İçeriğe atla
Fâtır 34Cüz 22 · Sayfa 438

Fâtır Sûresi 34. Âyet

فاطر

Sohbete sor

Ve kâlû-lhamdu li(A)llâhi-lleżî eżhebe ‘annâ-lhazen(e)(s) inne rabbenâ leġafûrun şekûr(un)

Şöyle derler: "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."

Fâtır Sûresi

Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.


Hamdın sekiz mertebesi vardır.

Sekizinci mertebede ise Hamd, ahirette oluşacak olan (livail hamd) “hamd sancağı” nın altına sığınmaktır. Kim ki, bu hakikatleri daha dünya da iken idrak etmiş ise, daha bu günden bahsedilen “hamd sancağı” nın altına yani kapsamı içine girmiş demektir.

Hamd âlemlerin Rabb-ı olan Allah’a mahsustur. Diğer bir bakışla (Hâmd) üçtür.

Birinci yönüyle. Baktığımız da, gerçekten, gerçek hamd-ı kendisi yapar. Çünkü (Hâmid) “hamdedici” odur. Bu mertebe de hamdını kendinden kendine yapar çünkü halkıyyet hükmü bu mertebede yoktur, (Mahmud) da “Hamdedilen” kendisidir. (Hâmid ve Mahmud) kendisidir.

İkinci yönüyle. Baktığımız da, Hakk’tan halkadır. Yani Hakk’ın kulunu övmesidir.

Üçüncü yönüyle. Baktığımız da, halktan Hakk’adır. Yani kulun Hakk-ı övmesidir ki, beşer idrakiyle yapıldığında en zayıfı budur.[110] “ İz- -T-B- ”


Rabbe-nâ ifadesi ile bizim rabbimiz ifadesi ile âyetin rububiyet mertebesinden olduğu anlaşılmaktadır. Şükür “hamd”ın ilk mertebesidir. Ahirette ise yukarıda aktarıldığı gibi “livail hamd” sancağı altında olmaktır. (Murat Derûni)


En büyük hüzün, Hakk’ı unutmaktır." 

"Şükreden, aslında kendi varlığının Hakk’a ait olduğunu itiraf eder."

"Hüznün giderilmesi", fânî varlıktan kurtulup bekāya ermektir.

"Gafûr" perdeleyen değil, hakikati açandır:

Kulun kusurlarını örtmekle kalmaz, onları rahmete dönüştürür.

"Gafûr" ismi, nefsin yokluğunda (fenâ) Hakk’ın varlığını gösterir.

"Şekûr", şükrün asıl sahibinin Allah olduğunu bildirir:

Kulun şükrü dahi O’nun lütfudur.

"Şükür", Hakk’ı müşâhede etmenin ta kendisidir.

Ârifin şükrü: "Bana şükretmeyi nasip eden Rabbime hamd olsun!" Ârifin dili ‘hamd’, kalbi ‘şükür’, hâli ise ‘teslimiyet’tir. Bunların hepsi O’ndandır."

"Hakikî kurtuluş, hüznü de şükrü de Hakk’a vermektir."[111]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)