Men kâne yurîdu-l'izzete feli(A)llâhi-l'izzetu cemî'â(an)(c) ileyhi yas'adu-lkelimu-ttayyibu vel'amelu-ssâlihu yerfe'uh(u)(c) velleżîne yemkurûne-sseyyi-âti lehum ‘ażâbun şedîd(un)(s) vemekru ulâ-ike huve yebûr(u)
Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah'a aittir. Güzel sözler ancak O'na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.
Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah'ındır. O'na hoş kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azab vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur.
Fâtır Suresi'nin 10. ayeti, izzetin kaynağını, güzel sözlerin ve salih amellerin Allah katındaki değerini ve kötü niyetli düzenlerin akıbetini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, temel kavramlar üzerinden ilahi kudretin mutlaklığını ve insan eylemlerinin sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'izzet' kelimesini 'yenilmezlik, üstünlük ve güç' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımıyla, gerçek ve mutlak izzetin, yani hiçbir şekilde mağlup edilemez ve her şeye galip gelen gücün sadece Allah'a ait olduğunu belirtir. İzzet arayanların bu gerçeği idrak etmeleri gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'izzet'i 'güç ve şeref' olarak açıklar. Ayetteki 'feli'llâhi'l-izzetü cemî'an' ifadesiyle, tüm izzetin, yani şeref ve gücün tamamının Allah'a ait olduğunu, başka hiçbir varlığın bu mutlak izzete sahip olamayacağını mecazi bir anlatımla ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'izzet' kavramını Kur'an'ın temel değerlerinden biri olarak inceler ve onu 'yenilmezlik, şeref ve yücelik' olarak tanımlar. Bu ayetteki bağlamda, izzetin nihai kaynağının Allah olduğunu ve bu niteliğin O'nun mutlak kudretinin bir tezahürü olduğunu belirtir. İnsanların aradığı izzetin ancak Allah'a yönelmekle elde edilebileceğini ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yascadu' fiilini 'yükselmek' olarak açıklar ve bu ayetteki kullanımının, 'güzel sözlerin' (el-kelimu't-tayyib) Allah'ın katına, yani O'nun kabul ve rızasına ulaştığını mecazi olarak ifade ettiğini belirtir. Bu, sözlerin manevi bir yükselişini simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'su'ûd' (صعود) kökünden gelen 'yascadu' fiilini 'yukarı doğru hareket etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'ileyhi yascadu'l-kelimu't-tayyib' ifadesiyle, Allah'a doğru manevi bir yükselişi, yani güzel sözlerin ve duaların Allah tarafından kabul edilmesini ve O'nun katında değer kazanmasını kastettiğini açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sa'ade' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarını inceleyerek, bu ayetteki 'yascadu'nun sadece fiziksel bir yükselişi değil, aynı zamanda manevi bir mertebe kazanmayı ve Allah katında kabul görmeyi ifade ettiğini belirtir. Güzel sözlerin ve salih amellerin Allah'a ulaşarak değer kazanması anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kelim'i 'söz', 'tayyib'i ise 'güzel, hoş, helal' olarak açıklar. 'el-kelimu't-tayyib' ifadesini, Allah'ı zikretmek, O'na hamd etmek, dua etmek gibi manevi değeri olan, doğru ve temiz sözler olarak yorumlar. Bu sözlerin Allah katında kabul gördüğünü ve O'na yükseldiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tayyib' kelimesinin geniş anlam yelpazesine dikkat çekerek, 'el-kelimu't-tayyib'in sadece lafzen güzel olanı değil, aynı zamanda manen temiz, doğru ve faydalı olan sözleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın rızasına uygun, O'nu yücelten ve insanlara fayda sağlayan her türlü sözü kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tayyib' kavramının Kur'an'daki olumlu çağrışımlarını vurgular ve 'el-kelimu't-tayyib'i 'Allah'a yönelen, O'nun birliğini ve yüceliğini ifade eden, samimi ve doğru sözler' olarak tanımlar. Bu sözlerin, Allah katında özel bir değere sahip olduğunu ve manevi bir yükselişle O'na ulaştığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'amel'i 'iş, eylem', 'salih'i ise 'iyi, doğru, uygun' olarak açıklar. 'el-amelu's-salih' ifadesini, Allah'ın şeriatına ve rızasına uygun olan, faydalı ve doğru niyetle yapılan her türlü eylem olarak tanımlar. Ayetteki 'yerfauhu' (onu yükseltir) ifadesiyle, salih amelin güzel sözlerin değerini artırdığını ve onların Allah katında kabulünü sağladığını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'salih' kelimesinin 'doğru ve faydalı' anlamlarına vurgu yapar. 'el-amelu's-salih'in, sadece dış görünüşüyle değil, niyeti ve sonucu itibarıyla da iyi olan işleri kapsadığını belirtir. Bu amellerin, güzel sözlerin Allah katındaki makamını yükselten bir araç olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'amelu's-salih' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çekerek, onu 'Allah'ın iradesine uygun, ahlaki ve dinî açıdan doğru olan her türlü eylem' olarak tanımlar. Bu ayette, salih amelin güzel sözlerle birleştiğinde, onların Allah katındaki değerini ve kabulünü artırıcı bir rol oynadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mekr' kelimesini 'hile, aldatma ve gizli plan' olarak açıklar. Ayetteki 'yemkurûne' fiilinin, kötü niyetli kişilerin başkalarına zarar vermek veya kendi çıkarlarını sağlamak için gizlice kurdukları düzenleri ve tuzakları ifade ettiğini belirtir. Bu eylemlerin olumsuz sonuçlarına dikkat çeker.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'mekr'i 'birini fark ettirmeden bir şeye sevk etmek' olarak tanımlar ve genellikle kötü niyetli bir aldatma anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yemkurûne' fiiliyle, kötülük yapmak için gizli planlar kuran ve hile yapan kişilerin eylemleri kastedilir. Bu eylemlerin nihayetinde boşa çıkacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mekr'in hem iyi hem de kötü anlamda kullanılabileceğini ancak bu ayette 'es-seyyiât' (kötülükler) ile birlikte kullanıldığı için 'kötü niyetli hile ve düzen' anlamına geldiğini belirtir. Kötülük yapmak için plan kuranların çabalarının sonuçsuz kalacağını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yebûru' fiilini 'helak olmak, boşa çıkmak' olarak açıklar. Ayetteki 'mekru ulâike huve yebûru' ifadesiyle, kötülük yapmak için kurulan düzenlerin ve hilelerin nihayetinde hiçbir sonuç vermeyeceğini, aksine kendi sahiplerine zarar vereceğini ve yok olacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'bevr' (بَوْر) kökünden gelen 'yebûru' fiilini 'işe yaramaz hale gelmek, helak olmak, yok olmak' olarak tanımlar. Bu ayetteki kullanımıyla, kötü niyetli kişilerin kurduğu düzenlerin ve hilelerin, Allah'ın kudreti karşısında hiçbir değerinin kalmayacağını, amacına ulaşamayacağını ve sonuçsuz kalacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'bâra' fiilinin 'helak oldu, telef oldu, işe yaramaz hale geldi' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yebûru' fiili, kötülük yapmak için kurulan düzenlerin ve planların, Allah'ın iradesiyle akamete uğrayacağını, hiçbir fayda sağlamayacağını ve nihayetinde yok olacağını ifade eder.
Fâtır Sûresi
Gerçek izzet-uluvv mekanet yüceliği-yüksekliğidir. Bu da varlıktan fani olup Hakk ile baki olmaktır.
"Kul, 'ene' (benlik) iddiasını terk etmedikçe şerefe eremez."[41]
Eğer kul programı hakk’tan olan salih amel işliyorsa kıldığı namazlarında okuduğu Fatiha sûresindeki “elhamd” ile yemeklerde yemiş olduğu bitki, hayvan ve madde olan yiyecekler ef’âl, esmâ sıfât mertebelerinden hakka miraçlarını yapar ve yükselir. (Murat Derûni)