İçeriğe atla
Sebe' 9Cüz 22 · Sayfa 429

Sebe' Sûresi 9. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum mine-ssemâ-i vel-ard(i)(c) in neşe/ naḣsif bihimu-l-arda ev nuskit ‘aleyhim kisefen mine-ssemâ-/(i)(c) inne fî żâlike leâyeten likulli ‘abdin munîb(in)

Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.

Sebe' Sûresi

اَفَلَمْ يَرَوْا “Efelem yerav” Onlar görmezler mi?

Görmezler mi? Gafletleri bu kadar çokmu ki görmezler. Allah’ın ayetlerini hiç mi görmezler? Bu içinde yaşanılan alem 5 duyu ile kavradıklarınızdan ibaret değil, bir de görmedikleriniz göremedikleriniz var oraya yönelin, gördüklerinizden yola çıkarak göremediklerinizi algılamaya çalışın, akl-ı selim ve akl-ı küll yolu ile onları keşfetmeye çalışın, dolayısıyla öncelikle her şeyin gördüğünüzden müteşekkil olduğu düşüncesine itibar etmemeniz gerekiyor.

اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum mines semâi vel ard,” “onlar yerden ve gökten ne kadarını önlerine serdiğimize, ne kadarını da kendilerinden gizlediğimize de ( eflem yerav) bakmazlar mı ( görmezler mi) ?

Ayeti kerime “ Görmezler mi ?” ifadesi ile açık bir yerme ve uyarı vardır. Çünkü “yerde ve gökte” olanların basiret ve tefekkür ufukları ile idrak edilerek bilinmesi böylece açık olan alemler kitabının ve ayetlerinin okunması iman ehlinden istenmektedir. Yerin ve göğün bilgisinin görünenle sınırlı olmadığı, görünmeyenin daha fazla olduğuna vurgu yapılıyor.

Allah’ın varlığı sonsuz olduğu gibi, mülkü de sonsuz ve sınırsızdır. Bütün varlıkta sürekli zuhurdadır. Göklerin ve yerin tümü onun zahiri ve batınıdır. Göklerde ve yerde ne varsa madde ve mana olarak Allah’ındır. Hakikat-i Muhammedî, bütün alemlerde yaygın olarak mevcuttur. Yeryüzü dediğimiz üzerinde yaşadığımız gezegen dışarıdan bakıldığında gökyüzü olmakta, Bizim dünyamıza göre de diğer gezegenler galaksiler gökyüzü hükmüne girmektedir. “Gökten ve yerden ne kadarını önlerine serdiğimizi görmezler mi?” ifadesi ile dikkatimiz, göklerde ve yerde neler olduğuna çekilmektedir. Gökyüzü sonsuz semâvât ve bütün alemlerin nasıl oluştuğunu hiç düşünüp görmezmisiniz? Bunu düşünmeniz için illâ gökyüzünden üzerinize bir parça düşmesini mi bekliyorsunuz. Göklerde de yerde olduğu gibi Âdem-Muhammed türü insan nesillerinin olduğunu hiç düşünüp araştırmayacakmısınız? Adeta yeryüzünde ve gökyüzünde olanların görüş ve müşahede mesafesinde olduklarını bizlere haber verip bunların varlıklarını açık olarak bildirmiş olmaktadır. Gökler ve yerler halkedilmiş ise mutlaka bir hakikati vardır. Ve bu hakikatleri anlayacak idrak edecek yöne doğru insan yönlendiriliyor.

Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz.” Bireysel yönden yeryüzü kişinin beden arzı, gökyüzü ise gönül seması olmaktadır. Tüm bu hadiseler aynı zamanda kişinin varlığında da oluşmaktadır.

Kendi varlığının hakikatine eremeyen, kendini bilip tanıyamayan kimse, beden kutrundan çıkamadığı için bir ömür boyu kendi beden arzına( yeryüzüne) geçmiş ve batırılmış olarak gaflet halinde nefsi benliğine geçirilmiş olarak yaşar. Tâ ki, gökten yani gök ehli, gönül ehli ve aynı zamanda irfan ehlinden kendi beden yeryüzüne aşk ve muhabbet parçaları düşene kadar.

Gökten parçalar düşürülmesi; Levhi mahfuz’da her birerlerimiz için hangi program yapılmışsa onun gök aleminden yer alemine indirilmesi şeklinde düşünebilişriz.

Ayrıca, aşk ve muhabbet ehli kâmillerin hak yolunda dilediklerinin kalplerine sirayet ederek onları beden arzlarından kurtarıp gönül ehli kılmalarıdır. O kişiler de kendi beden arzlarında ve gönül semalarında neler olduğunun nasıl bir süreçlerden geçildiğinin idrak ve şuuruna varırlar, bağlı oldukları kâmil insan makamından kendi gönüllerine fuyuzât-ı ilâhiler düşmeye başlar, böylece de önceki ve sonraki hallerini kıyas ederek “yerde ve gökte” olanların yaşananların neler olduğunu keşfetmiş olurlar. Böylece “ Görmezler mi ?” emir beyanı da yerine getirilmiş olunur. Bu süreçte kişinin beden arzına gönül semalarından gelen ya da düşen ilham ve tefekkür parçaları eski anlayış ve düşünceleri de yıkarak yeni bir ilahi sistem ve programın kendi üzerinde hayata geçmesini sağlar.

“Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.” Kendini bilme ve tanıma yolunda çalışmalar yaparak bir irfan mektebine yönelip seyir edenler hem enfüslerinde hem de afak’ta “yerde ve gökte” Allah’ın ayetlerini bilmiş okumuş ve tatbik etmiş olurlar. ÇHU


~~34.10~
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُدَ مِنَّا فَضْلًا يَا جِبَالُ اَوِّبٖى مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَدٖيدَ

34/10 Ve legad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ, yâ cibâlu evvibî meahû vet tayr, ve elennâ lehul hadîd.

Diyanet Meali:

34 (10-11) Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. "Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm" diye vahyettik.

Elmalılı Hamdi Yazır:

34/10 Şanım hakkı için Davuda bizden bir fadıl verdik: ey dağlar çınlayın onunla beraber ve ey kuşlar! dedik ve ona demiri yumuşattık.