Vemâ kâne lehu ‘aleyhim min sultânin illâ lina'leme men yu/minu bil-âḣirati mimmen huve minhâ fî şek(kin)(k) verabbuke ‘alâ kulli şey-in hafîz(un)
Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.
Halbuki İblis'in onlar üzerinde hiçbir saltanat kudreti yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli edecek, ondan şüphe içinde bulunandan ayırt edecektik. Öyle ya Rabb'in her şeyi gözetleyendir.
Bu ayet, İblis'in insan üzerindeki etkisinin sınırlılığını ve Allah'ın ahirete iman edenlerle şüphe edenleri ayırt etme hikmetini vurgular. Anahtar kavramlar, 'sultan'ın nüfuzunu, 'ahiret'in inanç boyutunu, 'şek'kin tereddüdünü ve 'hafîz'in koruyuculuğunu dilbilimsel ve semantik derinliğiyle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sultan kelimesi, 's-l-t' kökünden türemiş olup, 'güç, otorite, delil ve hüccet' anlamlarına gelir. Ayetteki kullanımı, İblis'in insanları zorla saptıracak bir gücünün veya ikna edici bir delilinin olmadığını, sadece vesvese verebildiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sultan, bu ayette 'hüccet' (delil) ve 'burhan' (açık kanıt) anlamında kullanılmıştır. İblis'in insanlar üzerinde zorlayıcı bir delili veya ikna edici bir gücü yoktur; sadece vesvese verir ve insanlar kendi iradeleriyle ona uyarlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'sultan' kavramının Kur'an'da genellikle 'otorite, güç ve delil' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'min sultânin' ifadesi, İblis'in insanları zorla saptıracak bir 'otoritesi' veya 'gücü' olmadığını, dolayısıyla insanların kendi seçimlerinin sorumluluğunu taşıdığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âhiret, 'a-h-r' kökünden türemiş olup, 'sonra gelen, son' anlamındadır. Kur'an'da genellikle dünya hayatının zıddı olarak, ölümden sonraki ebedi hayatı, hesap gününü ve cennet-cehennemi kapsayan geniş bir kavram olarak kullanılır. Ayetteki 'yü'minu bi'l-âhireti' ifadesi, bu ebedi hayata ve onun gerçekliğine inanmayı vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Âhiret, 'son' anlamına gelen 'âhir' kelimesinden türemiştir ve dünya hayatının sonu olan kıyamet gününü ve sonrasını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın insanları imtihan etme ve ahirete inananlarla inanmayanları ayırt etme hikmetini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'âhiret'in Kur'an'daki merkezi kavramlardan biri olduğunu ve 'dünya' (dunyā) kavramıyla zıtlık içinde ele alındığını belirtir. Âhiret inancı, Kur'an'ın ahlaki ve dini sisteminin temelini oluşturur ve bu ayette de insanların imanının bir ölçütü olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şekk, 'ş-k-k' kökünden gelir ve 'iki şey arasında tereddüt etmek, kararsız kalmak' anlamına gelir. Kur'an'da genellikle iman ve hakikat karşısında duyulan belirsizliği ve şüpheyi ifade eder. Ayetteki 'fî şekkin' ifadesi, ahiretin varlığı ve gerçekliği konusunda kesin bir inanca sahip olmamayı, tereddüt içinde bulunmayı anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şekk, 'tereddüt' ve 'ihtilaf' anlamlarına gelir. Bu ayette, ahiretin gerçekleşeceği konusunda kalpteki tereddüdü ve kesin inancın yokluğunu ifade eder. Allah, bu şüpheyi taşıyanları, kesin iman edenlerden ayırmak için bu durumu ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şekk' kavramının Kur'an'da genellikle iman ve yakin (kesin bilgi) kavramlarının zıddı olarak kullanıldığını belirtir. Ahiret konusunda 'şekk' içinde olmak, o hakikate tam olarak teslim olmamayı ve dolayısıyla imanın zayıflığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hafîz, 'h-f-z' kökünden türemiş olup, 'koruyan, muhafaza eden, ezberleyen' anlamlarına gelir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi ilmiyle kuşattığını, koruduğunu, gözetlediğini ve hiçbir şeyin O'nun bilgisinden kaçmadığını ifade eden bir sıfattır. Ayetteki 'Rabbin her şeyi gözetip koruyandır' ifadesi, Allah'ın her şeyi bilip kaydettiğini ve adaletle karşılığını vereceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hafîz, Allah'ın isimlerinden olup, O'nun her şeyi koruduğunu, muhafaza ettiğini ve hiçbir şeyin O'nun kontrolünden çıkmadığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın insanların amellerini, niyetlerini ve inançlarını tam olarak bildiğini ve koruduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hafîz, Allah'ın sıfatlarından olup, O'nun her şeyi gözetlediğini, koruduğunu ve hiçbir şeyin O'nun ilminden gizli kalmadığını ifade eder. Bu bağlamda, Allah'ın ahirete inananlarla şüphe edenleri ayırt etme hikmetinin, O'nun her şeyi kuşatan ilmi ve koruyuculuğu sayesinde gerçekleştiğini gösterir.
Sebe' Sûresi
Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfûzu yoktu. Yani şeytanı onlara musallat etmemizin sebebi, ilmimizin hakikat ve marifet ehlinin nezdinde zuhur etmesi ve onların diğerlerinden yani taklid ehli olan perdelenmişlerden ayırt edilmesi içindir. Çünkü imanlarını yakîyne dönüştüren tahkik ehli kimseler, kalpleri berrak ve saflaşmış olarak ilmi gönlün derinliklerinden ve kaynağından alırlar. Şeytanın vesvese vererek önden arkadan sağdan soldan önlerini kesmeye çalışıp ifsad etmeye çalıştığı durumlarda, kalplerinden fışkıran ilimler, nurani deliller ile ve Allah’a da sığınarak onu kovar taşlar püskürtür.
Ama kalpleri nefislerinin sıfatları ile kararan, böylece cahillikleri yüzünden şeytanın hilelerine uygun hale gelen kimseler böyle değildirler. Allah c.c kendisine sığınanları Hafız ismiyle koruyan muhafaza edendir. ÇHU
~~34.22~
قُلِ ادْعُوا الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ فٖيهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ
مِنْ ظَهٖيرٍ
34/22 Kulid'ullezîne zeamtum min dûnillâh, lâ yemlikûne misgâle zerratin fis semâvâti ve lâ fil ardı ve mâ lehum fîhimâ min şirkiv ve mâ lehû minhum min zahîr.
Diyanet Meali:
34/22 (Ey Muhammed!) De ki: "Allah'ı bırakıp da ilâh olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. Onların yerde ve gökte hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah'ın onlardan bir yardımcısı da yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/22 De ki: Allahın berisinden o zu'mettiklerinize istediğiniz kadar yalvarın, ne Göklerde ne Yerde zerre mikdarına güçleri yetmez, onların bunlarda bir ortaklığı da yok, onun onlardan bir zahîri de yoktur