. Her iki cihetten de rabbinizin rızkından yiyin. Hem mana aleminin rızıklalrını hem de mülk aleminin rızıklarından ve nimetlerinden yiyiniz. Yemekten maksat o rızıkları müşahede ile zevk edebilmektir. Sâlik seyrinde hangi mertebede ise o mertebenin bahçesinin rızık ve nimetlerine erişebilmektedir.
(S.a.v.) Efendimiz “cennet bahçelerine uğrayınız diye buyurmuş, Sahabeyi Kiram ya Rasûlullah, yeryüzünde cennet bahçeleri var mı? diye sormuşlar, Efendimizde var, cennet bahçeleri zikir halkalarıdır demiştir, bu iki şekilde yorumlanıyor, biri zikir yapılıyorken halka halinde oturup zikir yapmak, birde zikirde ibadettir, sohbettir, namazada zikir derler, birde bu sohbetler zikir halkalarıdır, böyle bir yer gördüğünüzde uğrayınız onlar cennet bahçeleridir, onların meyvelerinden yiyiniz demek sûretiyle bâtıni bilgileri bize anlatmak istiyor. Selâhattin Uşşaki Hazretleride Tuffet-ul Uşşâki’de “li vechillâh” diyor yani rızkın en bereketlisi en hakikisi Allah’ın vechi için yenilen rızıktır diyor, işte bunlar meyve, sebze gibi rızıklar olmakla beraber, çünkü onlarda yediğimiz zaman bize kuvvet verecekler ve ibadetimize sebep olacaklar, fakat bunlar dolaylıdır, doğrudan doğruya Allah’ın vechi için yenen yemek, işte bu vahdet sofralarından, tasavvuf sofralarından yenen, alınan gıdalardır, rızıklardır. TB
“O'na şükredin” Bu bahçelerin meyvelerinden oluşan nimetleri ibadetle, riyazatla, zikirle, ameli salihle hak’ka yakınlaştırıcı amellerde ve seyr-i sülûkunuzda kullanarak şükrünüzü yerine getirin.
“Beldeniz güzel bir belde” Belde bâtıni olarak irfani anlamda ilahi hayata uygun ve idrakli olarak yaşam sürdürülen sahadır. Güzel belde bir bakıma Kâmil insan’ın gönlünde edinilen meskendir. Ve en güzel belde de odur.
بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ Beldetün tayyibetün ( en güzel belde)34/15
Âyeti kerimede geçen bu bu ifade hakkında “ Ne güzel bir belde” diye çevirdiğimiz “ beldetü'n-tayyibetün” cümlesinin lafızları, o tarihe ait anlamı dışında, ebced hesabıyla İstanbul’un fethedildiği hicrî 857,milâdi 1453 tarihine de denk düşmekte olup, bunun ilk defa Molla Cami tarafından fark edildiği söylenir.
İstanbul’un 1453 yılındaki fethi iseviyet mertebesinden Muhammediyet mertebesine geçildiğini belirtmektedir. Bu sayıda açık olarak hem 13(1+4+5+3=13) hem de 53 sayıları âşikardır. 13 İle Hakikati Muhammedinin kapsamında ve kontrolü ile bu fethin olduğunu, 53 sayısı da bunun yaşantıdaki zuhurunu bildirmektedir. 53 sayısı bilindiği gibi Terzi Babamın, hakikatini ve ruhaniyet yönünü bildiren bir şifre rakamıdır. Böylece ayet’de yer alan “beldetü'n-tayyibetün” Ne güzel bir belde” ifadesi ile “53” sayısı ve “Terzi Baba” ismi ile Kamil insan’ın beyan edildiği gayet açıktır. Tasavvufi yaşamda güzel bir belde olan (“beldetü'n-tayyibetün” aynı zamanda korunmuş haram beldesidir.
“Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir." Gaffâr ismiyle bağışlayan settâr ismiyle nefislerin ayıplarını gizleyip örtendir. ÇHU
~~34.16~
فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَىْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَیْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَلٖيلٍ
34/16 Feağradû feerselnâ aleyhim seylel arimi ve beddelnâhum bicenneteyhim cenneteyni zevâtey ukulin hamtıv ve esliv ve şey'im min sidrin galîl.
Diyanet Meali:
34/16 Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/16 Fakat onlar bakmadılar, biz de üzerlerine arim seylini salıverdik ve o dilber iki Cennetlerini buruk yemişli, ılgınlık, az bir şey de sidirden iki harap Cennete çevirdik