Vekâle-lleżîne keferû hel nedullukum ‘alâ raculin yunebbi-ukum iżâ muzziktum kulle mumezzekin innekum lefî ḣalkin cedîd(in)
Yine inkar edenler şöyle dediler: "Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi?
Böyle iken inkâr edenler şöyle dediler: "Siz öldükten sonra, didik didik parçalandığınız vakit, yeniden bir yaratılış içinde bulunacaksınız diye, size birtakım haberler veren kişiyi gösterelim mi?"
Sebe' Suresi'nin 7. ayeti, inkarcıların ahiret inancına karşı şüpheci ve alaycı tutumunu dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Ayet, yeniden diriliş fikrini 'parça parça dağılma' ve 'yeni bir yaratılış' kavramları üzerinden ele alarak, bu inancın inkarcılar nezdindeki imkansızlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek anlamına gelir. İnkar edenler (kâfirûn), Allah'ın nimetlerini veya hakikati örten, gizleyen kimselerdir. Ayetteki kullanımı, yeniden diriliş gerçeğini örtbas eden, ona inanmayan kişileri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'küfr', Kur'an'da sadece bir inançsızlık durumu değil, aynı zamanda Allah'a karşı nankörlük ve O'nun ayetlerini reddetme eylemini de kapsar. Bu ayette, inkarcıların yeniden diriliş inancını reddetmeleri, onların genel küfür hallerinin bir tezahürüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): D-l-l kökü, bir şeye işaret etmek, yol göstermek anlamındadır. Burada inkarcılar, alaycı bir üslupla, kendilerine yeniden dirilişten bahseden kişiyi 'göstermeyi' teklif ederek, bu fikrin saçmalığını ima etmektedirler.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Delalet, bir şeyi açıkça ortaya koymak, ona rehberlik etmek demektir. Ayetteki 'nedullukum' ifadesi, inkarcıların, peygamberin sözlerini küçümseyerek, sanki o sözler gizli ve anlaşılmazmış gibi bir tavırla 'size onu gösterelim' demelerini yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): M-z-q kökü, bir şeyi parçalara ayırmak, dağıtmak anlamına gelir. Ayetteki 'müzziqtüm', ölümden sonra bedenin çürüyüp toprağa karışarak tamamen dağılmasını, yok olmasını ifade eder. İnkar edenler, bu fiziksel dağılmanın ardından yeniden bir araya gelmenin imkansızlığını vurgulamak için bu kelimeyi kullanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müzziqtüm kelimesi, tefrik ve tecezzi (parçalara ayrılma) anlamlarını taşır. Ayetteki kullanımı, bedenin ölümle birlikte tamamen çözülüp, her bir parçasının ayrı ayrı dağılmasını ve yok olmasını mecazi olarak anlatır. Bu, inkarcıların dirilişi imkansız görmelerinin temel argümanıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-l-q kökü, bir şeyi yoktan var etmek veya bir şeyi takdir edip ona göre şekil vermek anlamına gelir. Ayetteki 'halkın cedîd' (yeni bir yaratılış) ifadesi, ölümden sonraki dirilişin, bedenin tamamen dağılmasından sonra Allah tarafından yeniden var edilmesi ve şekillendirilmesi anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kelimesinin Kur'an'da hem ilk yaratılışı hem de yeniden yaratılışı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, inkarcıların alaycı bir şekilde 'yeni bir yaratılış'tan bahsetmeleri, onların bu kavramın Allah için ne kadar kolay olduğunu idrak edememelerinden kaynaklanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): C-d-d kökü, bir şeyin eskisinin yerine gelmesi, yenilenmesi anlamındadır. 'Halkın cedîd' ifadesindeki 'cedîd', ölümle yok olan bedenin tamamen farklı bir şekilde, yeni bir formda yeniden yaratılmasını vurgular. İnkar edenler için bu, akıl almaz bir durumdur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cedîd, bir şeyin yenilenmesi, tazelenmesi ve daha önce var olmayan bir biçimde ortaya çıkmasıdır. Ayetteki 'cedîd' kelimesi, ahiretteki dirilişin, dünya hayatındaki yaratılıştan sonraki ikinci ve farklı bir yaratılış olduğunu belirtir, bu da inkarcıların şaşkınlığını artırır.
Sebe' Sûresi
34/7 Yine inkâr edenler şöyle dediler: "Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi?
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/7 Böyle iken o küfredenler şöyle dediler: Size bir adam gösterelim mi ki temamen didik didik didiklendiğiniz vakıt muhakkak siz, yeni bir hılkat içinde bulunacaksınız diye size Peygamberlik ediyor?
Mekke müşriklerinden birinin, Rasûlullâh (s.a.v.)'a çürümüş bir kemikle gelip “Ey Muhammed şu çürüyüp kül olduktan sonra, onu Allâh'ın dirilteceğini mi sanıyorsun, nasıl olur? sorusuna, Rasûlullâh (s.a.v.)’in “Evet, Allâh seni de öldürür (sonra ba’s eder) ve ateşe/cehenneme sokar!” demesi üzerine nâzil olmuştur!..
“ İnkar edenler şöyle dediler” Hak’tan ve hakikatten perdeli olarak Allah’ın hakikatini örtenler şöyle dediler.
“Çürüyüp ufalandıktan sonra” yani vucutlarınız paramparça olup dağıldıktan sonra, bir başka ifade ile öldükten sonra “yeniden dirileceğinizi” haber veren bir adamı size gösterelim mi? Diyerek , onlar bununla “alay etmeyi” hedeflemişlerdi.
Kişi fiziken annesinden doğup alemi şehadete gelip ayrı bir kimlikle et ve kemikten beden elbiseleri giydiğinde, burası kendisi için fiziken doğduğu ve diri olduğu yer olsa da manen öldüğü yerdir. Ruhlar birimsel hallerine gelmeden önce Allah’ın varlığında ilahi varlık olarak “hay” idiler ve burada ayrı ayrı kimlikleri yoktu. Şehadet alemine gelerek beden elbiseleri giyilince birimsel olarak Cenâb-ı Hakk’ın varlığında “ hay” olduğumuz ilahi varlıktan öldük. Birimsel olarak bu şekilde ölü hükmüne girerek kendimizden habersiz olarak şuursuz ve idraksiz bir hayatın içinde kendimizi bulduk. Burada kendinden bîhaber olarak gaflet içerisinde yaşamını sürdüren kişi, bir irfan yoluna ve onun Ârif-i billâh’ına ulaşıp bu yolda seyir etmeye başlarsa kendisi için ölüm hayata dönmeye başlayacak böylece ayet’de ifade edilen “sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi? Hükmünün yaşantısı ortaya çıkmış olacaktır.
Bu konu hakkında bakara suresi 28 ayetinde 2/28 de “ Siz ölüler idiniz biz size hayat verdik” buyurulmaktadır. Yani siz kendinizden habersiz gaflet halinde yaşarken “verâsetü-l enbiyâ” olan “Kâmil insan” eliyle daha bu dünyada iken sizlere sizi bildirip tanıttık kendi hakikatinizi bildirdik, ve ikinci doğumla sizi tekrar ruhâni hayata getirdik döndürdük. Kişinin yaşı ne olursa olsun kendini bilip tanımadığı sürece ölüdür. İşte bunun yolu da peygamberimizin “ Ölmeden evvel ölünüz” dediği yani nefsaniyetimizden sıyrılıp ebedi “ hay” ile diri olmaktır.
O günkü kureyş kafirlerinin Hz peygamberimiz hakkındaki ( size bir adam gösterelim mi? ) bu alaycı ifadelerini yaşadığımız dönemde de görmek mümkündür. İlimden payı, marifet’den nasibi olmayan perdelenmiş birisi Ârif’i ve onun kelâmını bilemez ve duyamaz bu yüzden de ekabirlik yaparak irfan ehli ile alay ederler.
Ayet’in işaret ettiği manalardan birisi de ölüm ve diriliştir. Ölüm, geçiş manasınadır. Ölüm, şehadet aleminden gayb alemine yani batına dönmedir. Ölümün hakikati, insanın bedenine taalluk eden mücerred hayalin bağlılığını kesmesidir. Mücerred hayal, insani ruhtur. İnsanı ruhun hayvani ruhtan ayrılışıdır.( Marifetname)
“Her nefis ölümü tadacaktır” ayetinde “tadış” hayat belirtisidir. Hayatı olmayan tad alamaz. Tadış o cesede ait değil, nefse aittir. Ruhun ceset ile bağları kesilince kendi alemine dönerek o şartlar içinde tadışına devam edecektir. O geçiş yapılan bu ortamın şartlarını şu an sahibi olduğumuz madde bedenlerimiz algılayamamaktadır. Çünkü kesif latifi bilemez. ÇHU
~~34.8~
اَفْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَمْ بِهٖ جِنَّةٌ بَلِ الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ فِى الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَعٖيدِ
34/8 Efterâ alallâhi keziben em bihî cinneh, belillezîne lâ yué'minûne bil âhırati fil azâbi ved dalâlil beîd.
Diyanet Meali:
34/8 "Allah'a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?" Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/8 Bir yalanı Allaha iftira etmekte mi? Yoksa kendisinde bir cinnet mi var? Hayır doğrusu o Âhırete inanmıyanlar uzak bir dalâletle azâb içindeler