Vemâ âteynâhum min kutubin yedrusûnehâ(s) vemâ erselnâ ileyhim kableke min neżîr(in)
Oysa biz onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. Onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.
Halbuki biz onlara öyle ders alacakları kitaplar göndermedik. Kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
Bu ayet, müşriklerin peygamberlik ve ilahi kitaplarla ilgili iddialarını çürütmekte, onlara daha önce herhangi bir kitap veya uyarıcı gönderilmediğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, ilahi vahyin ve uyarıcılığın yokluğunu ve dolayısıyla onların bu konudaki bilgisizliklerini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îtâ'' kelimesinin 'vermek, ulaştırmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ âteynâhum' ifadesi, Allah'ın onlara daha önce herhangi bir kitap veya vahiy vermediğini, ulaştırmadığını vurgular. Bu, onların iddialarının temelsizliğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îtâ'' fiilinin 'bir şeyi bir başkasına ulaştırmak' manasına geldiğini ve genellikle bir lütuf veya ihsanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki olumsuzluk edatıyla birlikte kullanılması, bu lütfun (kitabın) onlara ulaşmadığını, dolayısıyla bir sorumluluklarının olmadığını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kitab' kelimesinin Kur'an'da genellikle ilahi vahyi ve peygamberlere indirilen kutsal metinleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'min kutubin' ifadesi, onlara daha önce herhangi bir ilahi kitabın indirilmediğini, dolayısıyla vahiy bilgisine sahip olmadıklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitab'ın 'yazılı şey' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem tekil hem de çoğul olarak ilahi vahiyleri ifade ettiğini açıklar. Ayetteki çoğul kullanımı, genel olarak hiçbir ilahi kitabın onlara ulaşmadığını, dolayısıyla peygamberlik iddialarını destekleyecek bir dayanakları olmadığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kitab' kavramının Kur'an'da Allah'ın insanlara gönderdiği ilahi mesajı ve kanunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, 'kitab'ın yokluğu, muhatapların ilahi bir rehberlikten mahrum olduğunu ve bu nedenle peygamberlik iddialarının temelsizliğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'derese' fiilinin 'okumak, ezberlemek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yedrusûnehâ' ifadesi, onlara okuyup inceleyebilecekleri, üzerinde düşünebilecekleri bir kitabın verilmediğini, dolayısıyla bilgi ve delil eksikliklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ders' kelimesinin 'bir şeyi tekrar tekrar okuyarak ezberlemek ve anlamak' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanım, onlara böyle bir kitabın verilmediği için, üzerinde çalışıp bilgi edinecekleri bir kaynağın olmadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' fiilinin 'bir şeyi serbest bırakmak, göndermek' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle peygamber gönderme bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mâ erselnâ' ifadesi, Allah'ın onlara daha önce bir uyarıcı göndermediğini, dolayısıyla peygamberlik iddiasının temelsizliğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'irsâl'in 'birini bir görevle göndermek' manasına geldiğini ve bu bağlamda 'resul' kelimesinin türediğini açıklar. Ayetteki olumsuzluk, onlara peygamberlik göreviyle gönderilmiş bir elçinin olmadığını, dolayısıyla uyarıcıdan mahrum olduklarını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nezîr' kelimesinin 'bir tehlikeye karşı uyaran, korkutan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'min nezîrin' ifadesi, onlara daha önce herhangi bir uyarıcının gönderilmediğini, dolayısıyla Allah'ın azabına karşı bir ikaz almadıklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr'ın 'korkutmak, uyarmak' anlamına geldiğini ve 'nezîr'in de bu görevi üstlenen kişi olduğunu açıklar. Ayetteki kullanım, Hz. Muhammed'den (s.a.v.) önce onlara böyle bir uyarıcının gelmediğini, dolayısıyla onların bilgisizliklerinin bir mazeret olamayacağını ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nezîr' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlerin tebliğ görevini ve ahiret azabına karşı uyarılarını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nezîr'in yokluğu, muhatapların daha önce ilahi bir uyarı almadığını ve bu nedenle Hz. Muhammed'in (s.a.v.) uyarılarının onlar için ilk ve önemli olduğunu gösterir.
Sebe' Sûresi
Halbuki onlara Kur’an’dan önce ders alacakları herhangi bir kitap vermediğimiz gibi, senden önce kendilerine bir uyarıcı da göndermemiştik. Kendilerine daha önce zâti bilginin ne haberi verilmişti ne de irsal edici peygamberi gönderilmişti.
Müşrikler, Allah kelâmı diye iddia edilen Kur’ân-ı Kerîm’in de O’nun adına uydurulmuş bir iftira veya insanları etkileyen apaçık bir büyüden başka bir şey olmadığı fikrini yerleştirmeye çalışıyorlardı. Halbuki onlara daha önce Allah’tan başkalarına ibâdet etmelerini öğreten ne bir kitap, ne de bir peygamber gelmişti. Onlar Kur’an’ın ve Peygamber (s.a.s.)’in tevhide davetini de, doğru bir bilgiden hareket ederek değil, sadece cehaletlerinden dolayı inkâr ediyorlardı.
Günümüz tasavvuf anlayışında da aynı hadiseler ile karşılaşmak mümkündür. Aklı kül bilgisi muhakeme gücü ve müşahedesi ile insanlara zati bilgiyi ulaştırmaya çalışan kâmil insan içinde bugünün müşrikleri aynı tabirleri kullanmaktadırlar. ÇHU
~~34.45~
وَكَذَّبَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلٖى فَكَيْفَ كَانَ نَكٖيرِ
34/45 Ve kezzebellezîne min gablihim ve mâ beleğû miğşâra mâ âteynâhum fekezzebû rusulî, fekeyfe kâne nekîr.
Diyanet Meali:
34/45 Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hâlbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/45 Onlardan evvelkiler de tekzib etmişlerdi, hem bunlar onlara verdiklerimizin onda birine ermediler, Resullerimizi tekzib ettiler de nasıl oldu inkârım?