İçeriğe atla
Fâtır 13Cüz 22 · Sayfa 436

Fâtır Sûresi 13. Âyet

فاطر

Sohbete sor

Yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veseḣḣara-şşemse velkamera kullun yecrî li-ecelin musemmâ(en)(c) żâlikumu(A)llâhu rabbukum lehu-lmulk(u)(c) velleżîne ted'ûne min dûnihi mâ yemlikûne min kitmîr(in)

Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve Ay'ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu, Allah'tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O'nundur. Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.

Fâtır Sûresi

Mesnevi-i Şerifte bu âyet hakkında, Kış olursan sen baharın ihracını görürsün, gece olursan, gündüzün ilâcını görürsün.

“İlâc”, idhâl etmek, girdirmek. Birinci mısrâ’da sûre-i Rûm’da vâki’ (Rûm, 30/50) “Allah’ın rahmetinin eserlerine nazar et! Kış sebebiyle öldükten sonra arzı nasıl diriltir?" âyet-i kerîmesine; ve ikinci mısrâ’da dahi sûre-i Fâtır’da vâki’ (Fâtır, 35/13) “Allah Teâlâ geceyi gündüze ve gündüzü geceye idhâl eder” âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ya’ni, “Sen varlık ve enâniyet sermâyesi olan zâhirî hünerlerine ve zekâvetlerine ve malına ve mansıbına mağrûr olmayıp da, kış mevsiminde bağların ve bahçelerin çiçeklerini ve yap- raklannı ve meyvelerini ihfâ ettikleri gibi, ihfa edersen ve kış gibi olursan, rahmet-i ilâhiyye âsân olan sıfât-ı rûhiyyenin ihracını görürsün; ve gece gibi hâl-i sükûn içinde bulunursan, gündüz gibi olan rûhunun, nefs-i muzlimin üzerine idhâlini görürsün.[58]

Gece fenâfillâh gündüz ise bekâbillah tır. Gecenin gündüz içinde olması hakk’ın kulunda gizlenmesi, gündüzün gece içinde olması kul’un örtünüp gizlenerek hakk’ta fenâ bulmasıdır.

Dünya-arzımızı aydınlatan ve ona hayat veren şemse, diğer ifade ile yani beden arzımızı aydınlatan ve ona İlâh-i hayat veren Rûh şemsi’dir. Ay ise Nûru Muhammedi remzidir. ve Rûh güneşinden aldığı ışığı-ışkı yansıtır. (Murat Derûni)


Güneş ve Ay’ın kanunlara boyun eğmesi ise, Varlığımızda güneş Rûh-u, Ay kalbi, beden nefsimizi, ifade etmektedir. İlmi İlâhiye olan Güneş-Şems, fecr’den itibaren ilmi İlâhiye gecesinde lâtif olan varlık ilimleri ve onların zuhur mahalleri doğmaya ve aydınlanmaya başlar varlıkların tam ma’nâsıyle tesbit edilmesi kuşluk vaktinde olurki yeminin bir hâli de varlıkların kemâli ile ortaya çıkıp zuhur ettikleri zamandır. Bundan sonra ikindiye kadar bu ilân ve şehâdet devam eder sonra zevale dönerek, artık yavaş, yavaş gene kendi bâtın hakikatlerine doğru yola çıkarlar. Bu tecelli ve zuhur o kadar şiddetlidir ki, beşer gözü perdesiz-vasıtasız ilmi İlâhiyye güneşine bakamaz, eğer ısrarla bakmaya devam ederse gözleri bozulur.

İşte bu bakış ve müşahedenin daha kemalli olması için Zât-ı mutlak, mutlak tecelli ve zuhur mahalli olacak ve daha kolay idrak edilebilinmesi için kendisinin yansıtıcısı olan “Kamer-ay”ı devreye sokar ve oradan “Nûr-u Muhammed-î” olarak, daha kolay gözlenecektir, haliyle gene âlemleri aydınlatmaya devam edecektir.[59] “ İz- -T-B- ”

"Gece (zulmât) ve gündüz (nûr), 'el-Vâhid' isminin tecellisindeki ikiliktir. Biri diğerine dönüşürken Hakk'ın 'el-Kayyûm' ismi zuhur eder."[60] 

"Ârif, geceyle gündüzü bir görendir. Zira her ikisi de O'nun mülküdür."[61] 

"Güneş, 'en-Nûr' isminin; Ay ise 'el-Münîr' isminin mazharıdır. Her biri, Hakk'ın emriyle hareket eden bir askerdir."[62] 

"Güneş ve Ay'ın hareketi, zamanın hakikatine işarettir. Her an, Allah'ın 'el-Mübdî' (başlatan) ve 'el-Muîd' (geri getiren) isimlerinin tecellisidir." [63]

Putlar, nefislerin hevâsından doğan hayallerdir. Çekirdek zarı bile onlardan müstağnidir, çünkü hakikatte yokturlar."[64] 

"Güneş, Peygamber'in nûrunu; Ay ise velâyet mertebelerini temsil eder."[65]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)