Venufiḣa fî-ssûri fe-iżâ hum mine-l-ecdâśi ilâ rabbihim yensilûn(e)
Sura üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.
Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
Sûr'a üflenmesi ve kabirlerden Rablerine koşarak çıkış.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sûr, boynuz şeklinde bir borudur. Birinci üflemede her şey helâk olur, ikinci üflemede herkes dirilir. Bu âyette ikinci nefha kastedilir — dirilişin başlangıcı.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ecdâs, kabir demektir. 'Kubûr' ile eş anlamlıdır. Kabirlerden çıkış, ba's (diriliş) inancının en somut tasviridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Nesele, hızla ve ardı arkası kesilmeden çıkmaktır. Enbiyâ 96'daki 'yensilûn' ile aynı kök — kabirlerden sel gibi, çekirge sürüsü gibi fışkırma tasviri.
Yâsîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın kudretini izah eden sıfâti âyetlerdendir.
Âyeti Kerîme mahşerde olacak bir oluşumu anlatmaktadır, Allah (c.c.) herbirerlerimize gerçekten kolaylıklar versin. Sağlığımız yerinde, karnımız tok, gözümüz pek olarak bu Âyet-i Kerîme’leri okumak, anlatmak çok kolay. O gün olacak halleri haber veren bu ön bilgiler ayrıca Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın rahmetlerinden de bir rahmettir.
İsrâfil (a.s.) her an hazır olarak beklediği ve bu sûr’u üfleyeceği belirtilmektedir, bu nedenle kimse vakti tam olarak bilmedinden dolayı bizlerin her an buna hazır olarak hayatımızı sürdürmemiz gerekmektedir.
Özel olarak ise dünyâdaki vaktimiz dolduğu anda Âzrail (a.s.) özel olarak sadece bize bu sûr’u üfleyecektir bu nedenle buna da hazrılıklı olmalıyız. Gerçekçi bir düşünce ile baktığımızda ise görürüz ki bize özel olarak üflenecek olan sûr, genele üflenecek olan sûr’dan daha mühimdir.
Bu sûr’un öküz boynuzu gibi, üflenen yeri dar çıkış yeri geniş olduğu ifâde edilmiştir, günümüzdeki teknolojiler ışığında bu konuda daha birçok yorumlarda bulunabiliriz.
Aslında Âyet-i Kerîme’nin bâtın mânâsında yatan özellik, sûr bizim vücût varlığımızdır. İşte bu sûr’un içerisine nefahi ilâhîyye üflendiği zaman nefsâni mânâda ne varsa hepsini söker atar ve o kişinin nefsinin kıyâmeti
kopar. Bu hâdise gerçeleşmeden de nefsi emmâreden kurtulamayız. İlk önce bir üfleyici gelecek önce “ve nefahtü fihi min rûhi” (15/29) nefhayı ilâhîyyesini üfleyecek ve orada hayat meydana gelmeye başlayacak, bu Âyet-i Kerîme’de belirtilen üfleme ile nefsi emmâre oradan çıkarılacak, başka türlü nefsi emmârenin oradan çıkması kolay kolay mümkün değildir.
O anda onlar beden kabirlerinden çıkarak Rabbi hâslarına gidecekler. Yâni nefsâni güçler kendi Rableri olan Kahhar, Cebbar, Mütekebbir gibi esmâlara gidecekler. İçimizdeki kırıcı dökücü haller bedenimizden çıkarak Kahhar esmâsına, cebriyet üzere bizde olan ahlâklar Cebbar esmâsına dahil olacaklar.