İçeriğe atla
Sebe' 8Cüz 22 · Sayfa 429

Sebe' Sûresi 8. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Efterâ ‘ala(A)llâhi keżiben em bihi cinne(tun)(k) beli-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati fî-l'ażâbi ve-ddalâli-lba'îd(i)

"Allah'a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?" Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.

Sebe' Sûresi

Böylesine perdelenerek nefislerinin cehalet karanlığına gömülenler, Zât-ı İlâhiyye’yi irsal eden kitab-ı nâtık olan peygamberi ve onun kâmillerini ve açığa çıkardığı zâti bilgiyi reddederler. İnsanlar üzerindeki tesirini kırmak için de , onu Allah adına yalan uydurmakla ve delilikle suçlarlar. Oysa “İn hüve illâ vahyun yuhâ” Onun konuşması ancak vahiy iledir.

Yalan uydurmak: Allah’dan başkası için varlık ispat etmek, kelam ve benzeri sıfatları Allah’dan başkasına nispet etmek suretiyle ona karşı yalan uydurulmuş olunur. Kendi nefislerinin varlığı devam ettiği halde sıfatı ilahileri kendi nefislerine yakıştıranlardır.

“Ahirete inanmayanlar azab ve derin sapıklık(delalet) içindedir” Bunlar Mudil isminin tesirinde olanlardır ve ahirete imân etmezler. Zâten mudil isminin tesirinde olduklarından, Hâdi isminin istikametinde olan faaliyetlerle meşgul olmazlar. Çünkü onların yolu o değildir. Böyle olunca da ahiretle Hakk’la dinle, diyanetle işleri olmaz.. Hiç ölmeyecekmiş gibi hareket ederler. Onların amelleri kendilerine güzel ziynetli gösterilmiştir. Hangi amelleri? Gaflet üzerinde geçen vakitleri kendilerine süslü gösterildi. Bir taraftan Hâdî isminin faaliyetleri aklına geliyor, bocalamaları bu, ama Mudil ismi ağır geldiğinden Mudil faaliyyetlerini sürdürüyorlar. Mudil isminin zuhurunu meydana getiriyorlar. Fakat akıllarında ve yahut içlerinde, vicdanlarında Hâdî isminin de zuhuru olduğundan bir türlü mutmain değillerdir. Keşke yapmasaydım etmeseydim gibilerinden levm ediyorlar ama uzaklaşamıyorlar. Uzaklaşmak için irfan yoluna, emri teklifiye, kitaba, sünnete, uymak lazımdır. ÇHU


~~34.9~
اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِنْ نَشَاْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ اِنَّ

فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنٖيبٍ

34/9 Efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum mines semâi vel ard, in neşeé' nahsif bihimul arda ev nusgıt aleyhim kisefem mines semâé', inne fî zâlike leâyetel likulli abdim munîb.

Diyanet Meali:

34/9 Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır:

34/9 Ya Gökten ve Yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilersek kendilerini Yere geçiriveririz, yâhud Gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz hakıkaten onda inâbe edecek (hakka gönül verecek) bir kul için şübhesiz bir âyet vardır